şükela:  tümü | bugün
  • #10046630 no 'lu entirimde de söylediğim gibi; mehmet çelik hoca 'nın verdiği bilgiye göre; i.s. 5. yy'a kadar hiristiyan aleminin hiç bahsetmediği ve yahudi inancına kayarak, kötü kadın olarak bile değerlendirdiği ancak islam'la birlikte kutsiliğini kazanmış ana olan meryem 'in yani mother mary veya mary mother 'ı incil ve hiristiyan inancına göre anlatan film.
    1999 yılında tv için çekilmiş bu filmin yönetmeni kevin connor. tabi filmle ilgili mekanik, teknik bilgileri, kim hangi rolde oynamış, yapımcısı kim, ne kadar bütçe ayrılmış bunun için http://www.imdb.com/title/tt0214930/ ağından yararlanılabilir. benim bu entirimde ise üzerinde durmak istediğim, filmin ve bahsedilen meryem ana'nın, hiristiyanlık inancı ve bize gösterilmek istenen ışığında felsefesidir.

    aslında yapımı izledikten sonra incilde meryem nasıl geçiyor, diye çeşitli kaynaklara bakma zorunluluğunu hissettim, zira film şu uyarıyla başlıyor; "while dramatic licence has been taken we believe this film reflects the spirits and historical significance of the biblical story of mary and jesus." yani drama lisansını aldıklarından ötürü, filmde, meryem ve isa inancının gerek incil'in ruhunu gerekse tarihi yansıttığına inandıklarını iddia etmişler, her ne kadar drama lisansından kastın ne olduğu hususunda bir fikrim yoksa da, haklı olduklarına eminim zira sırtını incile verip ona göre sanat eseri ortaya dökme batının yeni keşfettiği bir şey değildir. ve sadece sinema da değil bunu kullanan. marlowe 'un jew of malta 'sının prolog 'unda söylediği “bence din çocukça oyuncaktan başka bir şey değildir.” isyanı ne kadar samimiyse, bence incil'e sırtını dayamış sanatkarların bu tutumu da benzer samimiyeti taşımaktadır. zaten mythos -> epos -> logos sürecinin doğal bir sonucudur bu. ama size bir göz kırpıp, başka bir entirime sizi yollayıp tekrar filme dönmek istiyorum, her ne kadar bu söylediklerim de filmle alakasız değilse de; "mitler de evrime ve bozulmaya tabidirler." bunu düşünün biraz.
    (bkz: mitosların uygarlaşma ve insanlaşma süreci/#10071986)

    tekrar filme dönersek, müthiş bir metaforla başlıyor kurgu.
    meryem, koyunların arasından bir kuzucuk bulup çıkarmıştır. bu agnus dei yani tanrının kuzusudur. (şimdi söylemeden edemiyorum, içimdeki şeytan dürtüp duruyor; bundan birkaç sene önce bir sitede çeşitli kişilere bazı ünvanlar, sıfatlar verirken şu an sözlükte arif ruzumuyla yazmakta olan sakallı şahsa agnus dei 'i layık görmüştüm. neden böyle bir şey yaptığımı bilmiyorum, şu an buraya niye yazdığımı da bilmiyorum.) agnus dei aynı zamanda incilde yumuşak başlılık ve özveri manalarındadır. ilk dönem hiristiyan sanatında da isa'nın simgesiymiş, tıpkı bu filmin başında olduğu gibi.

    felsefi sorular daha filmin başında ardı ardına soruluyor; ('bu romalılardan ne çektik böyle babında') "dünya delirdi mi? tanrı nerede?" ve meryem 'in hoşgörüsü, ilginçtir daha sonradan isa 'nın hoşgörüsüne öncül karakteristiğe sahip hoşgörü şöyle ilk defa kendini gösteriyor. bir romalı askerle ilgili konuşurken meryem diyor ki; "bir erkek, romalı kıyafeti giyebilir, onların dilini konuşabilir ama o erkektir, belki de iyidir." yani dönemin zulüm merkezi roma 'ya ve romalı askerlere gösterdiği hoşgörü net, hem de diğer köylülere rağmen. ve meryem 'in bu hoşgörüsü sadece bu kadarla sınırlı değil, isa 'nın daha sonraki davranışlarını andıran, onun felsefesini andıran aksiyonlar da bulunabiliyor. örneğin zina suçuyla köylüler tarafından taşlanan bir kadını kurtarmaya çabalıyor, ateşe atıyor kendini, onlara kitaptaki adalet ve merhamet duygusundan bahsediyor. veyahut isa nasıl suçlandıysa, benzer şekilde meryem de suçlanıyor. hatta meryem 'in sorusu tam bu noktada mühimleşiyor; "bu çekilen acılar neden?"

    görüldüğü gibi bütün kutsilikleri bir kenara bırakırsak, meryem'de isa silüeti görmemek imkansız.
    zira isa nın daha sonradan geçireceği sorgu evresinin bir benzerini meryem de geçiriyor; "bu çekilen acılar neden?" sorusuna cevap alamadığından ötürü bu sefer aşka bir soru soruyor; "bu sorduğum soru acaba doğru bir soru mu?" zaten ondan sonra, bu sorgu evresinden sonra melek ona görünüyor ve ilişkiye girmeksizin çocuğu olacağından bahsediyor. tıpkı elizabeth oğlu yahya gibi, onun oğlu da aynı dönemde doğacak ve kutsilik taşıyacak.
    filmde isa 'nın doğumu gösterilmiyor, bebeğin doğmasından birkaç dakika sonra annesinin kucağında görüyoruz, ve bu doğumla ilgili bir başka ilginç noktadan bahsetmek istiyorum.
    farklı kültürlerde ortak bir karakter var; çoban karakteri.
    isa 'nın doğumu, yöredeki çobanlara (bunlar, isa'yı doğurtan kadın tarafından hırsız oalrak lanse ediliyor.) malum oluyor, tepedeki yıldız onlara bir çocuğun doğacağını ve bu çocuğun kurtuluşu getireceğini bildiriyor, o esnada ilahiler de duymuşlar. mitosların uygarlaşma ve insanlaşma süreci başlığına girdiğim entirilerden birinde bahsetmiştim dağ ve çoban olayından, hesiodos ve homeros 'tan musa 'ya kadar örnekleme yaparak;"..hesiodos 'un helikon'a öznel sevgisi homeros 'un ida' ya olan nesnel sevgisinden aşağı olmasa gerek, boiotia' lı ozan en yüksek mertebeye eriştiği dağı herhalde şiiriyle yüceltmek amacını gütmektedir, netekim bunu yapmaya yeltenir. musa'lara helikon'a bir övgüdür theogonia'nın başlangıcına yazdığı, ama hem soluğu homeros'un soluğu değil, hem de kendisi başku bir geleneğin izlerinde yürümektedir. bu geleneğin ardına düşelim.
    hıristiyanların kutsal kitabınıı karıştırırsak, orada adları geçen peygamberlerin çoğunu çoban olarak dağlarda tanrının "rüyetiyle" karşılaştıklarını, kimi zaman tanrı ile uzun boylu konuştuklarını, en önemli buyruklarını da tanrı'nın bu yoldan kendilerine ilettiğini görürüz. amos, işaya, yeremiah., hezekiel gibi tevrat'ta birer kitabı olan israil uluları hep bu dekor içinda söyleşide bulunurlar tanrı ile. bu sahnelerin en belirgini, hesiodos'un anlattığı serüvene eu yakın düşeni çıkış kitabında musa'nın başına gelen olaydır. bap 3'te şöyle deniyor: "ve musa kaynatası midyan kahini yetronun sürüsünü güdüyordu; ve sürüyü çölün arkasına götürdü, ve allah'ın dağına, horebe geldi. ve rabbin meleği bir çalı ortasında ateş alevinde ona göründü; ve gördü, ve işte, çalı ateşle yanıyor, ve çalı tükeniyordu. ve musa dedi: şimdi döneyim, ve bu büyük manzaruyı göreyim, çalı niçin yanıp tükenmiyor. ve görmek için döndüğünü rab görünce, allah, onu çalının ortasından çağırıp dedi: musa, musa! ve o: işte ben, dedi. ve dedi: buraya yaklaşma; çarıklarını ayaklarından çıkar, çünkü üzerinde durduğun yer mukaddes topraktır. ve dedi: ben babanın allahı, ibruhimin allahı, ishakın allahı, ve yakubun allahıyım. ve musa yüzünü örttü; çünkü allaha bakmaya korkuyordu" (bkz: #10069539)
    yani doğum esnasında israiloğullarının kralı olabilecek kişi yıldızla müjdeleniyor. bu müjdelenme tabi genel hatlarıyla bildiğimiz hiristiyanlık inancında isa 'nın çilesi göz önünde tutularak irdelenmeli. meryem burada şu sözü ediyor, dedim ya onda isa silüeti zaten vardı diye; "asla güvende olmayacağız." (şimdi ben tekrarlıyorum, meryem'de isa kavramını, acaba onun kutsliğiyle ilgili kuran-ı kerim'de ne deniyor diye şöyle kabaca bir baktım, şunları buldum; “ey meryem! allah seni seçti. seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” âl-i imrân, 42 “ey meryem! rabbine divan dur. secde et ve (onun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” âl-i imrân, 43 tabi onun kutsiliğiyle ilgilenmemin sebebi, kuran'a bakmamın sebebi, en başta söylediğim mehmet çelik hoca 'nın, meryem'e asıl değeri islam vermiştir, ifadesini ciddiye almamdır.)

    isa 'yı birden 12 yaşında buluruz, amerikan filmlerinin vazgeçilmezi olan, çocuklar arası didişme hadisesini bizzat isa 'nın üzerinde denemişler filmde, ve bu bana çok sığ geldi zira hiristiyanlıkta isa 'nın 12 yaşındayken içinde alevlenmeye başlayan tanrıyla olan (yukarıda bahsettiğim meryem'in sorgusuna bakınız.) sorgusu ve ettiği kelamlar oldukça açık, böyle saçmasapan çocukların isa'yı dövmesi, yumruk atmaları, isa 'nın cevap vermemesi gibi sığ örneklemelere hiç gerek yokmuş; bakın sizlere isa 'nın 12 yaşındayken yaptığı bir değerlendirmeyi sunayım dediğimi anlayacaksınız; "..eğer tanrı güneşi hem iyi hem kötü insanların üstüne doğurabiliyorsa, yağmuru hem dürüst hem sahtekarların üstüne yağdırabiliyorsa, bizim de düşmanları sevip, hataları için dua etmemiz gerekmez mi?" felsefe çok net. biraz da benim lirik ve metaforik anlatımlara olan sempatimden ötürü buradaki örneklemeyi sığ bulmam söz konusu olabilir, dedim ya başta da, ben daha çok işin felsefi doktrinleriyle uğraşmak istiyorum.
    isa 12 yaşında görmeye başlamıştır, insanlar arasındaki kavganın gereksizliğini görmektedir, ama diğer insanlar bunu anlayamıyor. işte meryem'deki isa silüeti fikrimin bir destekleyicisi de bu. bakın yukarıda bahsettim; meryem 'in ilk sorularıyla isa 'nın soruları arasında ortak yönler açık. "bu çekilen acılar neden?" sorusunun yansıması küçük isa 'dadır.
    hatta filmin bu yerinde ibadethane'ye gidince, istemsizce "babamın evinden başka nereye gidebilirdim?" diyebiliyor ve film burada kesilip, 18 sene sonra artık 30 yaşındaki isa 'yı christian bale vücudunda yeniden bizlere gösteriyor. bu süre zaafında içindeki sorgu kesilmiştir isa 'nın, yeniden tanrıyla yüzleşebilmesi ve istemsizce patikasına yürüyebilmesi için yahya'nın vaftizine ihtiyacı vardır, hani onu müjdeleyecek olan yahya 'nın. gider ve vaftiz olur, ilginçtir maria magdalena ile de bu vaftiz esnasında tanışır, daha doğrusu inanca göre ilk burada maria onu görür.

    görünürde babası yusuf, ölüm döşeğinde şöyle bir laf eder; "isa 'nın böyle olması senin eserin meryem." çok net değil mi, defalarca söylediğim meryem'deki isa silüeti hadisesi bu ifadeyle daha da sağlamlaşıyor. artık ben bunu sorgulamaktansa başka bir şeyden bahsetmek istiyorum; scorsese 'nin, kazancakis 'in o gümbürtü koparmış last temptation of christ 'inden yola çıakrak çektiği filmdekine benzer görkemli sahneler, felsefi arkaplan, insanı derinden etkileyen metaforik ve yer yer 'collatione rationis' yani mantık yürüterek elde edilmiş o inanılmaz şeytan tasvirleri, isa 'nın daha derinden kendisiyle yüzleşmesi, havariler ve özellikle yahuda ile olan sorgu durumu bu filmde asla yok, böyle bir şeyi beklemem hata aslında, zira o filmin başlığında mı ayzdım, yoksa martin scorsese başlığında mı yazdım bilmiyorum, scorsese tam bir şeytan, yani çektiği diğer filmleri bir kenara bırakıyorum, ancak onun gibi biri öyle bir filmi çekebilirdi, deli, şeytan ve hayvan bir kimliği var adamın, ha bir de kazancakis 'in eserinin sağlamlığı, dehşete düşüren şaşırtıcılığı, karanlık iddiası da düşünülünce, neden bu filmi onunla karşılaştırıp, oradakiler burada yok diyorum onu da tam bilmiyorum, bu benim saçmalığım, neyse.

    ilginçtir isa çarmıha gerildikten sonra, başta belirttiğim agnus dei, hızlıca geçiyor kameranın önünden. bu da baştakine benzer bir gönderme olarak hafızamda yer etti.
    son olarak bir şeyden daha bahsedip entiriyi kapamak istiyorum;
    film adından da anlaşılabileceği gibi meryem 'in filmi daha çok, isa çarmıha gerildikten sonra meryem 'i bir süre daha anlatmaya devam ediyor, hatta onun havarilere gidip, onları azarlaması, "neden orada değildiniz?" demesi de bana ilginç geldi, tıpkı magdalena 'nın , kutsal olan isa 'nın yaşadığını, göğe çıkarıldığını havarilere bildirmesi ve delirdiğinin düşünülmesi gibi.
    tabi inanç meselesi söz konusu olunca laflarımıza biraz çeki düzen vermeliyiz diye düşünen biri olarak, en hafif tabiri kullanmak istiyorum; bana maria magdalena karakteri oldum olası gereksiz gelmiştir. bunu söyledim rahatladım mı, hayır ama filmde ve çeşitli inanç sunumlarında karşıma çıktığınca, magdalena 'nın döktüğü gözyaşlar yerine meryem ana 'nınkiler daha sahicidir.
    zira sık sık dediğim gibi, isa peygamber her ne kadar hiristiyanlık ve islamiyet 'te çok ama çok farklı yerlerde konumlandırılmışsa da, ortak bir şey var ki (mehmet çelik hoca 'yı kızdırabilirim bu konuda) ortak payda hz. meryem çilesi, çabası bambaşka kutsilik taşıyor gibime geliyor, ama magdalena 'nın kutsilik derecesi nedir, üzerine daha sonra konuşuruz, araştırırız belki, şimdilik bu kadar, entirimi filmin sonundaki meryem ana sözleriyle bitireyim;

    "..dünyaya yayılmalıyız, kendi zayıflıklarımızı bilmeli, bizlere öğrettiklerini, başkalarına anlatmalı, yaşadığı gibi yaşamalıyız. o yüce olan beni yüceltti. o kutsal olandır. o ondan korkacak olanları affedecek. kralların krallıklarını aldı. zenginler elleri boş gidecekler."

    edit @: söylemeyi nasıl da unutmuşum, oysa o kadar hazırlanmıştım söylemeye neyse; christian bale 'i batman begins 'de izlediğimden beri onu başka hiçbir rolde kabul edemem sanırım, daha eski bu yapımda bile olmadı, yani belki de tam veremedi o duyguyu bana. zira hiristiyanlık'ta isa karakterinin biraz kafası karışıktır, içinde sürekli dehlizlerde kendisini ve tanrıyı sorgular,oysa bay bale, çarmıhta " tanrım beni niye terkettin?" diye sorarken bile pek soğuk geldi bana, o duyguyu alamadım, 10 üzerinden 4, ne haddimeyse.