şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • dini dogma, seküler dogma
    25 nisan 2019
    https://www.facebook.com/…ce/posts/2572876882741426

    insanlar, (dini ve/veya seküler) bir dizi değer, kavram ve sembolü hayatlarının merkezine alma ve bunlarla hayatlarına anlam kazandırma eğilimindeler. dolayısıyla, bu değerlerin, kavramların, sembollerin tartışmaya açılmasından, eleştirilmesinden rahatsızlık duyuyorlar. nasıl ki bir fetüs ultrason ile görüntülendikten sonra annenin hamileliğini tartışmıyoruz, insanlar da istiyorlar ki bazı şeyler baştan veri kabul edilsin, tartışma dışı kalsın!

    peki “tartışma dışı kalsın” derken, tam olarak neleri kast ediyoruz? bazı insanlar, kimi dini metinler, dini kişilikler ve dini semboller tartışma dışı kalsın, ya da ille de tartışılacaklarsa, kutsallıkları hakkında şüphe uyandırmayan ve saygınlıklarına gölge düşürmeyen sınırlı bir çerçeve dahilinde tartışılsın istiyorlar.

    kimi diğerleri, daha çok milli bayrak, milli marş, milli sınırlar ve milli kahramanlar ile ilgililer. bu kişiler için bu gibi öğeler birer seküler kutsal durumunda ve dolayısıyla benzeri bir tartışılmazlık zırhını hak ediyor.

    çokları ise, dini ya da milli ayrımına çok fazla gitmeden, yaşadıkları toplumda geniş saygı gören değerlerin çoğu ya da hepsi için korumacı/muhafazakar tavırlar geliştiriyorlar.

    peki, “bazı şeyler neden tartışma dışı kalmalı?” sorusunu sorduğumuzda, alabileceğimiz makul cevaplar var mı? bu soruya “hayır” cevabı vermek kolay değil. her ne kadar bazı insanlar dini ve/veya milli söylemlere mesafeli olmayı tercih etseler de, toplumlar bu gibi öğeler etrafında şekillenir ve insanlar bu gibi öğelerden hareketle birbirlerine aidiyet hissi duyarlar. ortak köken, ortak geçmiş, ortak inanç gibi tasavvurlar (büyük ölçüde hayali de olsa) kollektif kimliklerin inşasını ve kitlelerin birlikte hareket etmesini kolaylaştırır.

    ancak bir de, “tartışma dışı kalmak bir yana, özellikle ve öncelikle bunlar sorgulanmalıdır” şeklinde bir argüman var. zira, milli ya da dini bir değer, toplumsal kimliğin bir parçası olarak görüldüğü ölçüde, ilgili toplum üzerinde belirleyici olur. bu belirleyicilik özellikle üç noktada tehlike arz eder:

    - bireysellik
    hiçbir toplum tamamen homojen olamaz. belli değerlerin toplum içinde yaygın olması kaçınılmaz olsa da, istisnasız herkesin aynı subjektif değerlere aynı derecede sadakat duyması pek mümkün olmaz. dolayısıyla, bu değerlerin bağlayıcılığı arttığı (yani, muhafazakar siyaset güçlendiği) ölçüde bireysel farklılıkların ifadesi zorlaşır. bir noktadan sonra, bireyselliğin meşruiyeti dahi sorgulanır hale gelir.

    - azınlıklar
    toplumsal değerler, ekseriyetle çoğunluk tarafından temsil edilir. ülkenin azınlıkları ise, farklı etnik, dini, cinsel kimlikler taşırlar. dolayısıyla, çoğunluğun fikirleri ve değerleri azınlıkları ikincil bir konuma itebilir, hatta onları doğrudan ötekileştirebilir.

    - düşünce ve ifade özgürlüğü
    milli ve/veya dini değerler bir ülkede hayatı kuşattığı ölçüde farklı sesler kısılır. değişime ve değişim taleplerine olan direnç artar. toplumsal gelişim tıkanır.

    seçim demokrasileri, çoğunluğun iradesini iktidara getirme prensibine dayalı olduğundan, yukarıdaki tehlikelerin tamamına açıktır. bu nedenle, liberal demokrasiler bir dizi ek düzenleme ile iktidarların hareket alanını sınırlandırmak ve sivil alanı devlet müdahalesinden korumak ister. bunun nedeni, liberal demokrasilerin birey ve özgürlük eksenli kaygılarıdır.

    şöyle ki, liberal demokrasiler, sadece çoğunluğun iradesine odaklanmaz. çoğunluğun milli ya da dini değerlerini değil, genel olarak vatandaşları koruma kaygısı güder ve özellikle de, düşünceleri ya da kimlikleri nedeniyle tehdit altında olanların güvenliğini, huzurunu, haklarını ve özgürlüklerini temin etmek ister. dahası, liberal demokrasiler, düşünce özgürlüğüne merkezi önem atfeder ve çoğunluğun olası baskısına karşı, popüler olmayan, azınlıkta kalan fikirleri daha da büyük bir hassasiyetle koruma altına alır.

    çoğunluğun değerlerinin tartışma dışı kalması bir yana, sorgulanmasını temin ve teşvik etme argümanı, bu çerçevedeki kaygılarla beslenir.

    * * *

    bazı sorular

    - seküler ya da dini bir dogmayı kanun zoruyla tartışılmaz kılmak, ilgili dogmayı reel olarak tartışılmaz kılar mı? yoksa, böyle bir kanuni düzenleme, ilgili dogmanın tartışmaya açılması durumunda ayakta duramayacağının bir itirafı mıdır?

    - her toplum, tarihin kimi noktalarında önemli tecrübeler yaşar. bu tecrübeler, belli düşünceleri, inançları, şahısları ve pratikleri (çoğu zaman zorla) ilgili toplumun merkezine yerleştirir. bu gibi gelişmeler kimi zaman toplumun önünü açar, kimi zaman ise insanların zihinlerini köreltir. ancak gün gelir, zamanında olumlu sayılacak gelişmeler dahi, insanlar için bir yük halini alır. bazı insanlar, bu yüklerden kurtulmanın zamanının artık geldiğini söylemeye başlarlar. çoğunluk buna karşı çıkar. ihtilaf büyür. ihtilafın nasıl sona ereceği ise belli olmaz. bir uçta medeni tartışmalardan ibaret barışçıl bir süreç, diğer uçta iç savaş vardır. peki, bir toplum bir ihtilaf sürecine girdiğinde bu iki uçtan hangisine yaklaşma eğiliminde olur? şayet siyasi kültür ve kurumlar bu konuda belirleyici ise, soru şöyle de sorulabilir: çoğunlukçu bir demokrasi ihtilaf sürecine girdiğinde, bu iki uçtan hangisine yaklaşma eğiliminde olur? liberal demokrasiler bu süreçleri daha sancısız kılacak bir kültür oluşturabilirler mi?

    - insanların kendi tarihleri ile yüzleşmeleri, çoğunlukçu bir demokraside mi daha kolaydır, liberal bir demokraside mi?

    - insanlara rahatsızlık veren bazı bilimsel gerçeklerin reddedilmesi ve hatta bilim dışı ve ideolojik addedilmesi, çoğunlukçu bir demokraside mi daha kolaydır, liberal bir demokraside mi?

    - islam dünyası, uzun yıllardır demokrasi-islam uyumunu tartışıyor. tartışılan, aslında çoğunluk demokrasisi. tartışmanın can alıcı noktalarından biri şu: “çoğunluk, islami hükümlere aykırı bir noktada buluşacak olursa ne olacak?” bu soru önemli, zira hem islami çerçeve içinde kalıp hem de “halkın iradesi dini hükümlerden önce gelir” gibi bir iddia ortaya atabilmek zor. liberal demokrasi ise, azınlıkları daha baştan çoğunluğa eşitleyerek çitayı daha da yukarıya taşıyor. bu durumda, liberal demokrasi-islam uyumundan söz edebilmek mümkün mü? eğer değilse, bu uyumsuzluk, müslüman-çoğunluklu toplumların geleceği hakkında bize ne söyler?

    url: https://www.facebook.com/…ce/posts/2572876882741426

    yazı dizisinin birinci bölümü: https://www.facebook.com/…ce/posts/2566747933354321

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
4 entry daha