şükela:  tümü | bugün
11 entry daha
  • marksist estetiği, incelerken iki döneme ayırmak gerekiyor: 1934'e kadar olan birinci dönem ve toplumcu gerçekçilik kuramının kabul edildiği 1934'ten sonraki ikinci dönem. marx, engels ve plehanov gibi düşünürlerin, sanat eseri ile ekonomik yapı arasındaki ilişkiyi araştırdıkları birinci dönemde, henüz parti tarafından saptanmış kesin bir görüş yoktu. sovyetler'de çeşitli akımlar bu arada rus biçimcileri bile hoşgörü ile karşılanıyordu. ikinci dönem ise, sanat anlayışının sovyetler'de resmî bir nitelik kazanarak ''toplumcu gerçekçilik'' adını aldığı dönemdir.
    aslında estetik üzerine ne marx bir eser yazmıştır ne de engels. ama genel marksist kuram içinde sanatı ekonomik yapıya bağlamakla marksist estetiğin temel ilkesini yerleştirmişlerdir. marksist estetiğin temel ilkelerini belirlemede ortaya çıkan boşluğu çeşitli vesilelerle, başka eserleri içinde ya da mektuplarında edebiyat ile ilgili olarak söyledikleri sözler oluşturur. örneğin dostu ferdinand lassalle'in franz von sickingen (1850) adlı tragedyası üzerine marx, kahraman olarak, gerici sınıfı temsil eden sickingen'in seçilmesini yanlış bulmuştu. köylü sınıfından çıkan liderleri seçmek daha iyi olacaktı.

    makina çağı öncesi, saray ve kilise kültürünün etkisiyle o zamanın plastik sanatları, birbirini izleyen otoriter ve bireyci çağlar boyunca "geleneksel güzel" kavramının dışına çıkamamışlardı. 19ncü yy’dan 20’nci yüzyıla geçişte özellikle 'uygulamalı sanatlar' çerçevesinde üst üste etkili olan üç anlayış göze çarpıyordu: ulusal romantizm, modern stil ve neoklasik çizgi. yenilikçi akımların, daha çok da fütürizmin ve konstrüktivizmin 1917 devrimi'yle birlikte iyiden iyiye ağırlıklarını koymalarına kadar geçen süreyi onlar yoğurmuştu. bu üç akımın ortak tasaları bir arayışa yanıt bulmaktı . ama hiçbiri yeni çağı ve yeni rejimi göğüsleyebilecek köktencilikte değildi. geleneğe ve geleneği simgeleyen burjuvaziye açık bir reddiye sunan yenilikçiler tabula rasa'dan yola çıkmayı yeğlediler. yanılsamacı sanatın değişmeyen zaman/mekan kuralları ve katı akılcılığının, makina çağında iflas etmiş olduğunu ilan ettiler, bu sayede tatlin ve çevresinde oluşturulan yeni dünya'yı en baştan inşa etme tasarısı: konstrüktivizm ortaya çıktı. lazslo moholy-nagy "konstrüktivizm, görmenin sosyalizmi"dir sözleri tersten okunursa konstruktivizmin, sosyalizmin görme biçimi olduğu söylenebilir. bu amaçla burjuvazinin süslemeci perspektifinin yerine, lissitzky'nin deyimiyle organize bir bakış açısını seçen, 'üretim olarak sanat' sloganıyla yola çıkan konstrüktivistler nesnenin, giysinin ve yapının yararlılığını bütün ilkelerin üstüne yerleştiriyorlardı.
    yalın, pratik, hayata birebir yapışan biçimler işlevi en doğru taşıyacak olanlardı. akımın kuramcısı tatlin; 'malzeme ve çalışma, tekniği öncelemeli' savını geliştirirken, sanatçıyı bir teknisyenin konumuna indirgiyordu. konstrüktivistler 'süs'ü elden geldiğince uzağa iterlerken, tatlin'in öncülüğünde son derece çarpıcı mobilyalar ve mutfak eşyaları ürettiler. 1925'te paris'de açılan uluslararası dekoratif sanatlar sergisi'ne getirilen ürünler avrupalı tasarımcıları hayli heyecanlandıracaktı.
    bu panoramaya bakıp, konstrüktivizmi toplumsal/siyasal bakıştan uzak, teknik-soyutlamacı bir yaklaşım saymak bütün bütüne yanlış olur. tam tersine, bugün bize hayli ortodoks görünebilecek, oysa 1920'li yıllarda doğal sayılan bir katılık taşıyordu konstrüktivist zihniyet. 1922'de yayımlanan konstrüktivizm başlıklı inceleme kitabında, aleksei garı, burjuvazinin karşısına proletarya adına hangi dünya görüşü ile çıkıldığını ve hangi yeni paradigmaları devreye soktuklarını anlatırken alabildiğine kesin bir dil kullanmıştı: 'komünizm, kitlelerin bilinçlenmesinin sosyo-ekonomik düzlemde gerçekleşmesidir' diyordu genç eleştirmen: 'kimi seçecektir, estetikçi mimarı mı? tabii ki hayır. geleceğin kültürü için uzaysal-konstrüktivist binalar yapacak olanlara başvuracaktır.'
    aleksei gan, bir tek binaların değil, komünist şehrin de estetiğe sırt döneceğini, malzemeyi ve tekniği ön plana alan bir mantığın yeni dünyayı hazırlayacağını neredeyse büyüklenerek ileri sürer.
    konstrüktivizm, bütün bu temel-kuramsal yapılanmasına, eğitim kurum larında ve sanatçı çevrelerinde yaygınlık kazanmasına karşın tam anlamıyla bir akım kimliğine bürünemedi; daha çok, yeni ve kalıcı yöntemler getiren bir anlayış sayıldı. tarihi icerisinde bu akima bagli olarak sekillenen en ilginc eser bir proje olarak kalan 3.enternasyonal anitidir. gelecege donuk eser olarakta unlenen bu eser uzay cagi dinanizmine uygun bir dusuncenin urunu olup masif bir spiral olarak teskilatlandirilmisti. icinde bir silindir, bir kup, bir kure asili olup, cesitli mimari mahalleri ihtiva edecekti.bugun ayakta kalan en onemli konstruktivist eser ise moskova'daki, leninin mozolesidir.

    öte yandan bütün bunlar boştur,: stalin'le birlikte, bütün yenilikçi düşler, konstrüktivizm de fütürizm de tarih olacaktır. stalinizm döneminde halktan kopuk ve marksizm dışı olarak değerlendirilmiş, reddedilmiş ve kitlelerin daha kolay anlayabileceği sosyalist gerçekçilik akımı karşısında bastırılmıştır.

    kaynakça:
    enis batur, modernizmin serüveni, yapı kredi yayınları.
    http://209.85.129.132/…tik&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr
    http://www.mimarim.com/…lt.asp?gorev=goster&sec=179
    http://www.gorselsanatlar.org/…dex.php?topic=8249.0
    http://www.felsefeekibi.com/…imlari_yapimcilik.html
    http://www.halksahnesi.org/…/laszlo_moholy_nagy.htm
    http://www.galeribaraz.com/yahsibaraz/george.htm

    akımın önderleri
    vladimir tatlin(1885-1953)
    alexander rodchenko(1891-1977)
    el lissitzky(1890-1941)
    naum gabo (1890-1977)
21 entry daha