şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yıllardır odama girer, polisiye-casus filmlerinden öğrendiğim kadarıyla pencereyi kapatan perdeyi yavaşça aralar ve büyüdüğüm sokağa/caddeye bakarım.

    görünen odur ki, soğuk savaş döneminden kalmışcasına, üzeri tozlu bir brandayla örtülmüş eski model bir araba sahibini bekliyor yıllardır. tekerleri son nefesini vermiş bir daha da alamamış. almanyadaymış sahibi.

    sonra az ileride, arabanın mahalleye kattığı doksanlar havasına destek çıkan pastahane görülür. aceleyle kahvaltı yapan beyaz yakalıların yanında sinir bozucu yavaşlıkta hareket eden, böyle yaptıkça sistemin kendilerine dayattığı bir telaştan muaf kalamamış insanları hayallere daldırıp, son lokmalarını boğazlarında bırakırlar.

    kahvehane var bir de. mahalledeki orta yaş üstü insanların tek sosyal aktivitesinin yaşandığı, günün belirli saatlerinde yoğun duman altında bırakılan, özellikle hamza dayı'nın karısından çok dükkan sahibi erol abi'yi gördüğü, ikisinden birinin öldüğü zaman diğerinin ne yapacağını bilemeyeceği zamanların da elbet geleceği tuhaf mekan. hiç girmedim.

    odamın penceresi pek ufuk açıcı değil eğer kafamı gökyüzüne kaldırmazsam. teleskop ile saatlerce gökyüzüne baktığım zamanlarda, ne görmek istersem onu koyardım gökyüzüne. öyle daha iyiydi.
  • uçsuz bucaksız gökyüzü ama başımı havaya kaldırırsam.

    gözlerini gerçeklere kapatmak bazen iyi gelir insana...