şükela:  tümü | bugün
  • kağıdın yanma derecesi
  • filmini çok merak ettiğim, bi kitap okudum hayatım değişti kitabı."give the people contests they win by remembering the words to more popular songs or the names of state capitals or how much corn iowa grew last year. cram them full of noncombustible data,chock them so damned full of facts they feel stuffed, but absolutely brilliant with information."
  • ray bradbury bu kitabı daha evvel yazdığı 'şenlik ateşi' , 'parlak anka' ve 'yaya' gibi kısa öykülerini derleyip toparlayarak ortaya çıkarmıştır.kitap bilim kurgu olarak çok iyi düşünülmüş başarılı olmuştur.fakat edebi açıdan aynı şeyi söylemek mümkün değil bence.

    kitabın oluşumunda kullanılan yaya öyküsünün oluşumuna değinmek istiyorum.ray bradbury başından geçen bir polis diyaloğu üzerine bu kısa öyküyü yazmış.diyalog şu şekilde gelişiyor.
    (yazar l.a. wilshire'da başka bir yazar arkadaşıyla yürüyüşe çıkmıştır)
    polis arabası yanaşır ve ne yaptıklarını sorar
    yazar tüm ukalalığıyla "ayaklarımızın birini diğerinin önüne koyuyoruz" der , polis memuru sorusunu tekrarlar, yazar bu sefer cevap olarak "havayı soluyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz, yürüyoruz" der ve devam eder "bizi durdurmanız mantıksız. eğer bar soymak veya dükkandan bir şey çalmak isteseydik araba kullanıyor olmamız gerekirdi. soymuş, çalmış, uzaklaşıyor olurduk. gördüğünüz gibi, arabamız yok, sadece ayaklarımız var"
    polis memuru "demek yürüyorsunuz.. sadece yürüyormusunuz? " diye tekrar sorar
    yazar başıyla onaylar
    polisse "pekala bir daha yapmayın" der ve arabasıyla uzaklaşır.

    bu kısa diyalogtan öykü çıkartabilen yazarın bi dönemde olsa türkiye de yaşamasını isterdim. güzel yurdumuzu tanıdıktan* sonra bırakalım kısa öyküleri cilt cilt romanlar yazıp bilim kurgu dünyasında bir numara olmaz mıydı.elbet olurdu diyorum ben.

    kendinden ayarlı edit : ulan adam daha naapsın !! bilimkurgu camiasının 3-5 kral yazarından biri olmuş sen hala türkiye bilmemne diye ötüyorsun!
  • 232,8 c
  • "... bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. yakın gitsin. silah ateş etmesin. adamın kafasını koparın. iyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? ben mi? ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile... sonunda tüm dünyada evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, eski amaçla itfaiyecilere gerek kalmadı. o zaman onlara yeni bir görev verildi; barışın koruyucuları olarak, resmi sansürcüler, yargıçlar, infazcılar oldular. işte sen ve ben bunlardan biriyiz..."

    arka kapak yazısı
  • 1966 da çekilen, filmin aslinda 12 mart ve 12 eylül sonralarını anlattığı anlaşılınca yasaklanan film
  • mart'ta yeni baskısı çıkmış, kitabın kapağı değişip büyümekle kalmamış çevirmeni de dost körpe olmuş. öncelikle bu adamın katlettiği çevirilerden bazıları: (bkz: #74553923) (bkz: #74463775)
    bu yeni çeviriyi de ithaki'nin sitesindeki ön okumadan incelemeye başladım.

    birincisi bir önceki baskıda yer alan ve kitabın orjinalinde de bulunan ray bradbury'nin önsözünü neil gaiman'ın sunuş yazısıyla değiştirmişler. bu hayvan gibi spoiler veren sunuş yazısı bir önceki baskıda kitabın sonunda yer alıyordu. ayrıca ray bradbury'nin kitabın ortaya nasıl, hangi süreçten geçerek çıktığıyla ilgili yazısını hepten silmeleri düpedüz aptallık. adam orjinaline yeni önsöz bile yazdı, ben bu baskıda o önsözü güncellemelerini beklerken adamlar hepten silmişler.

    ikincisi kitabın daha girişinde yer alan -ki bu söz beni bu kitabı okumaya iten ana etkendir- "eğer sana çizgili bir kağıt verirlerse, sen öteki türlü yaz." sözü dost körpe tarafından "çizgili kağıt verirlerse, yan çevirip yaz." diye tercüme edilmiş. juon jamon rimenez'in bu sözünün orjinali şöyle "if they give you ruled paper, write the other way." senin çevirindeki "they give you" nereye gitti lan "you" ne demek lan, hiç mi ingilizce bilmiyosun? bir önceki çeviriyle aynı yazmam, ben koskoca(!) dost körpe'yim diye niye bu kadar bokunu çıkarıyosun kitabın?

    şimdi daha kitabın ilk paragrafından iki çeviriden de örnek vereceğim. daha ilk paragrafı bakın, okuyucu bunu görüp kitabı okuyup okumayacağına, kitaba devam edip etmeyeceğine karar verecek.

    bu kitabın bir önceki baskısındaki zerrin kayalıoğlu ve korkut kayalıoğlu çevirisi:

    bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu. elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalıntılarını yok etmek için ateş ve alevin tüm senfonilerini olağanüstü bir şekilde yöneten bir orkestra şefinin elleriydi.

    bu da körpe çevirisi:

    bir şeylerin yendiğini görmek, karardığını ve değiştirildiğini görmek özel bir zevkti. pirinç hortum başı yumruk olmuş ellerindeyken, bu büyük piton zehirli kerosenini dünyaya tükürürken, kendisinin başı kanla zonklarken ve tarihin paçavraları ile kömürleşmiş kalıntılarını alaşağı eden elleri tutuşturmanın ve yakmanın tüm senfonilerini çalan muhteşem bir orkestra şefinin elleri gibiyken.

    ilk cümleyle ikinci cümle belli ki birbiriyle alakalı, yani senin salak yorumunla öyle. öyleyse bunları noktayla ayıramazsın. ayrıca orjinalinde yer alan, ilk cümledeki "eaten" ilk baskıda "yitirilmiş" körpe baskısıyla "yenmiş" olarak çevrilmiş. bunun cümlenin anlamına bakarak hangisinin doğru olduğunu çıkarabiliriz sanırım.

    diyeceğimin özeti şudur ki, bu adamdan okuduğunuz bu çeviri, bir ray bradbury çevirisi değildir. çevirmenin kendisinin salakça bir yorumudur.

    son olarak bir cümle daha eklemek istiyorum daha iyi anlayın diye, ilk sayfadan yine.

    ilk baskı: "montag, alevin dokunuşuyla irkilip geri çekilen tüm insanların kızgın sırıtışıyla sırıttı."
    körpe çevirisi: "montag hafifçe yanan ve alevler karşısında gerilemek durumunda
    kalan insanların vahşi sırıtışıyla sırıttı."

    bir çevirmenin görevi aynı zamanda yazı yazabilmeyi, cümle kurabilmeyi bilmesidir. bu üç etti, bu çevirmen kılıklı adamla mücadelem devam edecek.

    kısaca, dost körpe iyi bir çevirmen değildir. dost körpe kötü bir çevirmen de değildir. binaenaleyh, dost körpe bir çevirmen de değildir.

    edit: simdi gordum, bülent özgün adli bir arkadas soyle bir yazi da girmis, burdan detayli bir sekilde gorebilirsiniz. arkadasin inceledigi yerden bir ornek:

    orjinal: “and most of the time in the cafés they have the joke-boxes on and the same jokes most of the time…”

    körpe: “kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor…” (s. 51)

    yorumu: 1930’lardan itibaren amerika’da kafelerde jeton atarak dilediğiniz müziği seçtiğiniz makineler kullanılmaya başladı. bunlara ingilizce “jukebox” deniliyor. bradbury’nin “joke-box”ı bu makineye gönderme yapan bir kelime şakası. çeviride bu şaka yok oluyor. dipnot verilebilirdi.

    nasil bir seviyede ceviri okudugunuzu umarim anlamissinizdir. ingilizce'yi senden benden iyi bilmiyor adam da, muhtemelen siz kendiniz cevirmeye calissaniz daha iyi cevirirsiniz.
  • sanıldığının aksine 1984ün muadili olmayan dystopia. 1984 anti-komünist bir hissiyatla yazılmış ve reel sosyalizm eleştirisini merkeze koymuşken söz konusu eser bariz bir şekilde gelişkin kapitalizmi ve tüketim toplumunu hedef alır.
  • ray bradbury'nin en onemli eserlerinden biri.

    ray bradbury yazdigi eserler icersinde bilim kurgu'ya en yakin olaninin fahrenheit 451 oldugunu soyler. bir soylesisinde mars kroniklerinin tamamen hayal urunu bir bilim kurgu oldugunu, icinde bilimle hic bir sey olmadigini ama fahrenheit 451'in daha oturakli oldugunu belirtmisti.

    kitabi yazarken -kitabin yazilmasina ilham veren hikaye bir arkadasi ve polisle arasinda olan tartismadir- kitaplarin kac derecede yanacagi konusunda arastirma yapmis. kimya fakultelerinden, profesorlere kadar bir suru kisiye danismis ama doyurucu bir yanit alamamis. sonra bir tanidigi itfaiyeyi arayip sormasini soylemis. o da itfaiyeye telefon acmis ve kitaplarin kac derecede yandigini sormus. itfaiye memuru bir dakika deyip ayrilmis telefonun basindan. geri dondugunde fahrenheit 451 demis sonra bu da kitaba iyi bir isim olmus.

    ama kitaptaki itfaiyecilere bicilen kitap yakma rolu, bu konusmadan degil, ray bradbury'nin ailesinde bir suru itfaiyecinin olmasindan, kucuklugunun bu insanlarin arasinda gecmesinden kaynaklanmis. bradbury bir gun kendi kendine "ilerde atese dayanikli evler olursa, issiz kalan itfaiyeciler ne yapacaklar?" diye dusunurken, kitabinda boyle bir cozum bulmus onlara.

    kutuphanelerin, kitaplarin yakilmasi olayi da bradbury'nin otodidakt olmasindanmis. kendisi oyle universitelerde egitim alma imkanina ulasamamis, omru hep kutuphanelerde, kitaplarla kendi kendini egiterek gecmis. bu yuzden kutuphaneler ve kitaplar onun icin ozelmis vs. vs...

    film versiyonu ne yazik ki francois truffaut'un zayif eserlerinden biridir. ama zamanina gore iyi kotarilmis bir filmdir. her ne kadar filmde yaratilmaya calisilan "gelecek", biraz yaraticilik yoksunu, yavan ve soguk kalsa da, kitapsiz bir toplumdaki insanlarin dusdukleri yabancilasma duygusunu bir olcude yakalamis gibidir. bana kalirsa truffaut'un ilk hollywood calismasi oldugu icin (yanilmiyorsam oyleydi), produksiyon sirketinin cikarlari ugruna bazi konularda kendi yaraticiligindan odun vermis olmasina bagliyorum filmin eksik kalan yanlarini. tabi konusu itibariyle, kitapsiz bir dunya tasviri yaratan bir "kitabi" sinemaya uyarlamak, herkesin kolaylikla altindan kalkabilecegi bir is degildir. sanirim filmin en zayif tarafi da, isledigi konunun medium'un kendisine (sinema'ya) ters dusmesidir. film zaten gorsel bir arac oldugu icin kitapsiz bir dunya tasviri yapan bir eseri gorsel bir aracta basariyla uygulamak hemen hemen imkansizdir bence.

    buna ragmen tek bir noktada truffaut kitabin icerigini medium'un kendisine uyarlamayi basarmistir; bu da filmin dogrusunu soylemek gerekirse tek ilginc tarafi olan baslangic jenerigidir. filmin tanitimi alisilagelmis bir sekilde yapilmaz, nasil yapildigini da soylemiyeyim spoiler'a girer, en iyisi filmi bulun ve seyredin.
  • "şimdi herşeyi görmek istiyorum- ve onların hiçbiri, içime aldığımda benimle ilgili olmasalar da, bir süre sonra, içimde birleşerek ben olacaklar." r. bradbury- fahrenheit 451
    (yukarıda görmek, bilmek ve okumakla genişletilse ek$i sözlük felsefesi de olabilir gibi değil mi?)