şükela:  tümü | bugün
49 entry daha
  • rowling'in bu kitabı hakkında en çok "hiç fantastik öğe yoktu. tamam açıklamıştı gerçekçi olacağını ama gözüm hep harry'i, ron'u, filancayı aradı. hayal kırıklığı :((" eleştirilerine kılım. kadın her yerde bas bas bağırarak söyledi son derece gerçekçi bir roman olacağını -ki dediğini de yapmış- hala neyin peşindeyiz elemanlar?

    bana göre olabileceğinden çok daha kısa olması haricinde hiçbir problemi olmayan, yazarının rowling olduğu da bazı paragraflarda buram buram hissedilen, iyi ki okumuşum diyebileceğim bir kitaptı.

    romanın benim açımdan en önemli karakterleri barry fairbrother, krystal weedon, andrew price, fats/ stuart wall, tessa wall, sukhvinder jawanda, samantha mollison, kay bawden ve samantha'nın korkunç kayınvalidesi shirley mollison''dı, ama hemen hepsi hakkında bir şeyler yazacağım. rowling yarattığı derin derin karakterlerle beni de uzun uzun analizler yapmaya şevklendiriyor var olsun:

    --- aşırı ağır spoiler ---

    barry fairbrother: romanı okurken sık sık "keşke barry ölmemiş olsa, numara yapsa" dediğim ve ilk sayfalarda ölmüş olmasına rağmen romanda en çok yaşayan ve çok benimsediğim karakter. buna değinenler olmuş, bence de dumbledore'un pagford evrenindeki karşılığı gibi adam: müşfik, naturel, kucaklayıcı, vicdan sahibi, esprili, zeki, bunların yanısıra kusursuz da değil. öğretmen olmadığı halde, insanın hayatını değiştiren öğretmenlerden olma kapasitesi var. kız kürek takımı ve fields için yaptıklarıyla, yoktan büyü yaratma çabasında her zaman. en büyük talihsizliği, kyrstal'ın durumunu bildiği halde "o kız barry'nin çelengi için 1 cent bile vermemiş" diyebilecek kadar salak ve düz bir kadın olan marry ile evli olması ve birkaç sene daha yaşayamamasıdır. bbc tarafından çekileceği söylenen dizide kim tarafından canlandırılacağı çok önemli, uydurma cast çalışmamda adayım annemin kuzeninin eşi osman enişte. rowling adeta barry diye osman enişteyi tarif etmiş.

    mary fairbrother: rowling'in nadir yüzeysel bıraktığı karakterlerden biri. 4 çocuk annesi, 30'larının sonunda, sarışın, güzelce ve salakça, pagford ve fields'a biraz da haklı olarak lanet eden bir kadın. tek artı yönü gavin denen kamili öyle bir reddetmesi ki, gavin'ın göt olması.

    krystal weedon: bu kızın kendisi ve içerisinde bulunduğu amansız zavallılık, yoksulluk ve çaresizlik hali les miserables'taki fantine ile yarışır düzeyde neredeyse. rowling'in tarlabaşı'ndan esinlenerek yarattığını düşündüğüm fields denen yer yüzünden ne kadar çabalasa da bok çukurundan çıkamıyor ve günden güne ölüyor bu çok olmasa da zeki, vicdanlı, hayalleri olan kız. asla acıyamadığım terri weedon gibi bir anne, sonunda uğruna öldüğü bebek kardeşi robbie'yi kaybetme korkusu, zekasını ve ikinci barry olma kapasitesini örseleyen, onu alıklaştıran cinsiyeti ve hayatın sillesi bir olup, yırtma şansını da elinden alıyor ve öldürüyorlar krys'i. oysa ne güzeldi cenazesinde sukhvinder'ın onun st.anne ile yaptıkları kürek müsabakasında herkesi nasıl motive edip saha avantajını yok ettiğini anımsaması, kısa hayatında en azından sukhvinder ve barry tarafından, tam olmasa da anlaşılmış, sevilmiş ve takdir görmüş olması. krystal en çok kadın olduğu için öldü, cinsiyeti erkek olsa ne bu kadar korkar, ne çaresiz hayatında çıkış yolunu orta sınıftan birinden hamile kalmak olarak görürdü, ne de ölürdü. ölümü, arkasından yapılan ithamlar, ama en çok ablası anne marie ile tanışma hayali ve fats'ten hamile kalırsa wall ailesinin ona televizyon bile alacağını düşündüğü hayalleri beni yıktı ve çok ağlattı.
    öyle ya da böyle, umarım her krystal'ın bir yırtma şansı olur ve kimse onu elinden alamaz. uydurma cast önerim ise skins'ten megan prescott.

    terri weedon: koca kitap boyunca bu aciz karıya bir an olsun acıdım mı? hayır. yıllar önce sanırım savaş ay'ın programına bir anne müsvettesi ve iki çocuğu çıkmıştı. kadın eski kemal sunal filmlerinde küçük rollerde filan oynamış bir zamanlar. kadının beraber yaşadığı adam önce 16 yaşındaki kızına, sonra da 8-9 yaşlarındaki oğluna tecavüz etmiş, kadın çocuklarına değil inkar eden adama inanmayı tercih etmiş. kızın hamile kaldığı bebek 6 aylıkken anlaşılmış. aldıramamışlar, o bebek o kızın başına yaşadıklarının iğrenç bir hatırası, bir eziyet gibi kalmış, adamın ailesi sonunda bebeği almış ve küçücük kıza "bebeğini görmek istemiyor musun? kardeşim seninle evlenirdi" demişti pislik herifin kevaşe kızkardeşi. tıpkı bu leş ve zayıf karının obbo denen torbacısı ve pezevengi kızına tecavüz ettiğinde "o yapmaz öyle şey" dediği gibi, o kadın da hala kibar olmaya, hala eski sosyetelerdenim demeye çalışan bir halle "savaş bey, çocukların hayal gücü çok kuvvetlidir, bunu (tecavüzü) kendisinin uydurmadığını nereden bilebilirdim, bunun için yuvamı yıkamazdım" gibi bir şeyler zırvalamıştı küçük oğlunun hakkında. doktor raporu gelene kadar inanmamış çocuğa, sırf bir herifin ilgisinden ve herifin getirdiği paradan mahrum kalmamak için. bunun aksini bana kimse savunamaz, işte bu yüzden terri weedon gibi kadınlar ve onların "beni herkes terk etti, ondan böyle oldum" zavallılığına zerre inanmıyorum ve acımıyorum. terri de aynı o ekrandaki gebermesi ve çocuklarının başına bela açmaması gereken yaratık kadar gerçek ve onun kadar zayıf, aciz. sonunda kendi gebermiyor, iki çocuğunun korkunç bir şekilde ölmesine sebep oluyor ve acımaları topluyor. hayat işte bu kadar berbat. cast önerim ise tilda swinton. we need to talk about kevin referansıyla müthiş canlandıracağına inanıyorum.

    robbie weedon: kendisini canı gibi seven ve tek amacı kardeşini fields bataklığından kurtarmak olan ablası ile sırayla ölmeleri, hele aileleri sukhvinder ve howard'ın başındayken, 3.5 yaşındaki robbie'nin hastane morgunda tek başına yatması, o saflığı, bakımsızlığı, üstüne küçük gelen kirli giysileri, götüne sahip çıkamayan annesi yüzünden boğulan minik cansız bedeni, tabutunun üzerindeki çiçeklerden oyuncak ayı beni höyküre höyküre ağlattı. ablalarının bir şansı olsun, ya da sosyal hizmet görevlileri iyi hal dinlemeden aciz analarının babalarının elinden alsınlar ki robbielerin de bir şansı olsun.

    sukhvinder jawanda: dumbledore'un pagford karşılığı barry, beauxbatons'un karşılığı st. anne lisesi, fakat parvati patil'in karşılığı bu kız değil (annesi parminder olabilir bak), hiç heves etmemek lazım. sukhvinder bir çeşit neville longbottom, ama neville'in aksine harika arkadaşları ya da öğretmenleri yok. başarılı bir anne babanın, genetik özellikleri ile acımasızca dalga geçilmesi yüzünden, abla ve abinin popülerliğinin altında ezilmek yüzünden bir çeşit dürtü bozukluğuyla kendini kesip duran küçük kızı. ve tıpkı neville gibi sukhvinder de sonda en önemli hareketlerden birini yapıyor, ilk kez bu sayede ailesinden ve arkadaşlarından takdir görüyor. kitaptaki en iyi, ve geleceği en açık karakterlerden biri.

    parminder jawanda: bu karizmatik ablamız da romanın en sağlam karakterlerinden. kasaba kadınlarının bakıp bakıp mastürbasyon yaptıkları kocası vikram'la ilişkisinin çok derinine inilmemiş, sadece görücü usulü evlendiklerini, 3 çocukları olduğunu, gayet iyi geçindiklerini, başarılı birer doktor olduklarını biliyoruz. kendisini karizmatik yapan unsurlardan birisi, çok net bir sinirlenince ağzına geleni sayma potansiyeli, diğeri de heykel gibi kocasından çok, ufak tefek, tıknaz ve kızıl saçlı, güler yüzlü barry ile bir fikir ve gönül bağını paylaşması. öfkesini biraz kendimle bağdaştırdığımdan sanırım, sevdiğim karakterlerden biri oldu. kendime sari alacağım. cast önerim ise yok.

    vikram jawanda: kendisi hakkında elimizdeki en net bilgi, samantha mollison'ın ayıpçıl hayallerini süslemesi. onun dışında iyi adam diyorlar. asdsa.

    fats / stuart wall: rowling'in favori karakteri buymuş. ben o kadar bayılmadım ama kitabın en akıllı karakterlerinden olduğu bir gerçek. fakat başlardaki o kasırga gibi esen halleri kitabın sonuna doğru durulup sıradanlaşıyor, fats karakteri silikleşirken andrew öne çıkıyor. hele sonlara doğru andrew taşınacak diye hırsından gaia'yı öpmesi filan. son derece ergensel. belki de rowling, fats gibi yaşından büyük düşüncelere kapılanların eninde sonunda ergenlik duvarına tos tos toslayacağını anlatmak istemiş, bilemem. cast önerimse siyah saçlı bir tom felton.

    tessa wall: bu abla da hırsını yemekten çıkarma bozukluğunun altın madalyalı bir örneği. kimse görmezse yemiş sayılmam diyor bile olabileceği çok belli. kitabın iyi fakat iyiliği sığ karakterlerinden, fakat sona doğru bu sığlığı kırıyor ve fats'e "umarım o kızı hamile bırakırsın da tutunacak bir şeyi olur" gibi bir laf ediyor. pejmürde kılığı, kilosu, iyi niyeti ve tek çocuğu için duyduğu kaygıyla bana yakından tanıdığım birkaç güvenilir kadını hatırlattı. komşu, teyze, hala, uzak bir akraba ya da lise öğretmeni olarak, evet tessa da hepimizin hayatında var ve ona acımayla karışık bir saygı ve sempati besliyor, zaman zaman derdimizi anlatma ihtiyacı duyuyoruz. cast önerimse kathy bates'in gençliği, dolores claiborne halleri filan.

    colin wall: adamcağınız hastalığı nedir, şizofren midir tam anlayamadım ama kimde benzer bir hastalık varsa tanrı yardımcısı olsun, fenalar fenası. colin öyle iyi bir adam ki kendini hep suçladığı şeyi ben ona konduramadım, ama rowling bunu da açık bırakmış. sonunda korkunç bir velet olan fats'e sahip çıkması ise takdire şayan mı enayilik mi bilemiyorum..

    samantha mollison: ahahahah hatta asdfdsdfds kitabın beni en eğlendiren karakteri bu ablaydı. gerek koca memeleri ile bir yürüyen östrojen deposu olması, gerek kontrolsüz alkol alımı, gerek vikram jawanda ve one direction'dan hallice bir boybandin solisti hakkında cinsel fantazileri, gerek kocasından ve hayatından illallah ediş tarzı ve insanların hayatına burnunu sokma arzusuyla (gavin kamilinden ayar yemişliği var) çok hoş ve eğlenceli bir karakter. hele sonunda kayınpederinin doğumgününe boyband tshirtü ile gelmesi ve andrew'ya yapışmasıyla beni gülmekten ve zaman zaman empatiden yıkan bir kadındı, cast önerim ise kim kardashian asdfdss vallahi.

    miles mollison: işte bu herif tamm bir çocuklarını kolejde okutan beyaz yakalı. hem de babası sucuk tüccarı olanlardan. iyi niyetli bir tip, şark kurnazı babası ve manyak anası gibi değil, cidden iyi niyetli, ve onu sıkıcı bir hayatın içinde boğsa da karısını seviyor. sonunda aslında kendinden çok babasının istediği koltuğa kavuşuyor, yani hayatı aslında hep başkaları için yaşıyor. miles ve duyguları, hatta bir kişiliği yok gibi.

    howard mollison: nefret edilesi, şişman yaşlı akraba tipinde bir adam olsa da korkunçlukta asla bir shirley mollison değil, hatta zaman zaman eğlenceli de, en azından samantha'yı destekliyor. kendisi ufak çaplı bir feodal ağa yalakası, sinir bozucu, tam bir küçük yerin besili zengin hıyarı, ama ölmediğine sadece o shirley denen frijit kaltak istediği ilgiyi toplayamadığı için sevindim.

    shirley mollison: erkeklere tavsiyem, bu kaltak gibi bir ananız varsa başınızdan atmadan evlenmeyin, samantha gibi kendini ezdirmeyecek bir kadın bulamıyorsanız da evlenmeyin, hatta annenizi yatağında zehirleyebilirsiniz canlarım. kitabın sonunda kocası yerine bu yatağa düşse, ağzı gözü çarpılsa, ve samantha gelip her gün buna ağzına geleni saysa inanılmaz mutlu olurdum, weedon kardeşlerin acısı bile hafiflerdi. koca ve oğul tapıcısı, ataerkilliği canhıraş şekilde besleyen bu gibi karılar var, ama olmasalar çok daha güzel olurdu. ingiliz de olsa yemin ediyorum kendisinin anadolu'nun herhangi bir yerindeki, kız evladı ya da gelini adamdan saymayan, işi gücü koca ve oğul yalakalığından ibaret, hep başkasının mutsuzluğunu arayan ve frijit olduğu için anca bu sayede orgazm olan herhangi bir muhafazakar teyzeden gram farkı yok.
    öyle bencil bir manyak ki, sonunda milleti rahatsız etmesinden tahrik olduğu ghost_of_barry_fairbrother bunun başına musallat oluyor, ve bu anı ölümsüzleştirerek daha çok ilgi görmek için kocasını öldürmeye kalkıyor. kitap sadece bu kadın için bile alınıp okunabilir, tüyleri diken diken edecek derecede başarıyla çizilmiş, çok gerçekçi bir karakter. cast önerimse geraldine mcewan

    andrew price: kitabın en sağlam karakterlerinden biri de, sadist bir baba ve iğrenç derecede koca delisi bir anneye rağmen bu kadar güçlü, düzgün ve iyi kalpli kalabilen bu çocuktu. cinselliğe olan merakı, ama bir yandan da gaia'nın ruhunu merak etmesi ve ona değer vermesi, kendi kararları, sırları ve duruşuna sahipliği, sessizliği ve sakinliği, babasından intikam alma yolu ve hayata hep umutla bakışıyla ben çok sevdim onu. sonunda hilltop housedan, fats'ten, ve pagford'tan uzaklaşmasına ve londra'ya yakınlaşmasına sevindim. yine de içten içe hep sevgisini bekledikleri babaları ölse kesinlikle daha çok sevinirdim.

    ruth price: işte bu kadını, katranda bekletilmiş meşe odunuyla sabahlara kadar döveceksin. terri weedon'ın bir çeşidi de bu "ay kocişim beni seçti, kocişim de kocişim" manyağı. adam ne yapsa haklı, çocuklar ne kadar dayak yeseler haksızlar. kitaptan sonraki hayatlarında o herifin bunu görkemli bir şekilde ortada bırakmasını umuyorum, hatta kadının biriktirdiği parayı alıp kaçabilir de. allah belanı versin ruth. cast önerim claudie blakley, kadının suratından eziklik ve koca hayranlığı akıyor adeta.

    simon price: bu şerefsiz hakkında söylemek istediğim tek şey, bazen bir dexter'a çok ama çok ihtiyaç olduğudur. kafasız ve cahil adamların egolarını hayvan gibi şişiren aptal karılardan biri yüzünden tam bir saykopat haline gelen bu herifi dexter'da rita'nın şerefsiz kocasını oynayan herif oynasın, başka bir şey demiyorum.

    kay bawden: kay'i pek çok kız arkadaşıma örnek olarak göstermek istiyorum: "bakın sürekli ilgisini çekmek, sevilmek, en azından saygı görmek için, hatta bazen başbaşa bir akşam yemeği yemek için bile sürekli yalvar yakar olduğunuz, gözünün içine baktığınız, her kötü anında yanında olmaya çalıştığınız, ama sizi koluna takıp gezmekten imtina eden o heriften size asla hayır gelmeyecek, sonunda kay gibi, işe yaramaz herifin teki için düzeninizi bozmuş, asla yetmeyecek şeylerle yetinmiş, aşağılanmış ve kullanılmış olacaksınız. gözünüzü seveyim yapmayın. ne kadar başarılı, iyi kalpli, bilinçli kadınlarsınız oysa ki" demek istiyorum. kay sonunda gerçekçi olmayı ve gavin karşısında güçlü durmayı başarıyor ve takdirimi kazanıyorlar ana - kız.

    gaia bawden: bu da tam bir ergen, bazen annesinin annesi oluyor, eğlenceli bir tip. londra'ya dönecek olmasına sevindim, çünkü pagford'a asla yakışmıyor. bunu da sex and the city dizisindeki at suratlı moda ikonu karının gençlik yıllarını anlatan dizideki ay yüzlü, fındık burunlu bebe oynayabilir. zaten at suratın gençliği olarak hiç inandırıcı değil.

    gavin: sap gavin, kamil gavin, tam bir şerefsizsin gavin, ama bir o kadar da normalsin. tipik modern, open relationship yanlısı, bir kadına "benim için düzenini bozma" diyecek cesareti bile olmayan malın tekisin. etrafımızda senden de binlerce var, yani binlerce dansöz var gavin. mary seni kusmuk gibi reddetti, sonra da kay'den ayarı yedin ya, inanılmaz mutlu oldum. allahın kamili. cast bile yok o kadar tipsizsin.

    --- aşırı ağır spoiler bitti ---

    eh ne diyoruz, bize bu kadar yazdırdığına göre long live rowling!
38 entry daha