1597 entry daha
  • zeynep bu kadar oynanmazdı bravo.. bir de bu meryem ile zeynep arasındaki hastalıklı bağ bir beni mi rahatsız ediyor? tamam anlıyorum çok zor hatta iğrenç bir şeyin içindeler ama ne bileyim anası ölüyordu az daha, hala bizi otogara bırak diye çemkiriyor. baymak üzere artık beni
  • ya bu ana kız sürekli birbirlerine niye sarılıyorlar ki? her onbeş dakikada bir "karakuzummm" diye sanki on yıldır ilk defa görüşüyorlarmış gibi hışımla sarılıyorlar.
    bir tek benim dikkatimi çekmemiştir bu diyorum.
  • namahrem kelimesinin yanlış kullanımını dile getirerek gönlümü kazanmış dizi.
  • ahahaha yine süpürge reklamı
  • dik dik saçları da dik amın oğlu esteban seni. cüneyt gelsin ananı siksin.
  • 80'li yılların ucundan kıyısından yakaladığımız televizyon filmleriyle beraber, 90'lı yıllardan itibaren; özelikle 70 ve 80'li yıllarda çekilmiş, kısıtlı da olsa toplumsal olayların nabzını tutabilmiş ve hicivle harmanlanmış sinema filmlerinin de etkisiyle, türkiyeye özgü bir dizi formatı ortaya çıkmıştı. evlerde televizyon kullanımının yaygınlaşması ve kanal sayısında yaşanan muazzam yükselişle birlikte 2000'li yılların başı ise amerikan tarzı sitcom uyarlamalarıyla geçti. çok değil bundan beş on yıl sonra, özellikle 90'lı yıllardan aşina olduğumuz güney amerika'dan çıkma pembe dizilerin hafızamızda bıraktığı küçük kırıntılarla birlikte, tamamen hint dizi formatına geçiş süreci başladı. bu format hem yayın kuruluşlarınca hem de seyirci tarafından hızlıca sahiplenildi. konular değişti, bakışlar değişmedi. hayat durmaksızın akarken, dizi evreninde zaman, bitmek bilmeyen bakışlarla durma noktasına gelmişti. toplum değişti, ağlayan ve haykıran depresif kadın değişmedi. kadınlar ağladı, erkekler öldürdü. rakının eksik olmadığı fakir aile sofraları muhteşem bir değişim geçiriyordu. rakı haram, fakirlik yasaktı artık. herkes muhteşemdi ve uzun sakallıydı. eski trt dizilerinin etkisi mi bilinmez, turist olarak geldiğiniz üsküdar'da peşine düştüğünüz sahildeki balıkçı amcanın teknesi ve cumbalı evlerin yerini, harem dairesinin kısa ama bir o kadar da uzun altın yolu aldı. hemen benimsenen ve popüler oyuncuların etkisiyle atağa kalkan bu dizilerde, ahlakla ilgili kafamıza kazınan mesajlar da eksik olmuyordu. kitaplardan okuduğumuz tarihi hikayelerin bir anda evlerimizde canlanması, damarlarımızda akan kanın coşkusuyla, berber salonlarında sakallarına şekil verdirmek isteyen ve hayatın her alanında varlık bulan bir kitle yaratmaktaydı. bu sırada seküler kesimin nabzını tutan kanallar da boş durmuyordu. bu kanallarda yayınlanan iki yüzlü, mutsuz, zengin ve ahlaksız yaşamların anlatıldığı diziler izlenme rekorları kırıyordu. seyirciye de gizliden gizliye iki farklı yaşam tarzını mukayese etme fırsatı veriliyordu. elbette kararımızı ahlaklı olandan yana kullandık. şu sıralar benzer anlayışla yayın yapan kanallarda kızıl goncalar ve benzeri diziler yayınlanıyor. bu diziler tarikatlerin öteki yüzünü göstermek gibi yüce bir misyon edinmiş gibi servis edildi seyirciye. hayatınızda hiç gitmediğiniz ya da hızlıca geçmek istediğiniz, belli tarikatlerin yaşam alanı haline gelen semtlerde yaşananlar ilk kez evlerinize giriyordu. evlerinde oturan, etliye sütlüye karışmayan televizyon izleyicileri, bu defa tarikat yaşamıyla empati yapma fırsatı buluyordu. her şeye alıştık. buna da alışırız. ne var!
  • cüneyt cahili böyle vurgulu vurgulu konuşunca entelektüel göründüğünü sanıyor ama daha bir cahil görünüyor.
  • cüneyt ile leventin baş başa sohbetleri acayip sıkıcı olmaya başladı... bir de uzattıkça uzatıyorlar... senaristler bu sohbetleri olabildiğince kısa ve basit tutmalılar yoksa reytingler düşer... çok kesin bilgi yayalım.
  • kim ne derse desin, özcan deniz'i izlerken oyunculuk ve hitabet becerisini on gömlek geliştirdiğini hissettim. kendi kariyerinde gerçekten tebrik edilesi bir dönüşüm yaşadığı. cümle içinde virgül vurgusu, nefeslenmesi, senaryo gereği vermek istediği duyguyu minik dudak hareketleriyle incitmeden ama doğru da bulmadan yansıtabilmesi, türkçesi upgrade olmuş bir şekilde kendinin daha iyi bir versiyonunu yakalamış levent rolü ile. ayrıca özgü namal'ın gülerken üst dudağını kapatarak gülmesi, kahkahaya alışmamış gülmek için ortamı olmamış bir kadının gülüşü, bunu her gördüğümde bu fikri bulan ve uygulatanı tebrik ediyorum. merakla izliyoruz. devam.
  • geçen bölümden itibaren izlemeyi bıraktığım dizi. levent'in kendi eşinin peşine düşmeyip, kızını umursamayıp, elalem için zeytinlik sattırması acayip saçma. başka hastası mı yok da cüneyt'in peşinde hep? konu çok daha fazla kişinin hayatı üzerinden dönse, sadece zeynep'in gitmesine odaklanmasa daha akıcı olacak. yıllar sonra bir dizi izleyeyim dedim o da yarım kaldı.
47 entry daha
hesabın var mı? giriş yap