şükela:  tümü | bugün
  • neden oy kullanırız? söz sahibi olmak için mi yoksa kazanmak için mi? neyi kazanmak için, menfaat kazanmak için mi yoksa kazananların tarafında olmak için mi?

    yerel seçimler öncesinde ülkede “oyunuz boşa gitmesin” havası yaratılmaya çalışılıyor. 2007 seçimlerinde de aynı taktik uygulanmıştı. bu taktik özellikle de merkez sağ seçmen üzerinde etkili oluyor. alternatifleri karartıp, hatta sanki siyasi faaliyetlerini durdurmuş gibi göstererek insanları “oyları bölmeme” kisvesi altında tek bir partiye oy vermeye zorluyorlar. kisve diyorum çünkü “bölmemek, birleştirmek” her zaman bir erdem olarak sunulmuştur. “bölünme” yerine “farklılıklar” denilse mesela.. o zaman iş değişir.

    “oyları bölmeyin” demek, aslında “demokrasiden vazgeçin” demekle aynı. çeşitli sesler olmasın, farklı kadrolar olmasın, tek bir fikir etrafında “mecburen” birleşelim.e o zaman seçime falan da gerek yok, tek parti kurulsun, oylar bölünmesin.

    oy vereceğimiz partinin kazanmasını isteriz. çünkü bir siyasi partiye oy veriyorsak, onu tercih ediyorsak o fikrin doğru olduğuna inanıyor ve o şekilde yönetilmek istiyoruz demektir. “oyları bölmeyelim” veya “oyum boşa gitmesin” mantığı işte bu noktada demokrasi felsefesiyle çelişiyor. sırf bu iki sloganın yarattığı baskı altında tek bir partiye verdiğiniz oylar aslında sizin desteklemediğiniz bir fikri iktidara taşıyor. peki o zaman oyunuz boşa gitmiş olmuyor mu? siz, kazanandan taraf mısınız, yoksa ülkenin menfaati için doğru gördüğünüz ilkelerin yanında mısınız? tuttuğunuz partinin iktidara gelmeyecek olması ihtimali ile partinizden yüz çevirirseniz, o parti ve desteklediğiniz fikirler nasıl ve kimlerin oyu ile iktidara gelecektir?

    böyle bir mantığı insanlara dayatmak, aslında büyük bir illüzyondur. insanlar, “kazanmak zorunda olmanın baskısı” altında belirli partilere yönlendirilmektedir. her zaman her konuda kazanmak zorunda olma düşüncesi, insanlara hatalar yaptırır. önemli olan, doğru olduğuna inandığınız fikri desteklemektir. böylece toplumda farklı fikirler hayat bulur ve o farklı fikirlerden süzülen doğrular yönetim verimliliğini arttırır.

    hangi partiye oy vereceğinizin kararı, aslında bireysel olmalıdır. kişisel değerlendirmeler içermelidir. son seçim döneminde veya mevcut iktidarın hükümet döneminin başındaki ekonomik durumunuzla halihazırdaki durumunuzu kıyaslarsınız. paranız çoğaldı mı? borçlarınız azaldı mı? daha iyi yaşam koşullarına ulaştınız mı? bu soruların yanıtı “hayır” ise ve bu “hayır”’larda sizin bariz bir kabahatiniz yoksa, o yönetim size ve ülkeye bir fayda sağlamamış demektir. bunlardan sonra bir de “ülkemizin refahı arttı mı, ben iyi değilim ama komşum iyi mi, ülkemiz dünyada karar alıcılar arasına girdi mi” diye sorarsınız. bunların yanıtı da “hayır” ise ….

    bu iki “hayır” yanıtına rağmen oyunuzu gidip iktidardaki partiye veriyorsanız, yaptığınız şey hem kendiniz hem ülkeniz için başarısız bir yönetime oyunuz boşa gitmesin diye “destek” vermiş olmaktır. bu noktada kullandığınız oy acaba “boşa gitmemiş” midir? kendi iyiliğiniz için kullanabileceğiz bir aracı, size zarar veren birisinin hayrına, yine size zarar vermesi için kullanmış olmuyor musunuz? “oyum boşa gitmesin” veya “oyları bölmeyelim” diye verdiğiniz oylarla yönetime gelen insanlar yönetimleri sırasında size zarar verdiklerinde, sizi fakirleştirdiklerinde, devletin iyi makamlarına kendi adamlarını yerleştirdiklerinde kabahati kimde bulacaksınız? kime kızacaksınız?

    “oyunuz boşa gitmesin, oyları bölmeyin” diyorlar. peki ama kimin kazanacağı ne malum? acaba size tam bilgi veriyorlar mı? medyada size gösterilen siyasi ortam, bütün siyasi partileri ve faaliyetlerini kapsıyor mu? neden basında sadece üç veya en fazla dört partinin ismi geçiyorken oy pusulasında 19 tane partinin ismi var? bu partilerin adayları yok mu? siyasi faaliyette bulunmuyorlar mı? acaba matrix’de miyiz? bize gerçeği göstermiyor olabilirler mi?

    soruların yanıtları çok açık. basın her zamanki gibi iktidarla kavga ediyor gibi görünse de yine de onun ayağına basmamaya çalışıyor. insanlara “seçenekleri” göstermiyor. demokrasiyi kendi uygun gördüğü oranda yaşatıyor. benim gösterdiğim kadar izle, benim düşündürdüğüm kadarını düşün, benim gösterdiğim kadarını gör, benim verdiğim sana yeter..

    oyunuz boşa gitmez. çünkü verdiğiniz her oy,kendinize gider. kime inanıyorsanız ona atarsınız, kimin güçlenmesini istiyorsanız ona destek verirsiniz. eğer desteklemediğiniz, “buna oy verdim” diye gururla söyleyemeyeceğiniz bir partiye oy verirseniz işte o zaman oyunuz boşa gitmiş olur. sağda solda söylenen “oyları bölmeyelim, oyunuz boşa gitmesin” söylemleri sadece sizi hipnotize etme çabasıdır. sizin gözünüze bir hayal perdesi çekerek oylarınızın desteğiyle o hayali gerçeğe dönüştüren ve içinde asla size rol vermeyen bir oyun.. inanmadığınız insanlara oy verdiğiniz sürece o oyunda asla yer alamayacaksınız. başkaları sizin oylarınızla elde ettiği zenginlikleri, rahatlıkları yaşarken siz kredi kartı borçlarıyla, doğalgaz zamlarıyla boğuşacaksınız. hep onlar yaşayacaklar, hep onlar mutlu olacaklar, kendi akrabaları, tanıdıkları hak etmedikleri paraları kazanırken, boşa gitmesin diye oyunu attıktan sonra sen kendi derdinle baş başa kalacak, çocuğuna iş bulabilmek için kapı kapı dolaşacaksın. sen otobüste tıkış tıkış işe gitmeye çalışırken siyah camlı makam arabaları içinde yanından geçen insanları tanıyor musun? merak etme, onlar da seni tanımıyor artık. oyunu kullandın çünkü. boşa gitmedi, işlerine yaradı, teşekkür ediyorlar sana..

    kimin kazanacağı seni ilgilendirmesin. kendi fikrin kazansın diye oy ver. oyunu kendine ver. inandığın insana oy ver. sadece bir oy alacağını biliyor olsan bile “ikincisi benim oyum olsun” diye oy ver.
  • daha kullanılmamış oyu babasının malı zanneden demokrasi özürlülerin, demokrat kisvesindeki makyavelistlerin şark kurnazlığını yansıtan zihniyettir. demokrasi, kötünün iyisini seçmek değil beğendiğini seçmektir. başka tercih yapma hakkın yoksa bunun nesi demokrasidir diye sormak lazım. daha ortada oy yokken neyi bölüyoruz allasen? önceki seçimde verilen oy bu seçimde de senin diye kim söyledi sana? benim irademe kimsin ki ipotek koyuyosun?

    (bkz: cevab veremedi)
  • mantıklı bir zihniyettir efendim.
    lütfen bütün şükelalarınızı bu entry'e verin de oylar bölünmesin.
    (bkz: sözlükte deniz baykal uyanıklığı yapmak)
  • seçim barajı denen saçma ve antidemokratik uygulamanın doğurmuş olduğu, güçlünün daha da güçlenmesine, güçsüzünse tamamen silinmesine yarayan bir zihniyet. barajın bulunduğu bir seçimde mantıklı görünebilir fakat bence burada mantıklılığı tartışılması gereken bu zihniyet değil bunu doğuran %10'luk seçim barajı olmalı. bu zihniyet yüzünden nice "ufak" siyasi parti silinmiş gitmiş ya da başka partilerin bünyesine katılmak zorunda kalmıştır. insanlarsa kendi fikirlerini ve dünya görüşlerini yansıtan insanları desteklemek yerine barajı geçme ihtimali yüksek olan bir elin parmaklarını geçmeyecek alternatif arasından kendine "en yakın" olanı desteklemek zorunda kalmıştır.
    bu işin belediye seçimlerindeki boyutu ise bambaşka. önümüzde bu zihniyeti kullana kullana ankara'da senelerdir başta kalan bir melih gökçek örneği var ki en son seçimlerde mansur yavaş biraz bu etkiyi kırmış olsa bile iki aday arasında murat karayalçın'ın sıyrılıp birinci çıkma ihtimalini gözlere soka soka melih gökçek yine önemli miktarda oyu kendinde tutmayı bilmiştir.
  • en süper örneğini melih gökçek geçtiğimiz günlerde vermiştir. ülkücü kardeşlerinin oyları bölmemesini(o ne demekse) ve tekrar ankara'da onu seçmesini isteyebilmiştir. bir insanın saçmalada nasıl sınırı olamayacağını da gördük. daha neler görecez bakalım.
  • deniz baykal'ın yıllardır chp lideri olarak kalmasını sağlayan zihniyet. ayrıca chp'yi de mecburiyet partisi gibi algılamaya sebebiyet verir.
  • başkanı demokrasinin amaç değil araç olduğunu savunan partinin kazanmasına göz yummanın yanında demokrasi adına pek bir şey kaybettirmeyen zihniyet.
  • 1977'den beri tekrarlanan safsata. kemal okuyan yazmış

    "3. bugün 2018 yılında seçimlere giren partilerin birbirlerinden farklı yönleri vardır ancak bu partileri birbirinden ayrıştırmak çok zordur. örneğin neredeyse bütün partilerde dini siyasete karıştıran, islamcı siyaset yapan adaylar vardır. ve aynı anda yine hemen bütün partilerde laikliği benimsemiş adaylara rastlanmaktadır. aynı partide nato’cu, abd’ci adaylarla “nato’dan çıkılsın” diyen adaylar yan yanadır. bu nedenle insanlar tercih yaparken farklı görüş ya da programlara değil önlerine konan seçim hesapları ve anketlere göre oy vermektedir. biz buna kirli siyaset diyoruz."

    http://www.buduzendegismeli.org/
  • " bize inanmayan bizim gibi düşünmeyenlerden oy istemiyoruz ancak tersine "türkiye’nin sorunları bu düzen içinde çözülmez, bu düzenin değişmesi lazım ancak bu seçimlerde başka bir partiye oy vereceğim" diyenlerin oyunu istiyoruz. bu durumda kim kimin oylarını bölüyor? düzen değişikliği isteyenlerin oyunu bölenler düzen partileridir.
    hdp yüzde 10’u geçip meclise giremezse onun hakettiği vekiller akp’ye kayacak, bunun vebali ise sizin üzerinizde olur diyenler var. türkiye’de komünistlerin oyunun olmadığını düşünüyorsunuz ancak olmayan oyumuzla sizin veya başka bir partinin meclise girmesine tehdit oluşturduğumuzu da söylüyorsunuz. küçük müyüz tehlike miyiz? karar verin. "

    aydemir güler
    http://haber.sol.org.tr/…lka-ihtiyacimiz-var-239762
  • işini zorlaştırmamaları için koyunlarının ayrılmamasını isteyen çobanın telaşıdır. işin acı tarafı, koyunun hikayesi hep aynı yerde biter; midede.