1. fakirin zamanında bu belgeye cıkıs denirdi,sanki universite askerlik ya da mapushane gibi bir yer ve siz terhis ya da tahliye olmussunuz gibi cıkıs alınırdı.askerlik subelerinin diplomadan cok asina oldukları belgede denilebilir.
  2. bendeki yaklaşık 6 senedir, geçici geçici duruyo öyle bi kenarda, hattatların yazdığı diplomaya bi türlü sahip olamadım, hakkımı kaybeder miyim acaba?
  3. vakti zamaninda kou denilen nacizane dagbasının duman almayan kosesine kampus dikmis kurumu tarafından tarafıma verilmis belge. ne bereketli bir seymis ki gunler gecip gitsede belgecik geciciliginden hic bir sey kaybetmiyor, geciyorda geciyor. son kullanma taririhinin olmaması ise en guzel yani, bu nacizane belge varken diploma denilen nanenin verilecek kurum tarafından alınıp, kıvrılıp kıvırılıp kıvırcık salatada kullanması daha hayırlı olur.
  4. mezun olup akabinde iş bulmanın sevincini yaşatmayan bürokratik kabustur. transkript ve özellikle de vakıf üniversitelerinde öncelikle banka formu kaşeletilir, borç harç kalmadığına dair aklanıp paklandıktan sonra en zor level a atlanılır.
    ilişik kesme formu bölüm başkanına, idari ve mali işlere, bilgi işlem merkezine, kütüphaneye, kulüpler birliği başkanına ve de erasmus koordinasyonuna imzalatılır, en son da dekan'a imzalatılıp kaşeletilir. nüfus fotokopisiyle beraber 2 vesikalık foto ve öğrenci kimliği de verildikten sonra pasoyla da vedalaşman istenilir, "ama daha 6-7 ay süresi daha var... ama aktarma... ama sinema, öğrenci tarifeleri? ühüh..." şeklinde yakarmalara öğrenci işleri sempatik de bir tavır takınmaya çalışarak "biz de emir kuluyuz" şeklinde cevap verir.
    en son yönetim kurulunun da kararından geçtikten sonra bu belgenin alınabileceği öğrenilir ve birkaç hafta bekleyedurulur.
    belgenin aslı saklanmalıdır ve fotokopileri ise verilecek kuruma hazır edilmek üzere noter ve benzeri başka bürokrasi yollarına düşülür. bu kısırdöngüde "kafka sendromu mu var bende a.k.!" diye kendi kendine konuşmaya başlamak işten bile değildir.
  5. diploma almak için tekrar gereken belgedir. geçen yaz bunu acı bir tecrübe ile öğrendim. boş yere gittik o kadar yol. diplomamı yine vermediler bu belgeyi iade etmeyince. *
  6. insanı 7 yıllık üniversite hayatında hiç uğramadığı kütüphaneye imza için gitmek zorunda bırakan belge.
  7. ulan bu belgeyi almak için neler çektim allah bilir.gelin görün ki resmi kurumlar dışında özel sektörle işiniz varsa sizden kimse diploma,çıkış belgesi,geçici mezuniyet belgesi sormuyor daha doğrusu soruyorlar da gel,getir şunu bir görelim demiyorlar.

    -ne mezunusun?
    +uludağ maliye
    -dört yıllık di mi o?
    +evet
    -tamam o zaman.

    bu diyalog,iki kere oldu.
  8. tanrının acımasız sabır testlerinden biri. hamlaşmış kasları aktive etmenin sağlam yollarından. gazi üniversitesinden alınca askerlikten gün sildirmesi gereken zulüm.

    dün, sabahın köründe elime tutuşturulan, üzerinde ayrı ayrı yerlerden onaylanması gereken altı kutucuk bulunan bir kağıtla gün boyu süren kapsamlı bir ankara turuna çıktım. fakültenin öğrenci işlerinden, ''sen okul bitti sanıyorsun ama asıl çilen şimdi başlıyor'' diyen yeşilçamın facia habercisi sesiyle başlayan kaos, rektörlüğün öğrenci işlerindeki görevlinin eksik belgelerimi saymaya başlamasıyla trajediye dönüştü. sanki benden amerikanın gizli ticaret anlaşmalarını bulmamı ister gibiydi.

    ama beni en çok yarayalan, katkı payı birimini onaylatmak için gittiğim bölümdeki yaşlı görevlinin, ''gazi mezunusun di mi çocuğum?'' diye sorması oldu. mor renkli, eski filmlerdeki mahkeme dosyaları gibi olan binlerce dosyanın arasında tozlu rafların içinde bütün gün oturan bu yaşlının ne kadar sıkıldığı belli oluyordu. muhabbete aç, iki sıcak sohbete aç olduğu belliydi. katın çalışanları genelde genç ve öğrencilere karşı ilgisizdi. o, yaşıtı olmadığı için tıkılıp kaldığı odada öğrencilere elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyordu. muhabbet etmek için saçma sapan o soruyu bile sormuştu.

    hem banka hem öğrenci kartı olan akıllı kartımı iptal ettirmek için 20 ytl de akbank'a domaldıktan sonra, alakam olmayan kütüphaneden de bağımı kopartıp tekrar merkez binadaki öğrenci işlerine döndüm. eski öğrenci kimliğimini de iade etmem gerektiğini söyledi. ''yok'' dedim. o zaman kaybettiğime dair gazete ilanı vermem gerektiğinden bahsedince aklımdan ertuğrul özkok geçti. ''ne alaka mına koyim'' deyip çıktım oradan. henüz yüzde 20 sini tamamladım. bi üşengeçlik çöktü. yarın hallederim gerisini.
  9. kendisine başvurabilmek için sarfettiğim çabanın 7'de 3'ünü kariyer planları yapmak için harcasaydım, bugün önemli bir şirketin spor giyimli, bütün çalışanları tarafından sevilen, espritüel, şirkette çalışan bekar bayanların gözdesi ashton kutcher kıvamında bir endüstri mühendisi olabilirdim.

    çarşamba günü sabah saatlerinde başlayan mezuniyet belgelerini toplama turum, bugün öğlen saatlerinde merkez kampüs öğrenci işlerinde son buldu. ikinci günün sonunda şöyle geriye dönüp baktığımda, hayatımın bu dilimine kadar olan kısmında ihtiyaç duyduğum belgelerin neredeyse iki katını topladığımı görüyorum. kendimi görüyorum ve arttırıyorum. sabah saatlerinde, merkes kampüs öğrenci işlerinde mühendislik fakültesi öğrencileriyle ilgilenen, sezen aksu ya sezen diyen hafif kilolu kadin görevlinin önünde dikilirken, bütün belgeleri tamamladığımı sanıp kadının muhtemel cevaplarına karşı yapabileceğim esprileri düşünüyordum. kadın; ''mezunlar bilgi bankası çıktın eksik'' diyerek esprinin kralını yapıp beni orada nakavt edince tekrar vurdum kendimi yollara.

    kampüsteki kütüphaneye gidip bu çıktıyı nasıl alabileceğimi gördüğüm her canlıya sordum. netice alamayacağımı düşünürken insanlığın son harikası bir bayan görevli, daha önce de birkaç kişinin aynı sorunla karşılaştığından bahsedip ne yapmam gerektiğini tane tane anlattı. kütüphanenin üçüncü katındaki fotokopi odasına girince beni ankaralı namık karşıladı. ''merhaba ben mezunlar bilgi bankası çıktısı alacağım da, burayı tarif ettiler'' şeklindeki yakarışıma , ''gel yeğenim ya hele bir otur soluklan'' cevabını verince, ''ulan namık da mı sözlükte yazıyor'' diye düşünüp oturdum. iki çay söyledi. üniversitenin sorunlarından bahsetti onayladım, iki yıl önce kendisini terkeden nişanlısını anlattı ''senin gibi adama yapılır mı abi'' deyip destekledim, komik bir askerlik anısını sıkıştırdı araya güldüm. bir şey daha anlattı ona da güldüm. sonra, ''kardeş bu hüzünlü bi hikayeydi'' dedi. utandım.

    ''abi benim çıktıyı bi halletsek'' dedim, tıkır tıkır yaptı işimi. hayranlıkla takip ettim, hiç alakası olmadığı halde sırf insanlara yardım edebilmek için öğrendiği bu işlemleri benim için yapmasını. teşekkür edip, helalleşip çıktım. tekrar öğrenci işlerine döndüm. sezenci abla, ''hayrola çok koşturmuşsun'' dedi. ''hehe biraz öyle'' dedim. o sırada ufak siyah radyosundan ıssız adam müziklerinden biri çalmaya başladı. ''bakalım sen kimmişsin'' deyip sırıtmasından ve müzikten cesaret alarak, ''ıssız adamım ben'' dedim. ters ters baktı ve ''belgelerin tamam iki haftaya çıkar çıkışın'' dedi ve kamusal alanda yapmaya çalıştığım şirinlik neticesinde bir kişiyi güldüremenin verdiği çöküntüyle yollara vurdum kendimi. artık öğrenci değilim.

geçici mezuniyet belgesi hakkında bilgi verin