şükela:  tümü | bugün
  • isyanın yıkımı, istanbul'un haritasını değiştirecek kadar büyük olmuştur. başta sokullu sarayı olmak üzere, pek çok köşk, yalı ve benzeri lüks konut yıkılmış, pek çok iş yeri yağmalanmış ve pek çok kişi istanbul'u terk etmiştir. şehrin yeniden eski nüfusunu ve rafahını bulmasıon yıllar almıştır. istanbul'da 1730 öncesi yapıların yok denecek kadar az olması, bu ve buna benzer isyanlar yüzündendir. yaklaşık yüz sene sonra olacak olan vakayı hayriyenin habercisi gibidir.
  • prof münir aktape patrona isyanı(1730) diye bir kıtap yazmış 50 lerin sonunda..sahaftan bulunabilir.
    halilden bağımsız- zira halil okuma yazma bilen birisi değildi..ama devrin devlet politıkaları ,iran seferleri ve konulan artı vergiler lale devri ve har vurup harman savurmak gibi politikalar sonucu kentin nabzını tutan bir başkaldırıdır..2 ahmet tahtı bırakmak zorunda kalmıştır,1. abdulhamit bir komplo sonucu patrona ve yakın adamlarını kılıçtan geçirmiştir..
    patrona arnavuttu,patrona ismi gemici olarak bulunduğu bir osamalı gemisi olan patronadan gelmektedir..isyan dolayısya kaçarak istanbula gelmiş,arnavutları etrafında toplamıştı..tellak olarak çalıştığından ölümü sonrası hammalara sıkı takıp getirilmiştir..
  • klasik biçimini 15. yüzyılda alan yeniçeri ocağı, 16. yüzyılda en güçlü zamanlarını yaşadı. askerlik dışında bir iş yapmaları yasak olduğu için seferlerden elde ettikleri ganimetleri yahudi tüccarlar acılığıyla işletiyorlardı.

    sultan 3. murad döneminde yeniçeri ocağı’na müslümanlar da kabul edilmeye başlandı. yeniçerilerin evlenmelerine, askerlik dışındaki mesleklerle ilgilenmelerine göz yumulması da bu dönemde başlamıştır. çünkü osmanlı ekonomisinin temelini oluşturan savaş ganimetleri bu dönemde yetmez olmuştu.

    17. yüzyıldan itibaren yeniçeri ocağı silahlı bir kurumdan ziyade toplumsal ve ekonomik ilişkiler içine giren bir örgüt özellikleri göstermeye başladı. yeniçeri ocağı artık aynı zamanda bir esnaf grubu yani bir sermaye örgütlenmesiydi. yeniçeriler, osmanlı pazarındaki ilk müslüman-türk sermaye birikimini oluşturdular. boyacılık, marangozluk, terzilik gibi iş alanlarında aktifleşmişler, eminönü'nde dükkanlar açmışlardır.

    1719'da paranın değeri düşürüldü. osmanlı'nın mali durumu artık birer “esnaf” olan yeniçerileri yakından ilgilendiriyordu. halkla iç içe olduklarından sorunları yakından biliyorlardı. örneğin, osmanlı yöneticileri savaş hazırlıklarına başladıklarında halka imdad-ı seferiye adında yüksek vergiler salıyordu. ancak vergi alındığı halde savaşa gidilmiyor, alınan vergilerle saray'da lüks bir hayat sürülüyordu. örneğin çırağan sarayı ile sadâbad'da üç yüz köşk yaptırılması, halkla birlikte yeniçerilerin de tepkisini çekiyordu. lale devri'nde yeniçeriler halkla birlik olup bu nedenle ayaklanmışlardı. patrona halil isyanı'nın temelinde bunlar vardır. ayrıca halil’in, “patrona” isimli kadırganın leventlerinden olması bu lakapla anılmasına sebeptir.
  • bir padişahı tahtından, bir sadrazamı da canından eden bir isyandır.
  • m. münir aktepe nin patrona isyanı (1730) adlı eserine konu olmuş isyan hareketi. kitap tuhaf bir biçimde hayli eski bir dille yazılmıştır. 'durum vehamet kesbediyor... bu mukaseme name mucibince... ' gibi dilden çoktan düşmüş ifadelerle karşılaşabiliyorsunuz. sanırım yazar o kadar çok eski belge okumuş ki sonunda o da böyle lisan tercih etmiş. evet şaka da yapmıyorum, kitap arşiv bilgilerine ve yüklü bir kaynak taramasıyla ortaya çıkmış görünüyor.

    bir de 'bizim ordu yenildi, biz sıkıntıya düştük' gibi akademik dilde kullanılmayan ifadeleri var...

    hikaye zaten yukarıda anlatılmış ancak israf konusunu anlatmak için denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa...diye söze başlamak gerekiyor.
    27 yıllık vur patlasın çal oynası, lale ve inşaat ( saray, köşk, kasır vs...) çiçek çılgınlığı dillere destandır. kitap yer yer şair nedim in parlak ve gösterişli diliyle söylediği şiirlerle desteklenmiş. işin mali kısmı, reayanın yürek yakan acıları da hayli ayrıntılı anlatılıyor.

    ahmet 3 in çılgınlık derecesine varan çiçek ve lale saplantısı da. o kadar ki kışları bile mekan tertip ettirip lale büyütmeye vermiş kendini.

    bu arada olayın devrin ünlülerinden damat ibrahim' in soyu sopu hakkında net bir bilgi yok. ermeni olduğu bile iddia ediliyor. yazar, fazla müdebbir ( tedbirli) diyor onun için. sadarete gelmeden önce kendi adamlarını devletin mühim yerlerine doldurmuş ancak daha sonra bazılarıyla papaz olmuştur. hatta mehmet diye bir bostancıbaşı o kadar güçlü hale gelmiş ki ibrahim in onunla ciddi bir mücadele vermesi gerekmiş. bu mehmet 12 yaşındaki oğlunu amasya valisi atamış mesela. yani manzarayı siz düşünün.

    patrona isyanı için devletin üst kademelerindeki yaşanan çılgın bir rant kavgası olduğu söylenir ki çok isabetli bir yorumdur. halil, esasında rant kavgasını veren çetelerden birinin tetikçisi olmuştur.

    arnavuttur, leventtir, patrona lakabını görev yaptığı patrona adlı gemiden almıştır. ancak bu patrona ifadesini firari olduğu yıllarda rumeli'de aldığı da söyleniyor. bu tellal olma hikayesinin aslı halil'in istanbul'a geldiği zamanlarda tellallık da yapmasıdır.

    bu arada arnavutların tarihimizdeki yeri hakkında neden hiç kimse bir doktora falan yapmıyor anlamış değilim ( belki de var bilemiyorum tabi)

    münir aktepe bey, 'ruhen kötü bir adam olduğu anlaşılan...' diye bir cümle kullanarak beni benden almıştır. lakin sabıkalı olduğu biliniyor.

    28 eylül 1730 perşembe günü olaylar başlıyor.

    batılı gözlemcilerin anlattıklarına göre ilk anda gerekli tedbirler alınsaydı belki de işler kolayca bastırılabilirdi ama düşünün, zamanımızda bile koskoca cb. bir darbe girişimini eniştesinden öğreniyor(!) yani.

    efendim üçüncü günün sonunda nevşehirli ibrahim, mehmet ve mustafa paşalar sarayda idam edilir. ibrahim in intihar ettiği de rivayet edilir.. diğer paşaların namazlarını kılıp öyle cellada teslim olduğu zamanın tarihçileri tarafında anlatılır. cesetleri öküz arabaları ile saraydan çıkarılıp asilere verilmiş bin bir türlü hakarete uğramıştır. ancak dedikodular sonucu cesetlerden birinin nevşehirli olmadığı şaiyası yayılmış ve rezillik devam etmiştir.

    sonrasında ahmet 3 hal edilmiş, yerine mahmutlardan ilki gelmişti

    hapishaneler boşalsa da patrona'yı reis sayan güruh halka dokunmamış şehirde nispi bir sükunet sağlanmıştır. halil bundan sonra küstahça tavırlar içinde emirler vermeye başlamıştır. haftalar geçtikçe isyan ateşi sönmüş halil'in küstahlığı yeniçeri nin de halkın da, sarayın da canını sıkmaya başlamıştır.

    en nihayetinde bir tezgah kurulmuş ve önce kolu giden halil'in sonra da kellesi gitmiştir. aynı nevşehirli gibi o da saraydan öküzlerin çektiği kağnılarda çıkmıştır...

    iki ay süren kabus sona ermiştir lakin osmanlı nın derdi bitmeyecektir

    görüyorsunuz ya pek de bir şey değişmemiş.
    yine saray var yine damatlar, vergiler, şatafat, darbeler vs...
  • kabakçı mustafa isyanından daha insaflıdır.karşılaştıracak olursak patrona halil isyanı lale devrindeki gereksiz harcamalar öne sürülerek çıkarılmış ve üçüncü ahmet tahttan indirilerek birinci mahmut çıkarılmıştır.kabakçı mustafa isyanı ise ıslahat karşıtı bir isyandır ve üçüncü selim öldürülüp yerine dördüncü mustafa tahta çıkarılmak istenmiş ancak alemdar mustafa paşanın gayretiyle ikinci mahmut tahta çıkmıştır.
  • patrona halil gibi bir ayaktakımı tellağın, devlet içinde belli desteği olmadan bu tür bir isyan ve yönetim değişikliğinin yapması olanaksızdır.
    bu isyan nevşehirli damat ibrahim paşa'nın 1718-1730 seneleri arasındaki uzun süreli sadrazamlığı döneminde olmuştur. nevşehirli damat ibrahim paşa öncesi, ııı ahmed 1703-1718 arası 15 senede 13 sadrazam değiştirmiştir.
    nevşehirli damat ibrahim paşa oluşturduğu kadrolara yönelik kaymak mustafa paşa, ispirzade ahmet efendi, zülali hasan efendi gibi iktidar hırsında olan kişilerin ve yeniçerilerin isyancı yandaşlığı ve organizasyonun arka planı ile beynini oluşturmuş olma olasılığı yüksektir .
  • "sendika üyesi halil diğer işçi arkaşlarını da örgütleyip greve çıkırsa ne olur?" sorusunun cevabı. evet.

    *
  • aydinlanma hareketine karsi yapilmis bir isyan olarak görüyorum bu isyani.
    tellak halil sadece piyondu
  • kelemen mikes’in* türkiye mektupları’nda* henüz tazeliğini kaybetmeden kulaktan dolma bilgilerle de olsa yer bulmuştur:

    “tekirdağ, 5 ilkteşrin 1730.

    nerede geziyorsun ablacığım, kastamonu’ya ne diye gittin? istanbul’da o kadar büyük işler oluyor da siz orada değilsiniz, nasıl olur? sizden habersiz padişahı tahtından indirip yerine başkasını geçirmeye nasıl cesaret etmişler? halbuki bu işler hep oldu. siz orada bulunsaydınız bu işler herhalde başka türlü olurdu. fakat bunlar kısaca şöyle olup geçti:

    iran üzerine sefer etmek niyetiyle sadrazamın bundan bir müddet evvel üsküdar’a geçmiş olduğunu işitmiş olacaksınız. padişahın orada birçok eğlence köşkleri bulunduğundan üsküdar’a o da sık sık gider gelirdi. padişahın sarayı ile üsküdar arasında denizin ancak bir kurşun atımı genişliğinde olduğunu bilirsiniz. vaka ise şöyle olur:

    gemilerde hizmet eden ve birinin adı muslu, ötekinin patrona olan iki yeniçeri neferi bir gün isyan çıkarırlar. padişah, sarayında bulunmadığından, sadrazâm da şehirde olmadığı için bu iki yeniçeri, eylûlun 28 inde arkadaşlarından bir haylısını bir meydana toplarlar ve şöyle böyle elli kişi kadar olurlar. patrona bunları dört bölüğe ayırır ve her bölüğe bir bayrak vererek salıverir. bunlar müslüman olanların yanlarına katılmalarını ve niyetlerinin sade sadrazamı attırmak olduğunu ilân ederek şehrin dört tarafına dağılırlar, mahpus damlarını açarlar, şehri baştan başa dolaşarak dükkânları kapatırlar ve akşama kadar hayli çoğalırlar. asıl garibi; şehirde en aşağı kırk bin yeniçeri ve ayrıca atlılar da bulunduğu halde kimse bunlara karşı koymaz ve kimse de padişahtan yana çıkmaz. ayın 29 unda bütün yeniçeri ocağı onlara katılınca o kadar çoğalırlar ki, karşı koyacak kuvvet bulunmaz. halbuki bir gün evvelisi yüz kişiyle onları dağıtmak mümkündü. o gün başka bir yeniçeri ağası seçilir ve ocağın ileri gelenlerinden birçoğu kendilerine katılır. 30 unda sarayına dönen padişah, sadrazamı, kapudan paşayı, sadâret kâhyasını ve ulemayı yanına çağırarak onlardan isyanın sebebi hakkında düşüncelerini sorar. onların kimi şöyle kimi böyle deyince padişah reis efendiyi çağırtır ve ulemadan da ikisini yanına katıp bir heyet halinde âsilere göndererek ne istediklerini sordurur. onlar cevaben padişahtan memnun olduklarını, fakat sadrazamı, kethüdayı ve şeyhülislâmı istemediklerini, onların, geçimsizlikleriyle memleketi mahvettiklerini söylerler ve padişaha razı iseler de öteki üç kişinin sağ olarak kendilerine teslimini isterler. bunları ve daha başka isteklerini kâğıda yazarak padişaha yollarlar, padişah, isyanın sebebini anlatmaları için yanındakileri yeniden sıkıştırır. ulemadan biri, sebep olarak sadrazamı ve kâhyayı gösterir. tehlikeyi sezmiş olan sadrazam, kâhya ile kapudan paşayı yakalatır ve hattâ bu ikinciyi boğdurtur. asilerin yazılı isteklerini görünce padişah, sadrazamını kurtarmak isterse de isyan dolayısiyle sarayda ekmek ve su darlığı başgöstermiş olduğundan bu mümkün olamaz. bir taraftan ulema da: <<canını seviyorsan isteklerini yerine getirmelisin, veziri ve kethudayı vermeye zâten mecburiyet var, ama müftüyü ellerine teslim etmeyiz. bundan 27 yıl önce birinin ölümü için allah bizi hâlâ cezalandırmaktadır, fakat ölünciye kadar sürgüne yollansın,>> diye padişahı zorlamaya başlarlar. nihayet ulema ve şehzadeler padişahı o derece zorlarlar ki, sadrazamla kâhyayı yakalatmaya mecbur olur. bunun üzerine âsilere haber yollıyarak bunların tutulmuş olup ellerine teslim edileceğini, ama şeyhülislâmın verilmiyeceğini bildirirler. bu ikisi yeterse kendilerine gönderileceğini, yok yetmiyecek olursa kendilerine gâvur şeyhülislâm seçmelerini ( türkler hiristiyanlara hakaret anlamında gâvur, yani dinsiz derler ), çünkü şeyhülislâmın teslim edilmiyeceğini haber verirler. elçiler bu haberi götüre dursunlar, beri tarafta biçare sadrazamı boğdururlar, o kudurmuş, soysuz kâhya ise kendisini boğmak istediklerini anlayınca korkusundan ölür. ötekileri de diri diri âsilerin eline vermemek için öldürürler ve elçiler döndükten sonra sadrazamın, kapudan paşanın ve kâhyanın ölülerini bir arabaya koyarak âsilere gönderirler. onlar kapudan paşaya acıdıklarından ölüsünü, gömdürsün diye anasına yollarlar. kâhyanın cesedini köpeklere atarlar, sadrazamın ölüsünü, dirisini isteriz diye saraya geri gönderirler. bunları gören halk tamamiyle onların tarafına geçer. sadrazamın cesedinin geri geldiğini görünce padişah düşünür ve ulemayı çağırtarak onlara: <<bu âsiler benim padişahlıkta kaldığımı da istemezler, benim yüzümden kimsenin tehlikeye girmesini istemem, tahtımı, kendi rızamla büyük biraderimin oğlu mahmuda bırakıyorum. onu buraya çağırtın, kendi gönlümle, sizin önünüzde ona biat edeceğim, yeter ki şu isyan bitsin ve kimsenin felâketine sebebolmıyayım!>> der. bunun üzerine sultan mahmud’u oraya getirirler. sultan ahmet tahttan inerek onu karşılar, kucaklar ve kendi eliyle götürüp padişah tahtına oturtur ve yeni padişahın elini ilk önce kendisi öper ve sonra ulemaya da öpdürtür. sonra onlara der ki: <<bu zat gerek benim gerekse sizin efendimiz, padişahımızdır, onu allah’a ve sizin vicdanlarınıza emanet ediyorum, haksız iş yapılmamasına dikkat edin, eğer fena işlerde onu ikaz etmezseniz, yarın kıyamet gününde allah’ın huzurunda hesap verirsiniz, bu hesabı gerek bu gerek öteki dünyada bana da vermeye mecbursunuz!>> sonra sultan mahmud’a dönerek ona hayli güzel nasihatler verir ve öyle tesirli sözler söyler ki, orada dinliyenlerin hepsi ağlar. en sonunda der ki: <<sakın sakalını vezirinin eline teslim edeyim deme. çocuklarımı önce allah’a sonra sana emanet ediyorum, onları babanın çocukları gibi besle, büyüt, elinden geldiği kadar onlara bak. şunu da aklından çıkarma ki bu saltanat kimseye baki değildir!>> işte böylece, bu ayın ikisinin sabahında sultan mahmut padişah olur ve ahmed’in saltanatı sona erer.

    sevgili ablacığım, tanrı bir şey dilediği zaman, kudretini ispat için nekadar basit vasıtalarla iş görüyor, böyle koca bir devletin padişahını kimler indiriyor? iki yeniçeri neferi! birine patrona diyorlar, türk değil arnavutmuş ve birkaç gün evvel kavun karpuz satarmış. ötekinin adı da muslu olup hamamda tellakmış.

    ya sadrazama ne diyelim? o sadrazamlar ki hem servet hem de kudret bakımından kırallar gibidirler. hususiyle bu, o makamı 12 yıldanberi tutmakta idi. ondan başka padişahın da güveysi idi. cesedini köpekler yedi, halbuki kendisine binlerce kuruşluk mezar yaptırabilirdi.

    size doğrusunu söyliyeyim, biz korkmuştuk ve karışıklık, patırtı buraya da gelir diye düşünüyorduk, geceleri etrafı gözledik, fakat herşey sakindi, sanki isyan bir rüya idi. isyanda nasıl intizam gözetilmiş olduğunu bilmiyenler bu sayede ne kadar az zarar yapıldığına inanmazlar. hakikaten öyle bir zamanda büyük yağmalar olmadığına kim inanabilir? dükkânları hep açıp yağmalayabilirler, padişahın hazinesine hücum edebilirlerdi. fakat öyle değil, nitekim herkesin ve bizim de paralarımızın verildiği vezne dairesi eskisi gibi açıkmış.

    mektubu bitirmeden şunu da haber vereyim ki, bu devletin âdetine göre her padişah değiştikçe bütün yeniçerilerin aylıkları bir akçe artırılır, bundan başka da her yeniçeriye 15 kuruş bahşiş verilir. bu sefer verilen bahşiş 5000 keseyi bulmuş. bir kesenin beşyüz kuruş olduğunu biliyorsunuz. bize yarısı yetişir. geceniz hayır olsun ablacığım, padişah rüyanıza girsin.”

    “tekirdağ, 21 sonteşrin 1730,

    sevgili ablam, komedi henüz sona ermedi. komiklerin ücretlerini de ödemek lâzım. istanbul’dan bugün gelenler haber verdiler: bu ayın 25 inde padişah âsileri öldürtmüş. bunun nasıl olup bittiğini de anlatacağım, siz korku ile dinleyin âsi kadın, çünkü bunu ne kısaltacağım, ne de ona bir şey katacağım:

    isyanın ne şekilde bitmiş olduğunu ve patrona’nın tutuşturmuş olduğu yangını padişahın nasıl söndürmek istediğini son mektubumun son kısmının en sonunda kulağınızla görmüştünüz. bu yangın her ne kadar sureta söndürülmüş ise de patrona onu hâlâ alttan alta körüklemeye devam ediyor, zira onun çeşitli istekleri günden güne artıyor ve gerek padişah gerek sadrazam, isyanın yeniden başlamasından korktukları için, pek ziyade çoğalmış olan âsilerin her istediklerini yerine getirmek zorunda kalıyorlar. şehrin baş hâkimi (istanbul efendisi) deli ibrahim her fırsattan faydalanarak zenginleşmeye çalışıyor. patrona’yı avucunun içine alarak, herhangi bir memuriyet istiyenlerden bol para çekmeye bakıyordu. geçenlerde patrona serdengeçtilerin ağasını (seferde olsun muhasaralarda olsun en önde giden, ölümü göze almış savaşçılardır) yanına alarak sadrazama gider, şimdiye kadar her dediğini yaptırdığı için şımarmış olduğundan bu sefer de deli ibrahim’in kendisinden çok para aldığı bir kasabı, yine onun iltimasiyle boğdan voyvodalığına tâyin ettirmek ister. fakat sadrazam, padişahın haberi olmadan bir kimseye beylik vermeye salâhiyeti olmadığını söyler, böylece kendini kurtarır. ama patrona’nın bu yoldaki düşüncesini tamamiyle değiştirtmek için, onun arkadaşından, o sırada yeniçeri ağasının da kâhyası olan muslu ağadan faydalanmak hatırlarına gelir. bunu münasip görerek bir kasabın voyvoda olmasının nekadar biçimsiz bir iş olduğunu anlatarak, buna meydan verilmemesi için ne lâzımsa yapmasını söylerler. muslu kalkar patrona’ya gider, ancak bu cahil kasabın voyvoda olmasını kendisi de çok istiyormuş gibi bir tavır takınır. bununla beraber bu işte çok dikkat edilmek lâzımgeldiğini de söyliyerek burada mühim mevki sahibi olan ve bütün kasaplara kefil olması lâzımgelen kasapbaşıya gitmek iyi olur, der. oraya varınca muslu sorar: boğdan voyvodalığı için bin kese akçe veriyorlar, falanca kasaba bu işi temin edersek, bu parayı ödeyeceğine sen kefil olur musun? kasapbaşı o adam için elli paralık kefalete girmiyeceğini söyler. bunun üzerine patrona, fena halde bozulan kasabı boğdan’a gönderecek yerde deliğe tıktırır. deli ibrahim ise hiç bir şeye kanaat etmiyerek gün geçtikçe patrona’yı daha büyük işlere teşvik eder, o kadar ki patrona, vezirlerden her gün yeni bir şey ister. onun azgınlıklarına artık tahammül edemiyen padişah canım hoca’yı -kapudanı derya mehmet paşa- kapudan paşalıkla (kapudan paşa deniz kuvvetlerinin başkomutanıdır.) niş paşasını da hacıları mekke’ye götürmek üzere istanbul’a çağırtır. her ikisi, hemen aynı zamanda istanbul’a gelirler. patrona, bu berikinin başka iş için çağrılmış olduğundan şüphelenerek (nitekim de öyle idi) avenesiyle görüşerek padişahın maksadının önüne ne türlü geçilebileceğini müzakere eder. neticede bütün baş memuriyetleri aralarında taksime karar verirler. muslu’yu kul kâhyalığı vazifesini almaya mecbur ettikleri gibi, yeniçeri ağasını sadrazam, patrona’yı da kapudan paşa yapmayı kurarlar. şeyhülislâmı ve rumeli kazaskerini atmak isterler. hulâsa patrona bütün memuriyetlere kendi avenesini yerleştirmek ister. eğer bu işi başarabilmiş olsaydı bütün imparatorluğun altını üstüne getirmiş olurdu.

    bunları haber alan padişah bağdat valisinden posta gelmiş ve mektubunda, acemlerle arapların güya büyük zararlar verdiklerini bildiriyormuş gibi yaparak dinini sevenlerin oraya yardıma koşmalarını ilân eder. bu maksatla sadrazam divan kurarak bütün ulema ve askerî erkânla meşverete başlar. cahil patrona da muslu ve serdengeçti ağalarını yanına alarak divana gider. derken postacı çağırılır ve onun getirdiği, birçok tehlike haberi veren uydurma mektup okunur. bunun üzerine sadrazam, bağdat seferine gitsinler diye, patrona’ya hemen üç tuğlu vezirlik, yani paşalık, serdengeçti ağalarına da başka rütbeler vâdeder. fakat hiçbiri tuzağa düşmez ve gitmeye yanaşmaz. o gün bir iş bitiremeyeceğini anlıyan sadrazam ertesi gün padişahın huzuriyle yeniden divan kurulacağını ve sabah erken herkesin hazır bulunmasını söyler. bütün bunlar âsileri tuzağa düşürmek için yapılır.

    ertesi gün, yani ayın 25 inde hepsi padişahın sarayında toplanırlar. sarayın üç avlusu bulunduğundan, her birinde ayrı toplantı oluyormuş gibi, bunların üçünde de birer divan odası hazırlanır. en içerideki kubbe altında sadrazam, tatar hanı, şeyhülislâm, yeniçeri ağası, patrona ve âsilerin diğer elebaşılariyle divan kurar. ikinci divanda canım hoca, serdengeçti ağaları ve patrona’nın diğer mensuplariyle toplantı yapar. üçüncü de ise niş paşası, diğer birçok başka sınıf zâbitleri başına toplar. padişahın adamları, bostancı başı ile beraber silâhlanmış olarak avlunun gizli yerlerine saklanırlar. bir de çorbacı varmış ki, patrona bunun ortasını (yani vazifesini) elinden almışmış. bu adam çıkıp padişahın niyetini kendisinin yerine getireceğini söyler ve patrona’ya kin besleyen birçok başka yeniçeriyle gizlice saraya girer. meşveret odalarında herkes yerine oturacağı sırada padişah tatar haniyle şeyhülislâmı huzuruna çağırtır. o esnada kapıların kapanması için bir tüfek atılır. çorbacı hemen divan odasına girerek arkasından lâtasını çıkarır ve sade zırhlı bir gömlekle kılıcını çekip patrona’nın üzerine saldırır ve kılıciyle vurmaya başlar. yanındakiler de patrona’nın arkadaşlarına hücum edip onları doğrarlar, diğer iki divanda da yine bu şekilde patrona’nın hempalarını öldürürler, avluların hepsinde de çok kan akıtılır. cesetleri arabalara yükleterek denize atarlar. o gün öğleye kadar bütün âsiler ortadan kaldırılır ve mahmut da ancak o günden itibaren hakikî padişah olduğunu anlar. ben de zatınızın hakikî dostu ve kölesi olarak kalırım sevgili ablacığım.”

    ankara 1944 - maarif matbaası