şükela:  tümü | bugün
  • bununla ilgili çok güzel bir düşünce yazısı paylaşmak istiyorum sizinle:

    '' sabrettiğimizde bizi selamet kucaklarken, tahammül edince huzursuzluğun eşlik ettiği, kaderin kancasına takılı bir yeni tahammüller zinciri bekler bizi.

    'sabır, iradenin zaferi’ diyor bir büyük. o olmadan, ne ruhu inkişaf ettirmek, ne de yücelip benliğin sırlarına ermek mümkün. sabırla insan, toprağa, ete, kemiğe bağlılıktan kurtulup onunla yüce âlemlere ermeye namzet bir kutlu olabilir. fakat sabrederken de gaflete düşebiliyoruz. ‘sabrediyorum’ dediğimiz nice olaya aslında sadece tahammül ediyoruz. çoğunuzun aklına ‘sabırla tahammül aynı şey değil mi?’ sorusu düştü galiba. değil. hem de hiç değil. sabır ve tahammül anlam bakımından çok yakın görünseler de hissediş, uygulama ve geleceği şekillendirme bakımından aralarında dağlar kadar fark var. sabır buram buram tevekkül ve kolaylık kokarken tahammül, enaniyet ve kabz halini de beraberinde getiriyor.
    sabreden insan, kendi değerini bilerek kimseyi kendinden üstün ya da aşağı görmüyor. hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bildiğinden hedefine giden yolda önüne çıkan engellere, sorunlara çözüm odaklı yaklaşıyor, sükunetle sabrediyor. hedefe ulaşmak için geçen zamanın boş olmadığını biliyor. bu zaman süresince verimliliğini artıracak donanımları biriktiriyor. sabreden insan, kararsız olduğu zamanlarda da sabrediyor. fakat bu kez doğru olana karar vermek için.

    tahammül eden için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. o hep diken üstündedir. kaybetmekten korktuğu bazı şeyler için katlanır, tahammül eder. sürekli şikayet eder. hedef koyamaz. içinde bulunduğu, hoşlanmadığı durumun değişeceğine dair inancı cılızdır. “istiyorum” der ama aslında “istediğim şeyi hak etmiyorum” diyen bir inanca sahiptir. istediklerini elde etmek için sabır yerine tahammülü seçmesinin sebebi de bu değersizlik inancıdır. bu yükü kaldırmak için sorumluluğu kadere atar: “bizim kaderimiz de bu ne yapalım, sabredeceğiz.” ama onun sabır dediği tahammülün ta kendisidir.
    sabretmek ve tahammül etmek aslında tamamen birer tercih. durumlar aynı olsa bile sabreden insanın davranışı ve hissiyatı ile aynı duruma tahammül eden insanınki birbirinden farklı. ve o ikisinin kendi geleceklerini oluşturma potansiyellerinde de çarpıcı farklar vardır. mesela işyerindeki koşullardan, patronunuzdan ya da ortağınızdan memnun olmadığımızı düşünelim. sabretmeyi tercih ettiğimizde, öncelikle içinde bulunduğumuz koşulları kabul ederiz. anlaşamadığımız, sıkıntı yaşadığımız konularla ilgili ifade edebileceğimiz ortam kollarız. kendimizi sakin, net ve saygılı bir üslupla ifade ederiz. sonucu görene kadar da işini aksatmamaya gayret edip neticeyi allah’tan bekleyerek gönül huzuruyla çalışmaya devam ederiz. fakat muhatabımızla ciddi bir frekans uyum problemi yaşıyorsak, ifade etme çabalarının sonuç getirmeyeceğini anlarız ve artık boşa kürek çekmeyiz. susar ve istediğimiz gibi bir iş için gerekli girişimlerde bulunuruz. karşısına çıkacak fırsatları değerlendiririz. zihnen ve vicdanen özgürüzdür.

    peki ya tahammül etmeyi tercih edersek? öncelikle işimize odaklanmamız hayli zor. aynı zamanda işi kaybetme korkusuyla daha fazla hata yapmamız kaçınılmaz. bir taraftan muhatabımıza içten içe öfkelenirken, bir taraftan da bize kızmasını engellemek için onun istediği gibi davranmak zorunda hissederiz. yani asla rahat ve özgür değilizdir. evde tv izlerken bile tahammül etmek zorunda olduklarımızdan dolayı kadere kızarken buluveririz kendimizi.
    sabrettiğimizde bizi selamet kucaklarken, tahammül edince huzursuzluğun eşlik ettiği, kaderin kancasına takılı bir yeni tahammüller zinciri bekler bizi. fakat şu da yadsınamaz bir gerçek; sabretmeyi öğrenmenin yolu, sonu hep hüsranla biten tahammüllerden geçiyor. ''

    kaynak: yeni bahar dergisi
  • sabretmek; sonunda güzel şeyler olacağına inanılarak gerçekleştirilir.
    tahammül etmek ise sonucunda pek hoş şeylerle karşılaşmayacağını tahmin ederek var olan sürece katlanmaktır.

    sabretmek tercih, tahammül etmekse mecburiyettir.
  • şuan iki duyguyuda cok ağır bir şekilde omuzlarımda hissediyorum. ikisi aynı andada olabiliyor.
    cunku tahammul etmek zorundayım durum bu noktada ve tahammul etmeye sabretmeliyim.
  • başlangıçta anlayışla sabrettiğiniz durumlar sürekli tekrarlanmaya başladığında tahammül etme niteliği kazanmaya başlar.
  • sabretmekte kabul vardir, durumu oldugu gibi kabul edip gececegini bilirsiniz. daha ders almaya calismak vardir burada.

    tahammul etmekte ise yalnizca gececegini bilirsiniz, kabul yoktur burada.
  • sevilenin her şeyine sabrederiz. sevilmeyene, sevilenin hatrına tahammül ederiz.

    sabır gönüllü tahammül mecburi olur.