şükela:  tümü | bugün
  • postaya koli verirken "aman dikkat edin içinde kırılacak eşya var" diyen insanların ölü uğurlarken ettikleri laf...
  • sevilen herseyin * ardindan soylenen laf
  • bir kaçış cümlesi. ölüm karşısında söylenecek söz bulamayınca akla gelen, bir şey söylemek için söylenen. uğurlanan insan hakkındaki son dilek. ama yine de kaçış cümlesi.
  • ...

    herkesin donuk gözlerle sıra beklediği sinema salonlarında, mağaza kasalarında, marketlerdeki kasap reyonlarında; sabırsız insan kendini belli ediyor.
    halbuki aynı donuk gözlerle sırada beklerken, bir yandan da sakince etrafı gözleyen insanlar daha makbul. kızının minik elinden tutmuş kadın, yan mağazanın vitrinindeki sadece topuğu kırmızı renkli ayakkabıyı incelerken, kendini ileri doğru atıp duran çocuğu sakinleştirmeye çalışıyor. küçük kızın hareketlerini yavaşlatmak için ara ara yükselen tonlarda ‘şşş’, diye uyarıyor. ağlamaya başlayınca kucağına alıp, gözlerini gözlerine yaklaştırarak etraktakilere çok ayıp olduğunu, böyle yapmaya devam ederse eve dönmek zorunda kalacaklarını, en alt kattaki oyun bahçesine de gidemeyeceklerini tatlı anne diliyle sakince açıklıyor. çocuk tehditle sakinleşiyor. gözlerinin kenarında ufak bir damla yaşla donuk donuk etrafı seyretmeye başlıyor.

    ‘kendimi onun yanında robot gibi hissediyorum. ağzımın içinde paslı bir tat var sürekli’

    ucuz fıçı bira satan, genelde öğrencilerin tıka basa doldurduğu, rahat rahat sigara içilsin diye bahçesinin etrafını cam balkonla kapatıp tavana ısıtıcıları yerleştirmiş bir barda içiyoruz. aslında yıllardır sadece bu barda içiyoruz.

    ‘ne zaman yansıtmak istemediğim bir sorun olsa, eve gidip bir yandan ayaklarımı uzatıp dinlenirken bir yandan da kendi kendime üzülsem diye aklımdan geçirsem, benden bir şeyler talep ediyor. kendi üzüntümü bırakıp, bir yandan onun istediği şeyleri yapamayacağımızı anlatıp, bir yandan da yorgunluğumu bahane olarak öne sürerken buluyorum kendimi. yani benim bir sorunum varken, onun yüzünden yeni bir sorun ekleniyor’
    sol elini montunun yan cebine sokmuş, kafası masaya doğru düşmüş, ayaklarını bilekleri hizasından üst üste atıp uzatmış diğer eliyle boş bira bardağını çeviriyor.

    ‘ve her seferinde onca tartışmanın ardından kendimi bir sürü insanın arasında bir sinemanın bilet kuyruğunda veya bir mağazanın kasasında ne bileyim işte bir lokantada sipariş beklerken buluyorum. ve inan bana sinemaya gitmek, alışveriş yapmak, yemeğe çıkmak benim için çok değersiz. onunla olduğu için değersiz değil, bensiz gittiği için değersiz. çünkü ben sadece fiziken yanında bulunuyorum. çok mu abartıyorum?’

    beşinci birasını sipariş ederken yan masadakiler bir sandalye alıp alamayacaklarını soruyorlar, kafasını onaylar şekilde sallıyor.

    ‘o bir yerlere gitmek istedikçe ben tam tersi yönlere doğru koşuyorum. aramızda birileri değil de, bir yerler var gibi. sanki beni mekanlarla aldatıyor.onun istediği yerlere gidince; sanki sevdiğim insan yürürken arkasından götüne bakan bir adamla yan yana gelmiş gibi oluyorum. ne yapacağımı bilemez halde sakin görünmeye çalışıp bir an önce uzaklaşmaya çalışıyorum. sanki götü olması, sevdiğim insanın hatasıymış gibi ona da kızgınlık birikiyor içimde. gittiğimiz mekanların gözleri şehvetle parladıkça, benimkiler matlaşıyor’

    altıncı birayı kırmızı gözleriyle kafasına dikerken, yan masadakiler son sandalyeyi de istiyorlar. sessizliğini onaylamış gibi anlayıp, ayağa hiç kalkmadan, uzanarak sandaleyeyi kendi masalarına doğru kaydırarak kahkahalar içindeki sohbetlerine devam ediyorlar.

    en sevdiği mekanda bir cumartesi akşamı ağlamaklı halde, yedinci birasını sipariş ediyor. yokuşun başındaki yoldan sevgilisi ve onun sevgilisi, donuk gözlerle gülümseyerek, el ele sinemaya gidiyorlar.
  • (bkz: oldu)