şükela:  tümü | bugün
803 entry daha
  • doğumunun 70. yılında bizi - hala - güldürebilen.
  • google da doğum gününü hatırlamış. nur içinde yatsın
  • sadece gulerek milyonlari guldurebiliyordu. gerci hala gulduruyor.

    cok buyuk insandi.
  • ilyas salman'ın tanımladığı gibi anası ağlayan milleti güldüren adamdır.
  • türkiye' ye gelmiş gelebilecek en komik sanatçı
    "nur içinde yat canım benim"
  • iyi ki doğmuşsun, iyi ki varmışsın üstad. huzur içinde yat.
  • yaşasaydı bugün 70.doğumgününü kutlayacaktı. barış manço ile birlikte hayatta olmasını en çok istediğim ünlüdür kendisi. geçenlerde eşi gül sunal gazetede çok hoş bir anısını anlattı (okulda çocuklarıyla inek şaban'ın çocuğu diye dalga geçmeleri hakkında): "bir gün ali okuldan geldi, çantasını yere attı, “hepsi senin suçun” dedi... anlamadım. “cüneyt arkın ile evlenebilirdin” dedi. ona “bakkal gazi” diyordu. o güçlü ya, o yüzden onunla evlenmemi istiyordu."
  • şu röportajı okuyunca kendisi ve aile hayatı hakkında daha bi fikir sahibi olabileceğiniz, komediyi de dramayı da hakkını vererek oynayan, hemen hemen tüm filmlerini tekrar tekrar izletebilen güzel insan.

    "neyi sevdiğinizi biliyorsanız mutlu oluyorsunuz. şimdi mutlu olmamalarının nedeni doyumsuzluk."

    linki açamayanlar için röportajın seçme bir kısmı:

    "kitabın adı ‘kemal, hadi gel bi kahve içelim’, hep böyle mi derdiniz birbirinize?
    slogan gibi bir şey. ben sürekli söylenirdim, kemal sadece dinler, onunla kavga edilmezdi. sonra dönüp, “hadi bi kahve içelim” derdi. ama benim içimi boşaltmamı beklerdi. ya da “bir daha seninle konuşmayacağım” diyerek kapıyı çarpar giderdim. çarparım, açarım, “kahve yapayım mı içelim mi?” derdim. hatalıyım, özür dilerim değil de “bir kahve yapayım içelim mi?” birçok şeyin yerine geçen bir cümleydi bu. bu arada kahveyle işimiz yok, söyleyemediklerimizin bahanesiydi o.

    mutlu bir aile hayatınız varmış…
    şimdiki evliliklere bakıyorum. daha net görüyorum. biz çok mutlu yaşamışız.

    sizce filmlerinde sistem eleştirisi var mıydı?
    o, sisteme çok naif bir şekilde başkaldırdı. politika konuşmayı sevmezdi. 36’ncı kata yürüyerek çıkan adam tanıyorum. “bu ülkenin kahrına senin sayende katlanıyoruz” diyorlardı. geçen gün stockholm’de biri ezo’ya, “bana babanız baktı” dedi. ezo da şaşırdı, “nasıl yani” dedi. cevap: “ablam çalışmak zorundaydı, babamı kaybettik, annem çalışıyor. iki kemal sunal filmini arka arkaya koyar, giderlerdi. bilirlerdi ki ben onları izlemeden oradan kalkmam.”

    ev dışında yemek yemeyi sevmez miydi?
    hiç sevmezdi. seyahate gidiyorsa arabanın bagajına pazartesi, salı, çarşamba yenecekler diye yemekleri koyduğumu hatırlarım. tatlı bile koyardım. illa evden olacak yemek.

    paranız yok ama neşeniz varmış. bugün sanki paramız yoksa neşemiz de yok…
    neyi sevdiğinizi biliyorsanız mutlu oluyorsunuz. şimdi mutlu olmamalarının nedeni doyumsuzluk.

    birbirinizi kıskanır mıydınız?
    bunu geçen gün çocuklar da sordu. vallahi hiç aklımıza gelmedi birbirimizi kıskanmak. çok da güzel kadınlarla film çekti. mesela ben hiç film setine gitmedim. hiçbir arkadaşımın kulisine girmem. kendilerine özel şakaları olur. böyle bir şey varsa onu görmekten hoşlanmam. ikincisi kocana güvenmiyorsan bırakacaksın. bana ağır gelir, yanında kim var diye sormak bile. o da sormazdı. özgürdük aslında ama ikimiz de bir yere gitmiyorduk. bodrum’a gidiyordu 10 günlüğüne, iki gün sonra geri dönüyordu. “yetti bu kadar” diyordu, demek ki huzurluyduk evimizde. çok da eğleniyorduk.

    bu kadar prensip, etrafında yaşayanları sıkıntıya sokar mı?
    ama öyle bir havası yoktu kemal’in. başka bir işte çalışıyor gibiydi. çok sonra fark ettik ünlü olduğunu. star havası yoktu. bizim mutluluğumuzun sebebi de bu mütevazılıktı. canımızın istemediği hiçbir şeyi yapmadık biz.

    inek şaban’ filmi çocukların hayatını biraz zora sokmuş sanırım…
    “ineğin çocuğu” diye çok dalga geçiyorlardı. bitişiğimizde lise var, sürekli kemal ile arkamızdan “mö mö” diye bağırıyorlardı. kemal bozulmazdı ama çocuklar içerliyormuş demek ki… bir gün ali okuldan geldi, çantasını yere attı, “hepsi senin suçun” dedi… anlamadım. “cüneyt arkın ile evlenebilirdin” dedi. ona “bakkal gazi” diyordu. o güçlü ya, o yüzden onunla evlenmemi istiyordu.

    cimri diyorlar, doğru mu?
    hiç değil. o cimrilik nereden çıktı bilmiyorum. belki toplayıp herkesi dışarı yemeğe götürmüyordu ama bizim evimiz herkese açıktı. bize çok açıktı. alışveriş yaparken çek karnesini imzalar, üstünü boş bırakırdı. sormazdı bile. cimrilik ne demekse, bilmiyorum. tutumlu belki. ben de tutumluyum. savurmak yoktu. belki gövde gösterisi yapmıyordu ama bütün aileye yardım ederdi. öldükten sonra çok çocuk okuttuğunu öğrendim. anlatmayı sevmezdi. daha da saygı duydum. belki bunları anlatsaydı, cimri denmeyecekti.

    çiğköfteyi tavana atan tek tanıdığım ünlü ibrahim tatlıses’ti. kitaptan öğrendim ki kemal sunal da öyleymiş…
    ooo bütün aile. akıllarına geliyor, sadece tavana değil, duvara her yere atıyorlardı. sonra sofrada ne bulursa atmaya başlamışlardı. oyun oynuyorlardı. böyle eğlenceler olunca, dışardaki eller havaya bizi kesmiyordu, evde çok eğleniyorduk.

    “ölmeseydi, keşke şunu da yapabilseydik” dediğiniz bir şey var mı?
    çok şükür ki yok. ben ölseydim o da aynı şeyi söyleyebilirdi. biz birbirimize çok şey yapmadık, tek taşla falan işimiz yoktu. “dışarı yemeğe gidelim” deyip, ondan da vazgeçiyorduk. beklentilerimiz düşüktü. o yüzden keşkelerim yok benim.
  • halit akçatepe ile sohbet etme imkanımız olunca sormuştum kemal sunal nasıl biriydi diye. nasıl oluyor da defalarca izlememize rağmen kahkaha atabiliyoruz hala demiştim.

    kemal dedi ve gözleri doldu, bir süre sustu ve anlatmaya başladı. kemalle çok iyi arkadaştık, senaryoyu okurduk ama bizim sahnelerde hep doğaçlama yapardık dedi. yani burada nasılsak kamera karşısında da öyleydik biz dedi. bu yüzden hala izlerken gülüyorsunuz demişti.

    iyi ki doğmuşsun kemal abi. saygı, sevgi, özlem ve rahmetle...
423 entry daha