şükela:  tümü | bugün
  • tehlikeli oyunlarimizin temel arayisi.
    (bkz: bilgeyle sevgi sorunsali)
    (bkz: sevginin bilgeligi)
  • hikmet bey'in bilgisiz ama sevgili bilge'sidir. tıpkı sevgisiz ama bilge sevgi'si gibi, asla dul kadın nurhayat hanım gibi derman olamamıştır, hikmet bey'e. hatta bunu albay bile bilir.

    (bkz: tehlikeli oyunlar)
  • bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım, diye devam eder.
  • ''sevgili bilge,
    bana bir mektup yazmis olsaydin, ben de sana cevap vermis olsaydim. ya da son bulusmamizda buyuk bir firtina kopmus olsaydi aramizda, ve bircok soz yarim kalsaydi, bircok mesele cozume baglanamadan buyuk bir ofke ve siddet icinde ayrilmis olsaydik da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konusmak kacinilmaz olsaydi. sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydim. butun meselelerden kactigim gibi uzaklasmasaydim senden de. insanlari, eski karima yapmis oldugum gibi, buyuk bir bosluk icinde birakmasaydim. kendimden de kaciyorum gibi beylik bir ifadenin icine dusmeseydim. bu mektubu cok karisik hisler icinde yaziyorum gibi basmakalip sozlere basvurmak zorunda kalmasaydim. ne olurdu, bazi sozleri hic soylememis olsaydim; ya da bazi sozleri hic soylememek icin kesin kararlar almamis olsaydim. sana diyebilseydim ki, durum cok ciddi bilge, aklini basina topla. ben iyi degilim bilge, seni son gordugum gunden beri gozume uyku girmiyor diyebilseydim. gercekten de o gunden beri gozume uyku girmeseydi. hic olmazsa arkamda kalan butun kopruleri yiktim ve simdi geri donmek istiyorum, ya da donuyorum cinsinden bir yenilgiye siginabilseydim. kendime, soyleyecek soz birakmadim. kuvvetimi buyutmusum gozumde. aslina bakilirsa, bu sozleri kullanmayi ya da boyle bir mektup yazmayi bile, ne sen ne ask ne de hicbir sey olmadigi gunlerde kendime yasaklamistim. sen, ask ve her seyin oldugu gunlerde boyle kararlar alinamazdi. yasamis birinin olu yargilariydi bu kararlar. simdi her satiri, bu satiri da neden yazdim? diyerek ofkeyle bir oncekine ekliyorum.''
  • bana bir mektup yazmış olsaydı benim de ona mektup yazmış olacağım kişi olurdu.
  • "sevgili bilge diye mırıldandı. söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. (iyi bir başlangıç oldu, belirsiz ve samimi.) büyük ansiklopedinin içimde ayarttığı geçici ferahlıktan yararlanarak sana soyut kavramlardan söz etmek istiyorum. sevgili bilge, sen yanımda olmadığım zaman seni düşünmek gerçekdışı bir olgu. (nasıl oluyor, iyi mi?) ben gecekondudaki varlıklarla (soyut bir kavram olsun diye varlıklar dedim) birlikte yaşamak istiyorum. ben, birlikte yaşadığım varlıkları, ayrıca birer kavram olarak düşünmek istemiyorum. gönlümün rüzgarına kapılıp gidiyorum. bunun dışında bulanık hayaller var kafamda. bu hayalleri bazen hüsamettin albay yada nurhayat hanımla karıştırdığım oluyor; fakat, istediğim gibi düşünüyorum bu insanları. sen olduğun gibi yaşamak istiyorsun kafamda: bir varlıkkavram olarak çıkıyorsun karşıma. yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşanması gereken bir mesele olmak istiyorsun. bilge'yi senin gibi hissetmemi istiyorsun. nasıl olur? yani albayı da, kendimi onun yerine koyarak mı düşüneceğim? işte bu nedenle, kurmak istediğim dünya, senin yüzünden yıkılıyor; bütün oyunlar anlamını kaybediyor.

    sevgili bilge, işte bu yüzden hayal ve gerçek, benim onlara verdiğim anlamları kaybetmek üzere. sen, yaşadığım bir gerçek misin? yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? yoksa, ikisi de değil misin? ilk gençlik günlerimin bir efsanesi misin yoksa, ey esrarlı kadın? belki ben, efsanenin heyecanı içinde, ıssız bir adaya düşmüş zavallı bir ruh gibi, karaya çıkacak ilk canlıyı beklerken seninle karşılaştım. ingilizler, adada yaşadıkları için, belki de bu özlemi daha iyi belirtebilirlerdi. ben, mutlak yalnızlığı ancak hayal edebiliyorum. ben, erginlik öncesi hayallerimin sıcak bir görüntüyle teselli edilebilmesi uğruna bütün soyutluklardan vazgeçiyorum. sevgi, yakınlık arzu, ilgi, merak, güzellik gibi susamış olduğum, bütün kavramları ellerimle tutmak için büyük bir gerginlikle sarılıyorum sana. benim gerçekliğim seni rahatsız ediyor. ilişkimizin sonsuza kadar uzanması için belirsiz ve esrarlı bir yaşantı istiyorsun sen.

    bütün suç bendedir. sana gecekonduyu ve orada yaşayan insanları gerçekdışı bir biçimde anlatan biri olarak, benden çok şey bekliyordun. oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti. albayları ve dul kadınları içimde taşıdığım için bu yansımalar biraz gözünü kamaştırıyordu. belki bu satırların yazarından ve onun kafasını sürekli işgal eden senden başka gerçek bir varlık yoktur ortada. albayın ve nurhayat hanımın nesnel birer dereceden olgular diyebileceğimiz -albayın karısı ve askerliğini yaptığı söylenen hidayet de gerçeküstü bir oyunun kahramanlarından ibaret olabilir.- bilmem bu sözlerimle senin istediğin soyutluğa (sen abstractness dersin belki buna) ulaşabiliyor muyum ey tanrısal yaratık? acaba, hüsamettin tambay'ın var olduğu söylenen ve benim bile hiç görmediğim karısı, bizzat albayın gerçek bir varlık olduğu meselesini tehlikeye atmıyor mu? belki sana bu satırları yazmamalıydım. belki de dönel bir yüzeyin, ekseni etrafındaki hareketi sırasında çeşitli ışık kaynaklarından beslenmesi olayında görüldüğü gibi benim bir an süren ışıltımın yansımalarını artık ilginç bulmuyorsun; görüntümün gerçekliğine inanmıyorsun. fakat seni seviyorum. (bu sözü bir yere sıkıştırmaya mecburdum.) düşünmek ve yansımak anlamlarını birlikte ifade eden 'reflection' kelimesini kullanmak isterdim burada. fakat aslında, seni görmediğim zamanlarda yansımalarımın gerçekliğine ben de inanmıyorum. belki benden artık nefret ediyorsun; belki de unuttun beni. düşünce ve eylemlerin her an sonsuz değişik görünümlere bürünebileceğini bilen bir insan olarak, senden kararlı bir düşünceye benzeyen yansımaları nasıl bekleyebilirim? beni görmek istiyorsan, yarın saat ikiden altıya kadar evdeyim.

    seni seviyorum.
    hikmet."