şükela:  tümü | bugün
  • ergenlik ve lezbiyenlikle ilgili 3 saatlik bir film.

    (bkz: intihar edeceklere tavsiyeler)
  • yerli yabancı bilumum sinema sitesinde pompalandığı gibi ne 2013'ün en iyi filmi, ne de muhteşem bir film. aşk ve büyüme üzerine oldukça estetik bir film sadece, daha fazlası değil.

    ne herhangi bir insanî derinliğe ulaşabilmiş, ne de ele aldığı sorunsalın farkına varabilmiş böyle bir filme "son yılların en iyi filmi" etiketi yapıştırmak insanı bir anda fularlı salon beyefendilerine çevirebilir. cannes istediğine ödül versin; dardenne kardeşlerin sevimli ama bir o kadar sıradan filmlerine 5 senede bşr yapıştırıyorlar ödülleri. eh lezbiyen ilişkiyle ilgili bu kadar cesur olabilmiş bir filme de yapıştırmamaları olmazdı. siz bunlardan etkilenerek liste oluşturanlara kulak asmayın. bu film 10 sene sonra cüretkâr sahneleri dışında akılda kalmayacak, rüzgârı bittiğinde pompalayıcıları da ortadan kaybolacak. boş bir film çünkü. güzel çekilmiş sahneleri ve mavi saçlı kız dışında ilginç bir şey yok. zaten filmin adını "mavi en sıcak renktir" yazıp "yılın en iyi filmi" diyenler var. filmin orjinal adının maviyle falan alakası yok. ilgi çeksin diye bunlar hep. bu reklamcı zihniyetinin sinemaya yaptıkları midemi bulandırıyor bazen.

    (bkz: uyan türkiye)
  • * ikinci kez izlenmeyecek
    * birçok benzeri olan
    * marc dorcel tadında sıradan bir film.

    * yönetmen abdellatif kechiche üzerinde fatih akın etkiler var
    * adèle exarchopoulos'un o güzel yüzüne vuran akşam güneşi dışında çabuk unutulacak etkisiz bir film.
    * gereksiz uzun
  • maria puder'in emma olarak tekamül ettiği aşk filmi.

    yönetmen abdellatif kechiche'ye sormak istediğim tek bi soru var; niye bu denli tekrar, niye bu kadar uzun?
  • görsel bir şölen.

    hatta kültür sanat sitelerinin * celebrities bölümlerinde izlenmek üzere yarım saatlik bir özetini hazırlamışlar sanat meraklıları için. filmin neresinde ağır devinimli imgelenmeler varsa onları o yarım saatte bir araya getirmişler. orada, izleyin.
  • film, işin ne eşcinsellik yönünde ne de o eksenin dışında (herhangi bir ikili ilişki ile ilgili) kayda değer bir şey söylüyor bence. eşcinsel insanların mecburi izolasyonu, toplumun onlara bakışındaki olumsuzluklar ya da bu insanların kendilerinin farklı olduklarını idrak etmeleri sürecinde yaşadıkları bireysel sıkıntılar vesaire tüm bunlar derinlikten çok yoksun işleniyor (gözümüze sokup ajite etsin demiyorum, film tamamen farklı bir konuda olsaydı da işlenişi bu şekilde yavan olacaktı çünkü yalnızca ele alıp teğet geçmekle yetiniyor). belki de bu konuda ben gerekli empatiyi kuramadım, bilmiyorum. bu eşcinsellik ekseninin dışında filme yalnızca bir aşk filmi olarak bakarsak da kayda değer bir şey yok; "sınıf farklılığı", bu mudur? bence bunların hiçbirisi yönetmenin umurunda da değil, yalnızca konuşulmak, ödül kazanmak istemiş sanki.

    öte yandan, bir filmde en son şikayet edeceğim şey süresidir belki, neredeyse 8 saatlik satantango'yu hiç zorlanmadan izlemiş insanım mesela ama bu filmin sonunu getirirken çok zorlandım. tekrar tekrar ve tekrar aynı şeyler. çok konuşulan sevişme sahneleri gerçekten estetik ama onlar da o kadar uzun ki, bir süre sonra "hadi bitsin de devam edelim filme" dedim.

    takdir edilmesi gereken şey ise, muhteşem oyunculuklar. altın palmiye kazanmış bir filme bunu diyeceğimi düşünmezdim ama çok sıkıldım ve samimiyetten yoksun buldum.
  • artık sinemada dikkat çekmek için, sınırlarda dolaşılması gerektiğini kanıtlayan film.

    gerçekten güzel ve pek çok açıdan övgüye değer bir yapım.

    ama yönetmenin, zaten güzel olan bir filmi, "hakkında konuşulur" kılmak için bu kadar lüzumsuz ve uzun pornografik sahneler çekmesi çok ucuz.

    gerçekten çok ucuz.
  • genelde heteroseksüel aşk filmlerinde kendimi kahramanların yerine koyardım, onlarla sevinip üzülürdüm. film bittiğinde eğer iyi filmse etkisini hissederdim günler boyunca. bu film bana şunu öğretti ki bir aşk filminden etkilenmek, içinde bir sızı duymak, gençliğinin o temiz deli aşklarını tekrar hatırlamak için illa bir kızla erkeğin aşkları olması gerekmiyormuş. yönetmen her halükarda sana bu duyguları hissettirebiliyormuş. çok iyi film.
  • şu an imdb'de, aldığı 14,522 oy sonucu 8,1 puana sahip film.

    tamam; sinema da her sanat dalı gibi göreceli elbette.

    ama canımın içi; acısıyla tatlısıyla 15,000 kişi diyoruz; kalkıp da bunu ekşi'ye indirgeyip; "ekşideki üç beş entel beğenmiş, beğenmeyene saldırıyolar amk" seviyelerine indirme değil mi?
  • büyütülmüş bir filmdir, yasadıkları uç ilişki yüzünden popülarite kazanmış bir film olmakla beraber bana aşk konusunda bir tat yaşatmamış ve drama açısından herhangi bir şey katmamıştır. sadece yasadıkları lezbiyen ilişki üzerine sanat katmakla "iyi" yakalanamaz. izlerken brokeback mountain filmini aklıma getirdim, o filmde yasadıkları aşk ve drama yasadıkları ilişki türünün üstüne çıkmış ve tatmin etmişti... filmin sonundaki kanlı gömleğin izi ruhumuza da işlemişti,bu film ise bizde asla bir leke değil iz bile bırakamıyor..bıraksa bile kolay temizlenebilen bir leke bu.
    xavier dolan hem yönetip hem oynadığı j'ai tue ma mere filminde ise iki erkeğin sevişmesi daha estetik yansıtılmıştı...
    demem o ki , uç ilişki haricinde drama ve aşkın daha iyi yansıtıldığı,estetizmde dahasının yakalandığı filmler varken la vie d'adele sadece lezbiyenlik tanımından dışarı cıkamamıştır.
    filmin tek güzel yanı adèle exarchopoulos olup,yüz,diş ve dudak estetizminde son noktadır.ı follow rivers şarkısında ki dansıyla yüz ifadesi ve çekimi müziğin ötesine geçmiştir.

    j'ai tue ma mere filminin açılış cümlesi ile bitiriyorum;

    “tek gerçek, mantığın ötesindeki aşktır.”