şükela:  tümü | bugün
  • bir ilber ortaylı tespitidir. türkiye’nin yakın tarihi kitabında aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

    “test usulü imtihan tıp ve psikoloji uzmanlarının dediği gibi deha sahibi çocukların aleyhinedir. türkçe üsluba hatta hiçbir dilin üslubuna değil, kutu doldurmaya önem verilmektedir. iki-üç yıl süren dershane eğitimi öğrencinin en verimli zamanında onun sanatla, müzikle, edebiyatla, resimle, sanat tarihiyle, hatta sporla bile ilgisini kesmektedir. ifade güçleri acınacak hale düşmektedir ve üstelik üniversiteden sonra genel kültür verecek, onları canlandıracak ara eğitim kademeleri de düşünülmediğinden ortaya çıkan kuşakların uzman olsalar da geniş bilgili olamayacakları açıktır."
  • deha sahibi nedir diye dusunduren baslik
  • kesinlikle katılıyorum!

    dâhi olduğum için 3 senedir mezuna kalıyorum.
  • godfrey hardy, cambridge'i özellikle de trinity'yi sahip olduğu matematik geleneği için seçmişti ama araştırma alanında bir meslek yaşantısına sahip olmayı hedefleyen birisi için trinity, paris ya da berlin'le kıyaslandığında zayıf kalıyordu. özellikle sınav sisteminin ciddi bir reformdan geçmesi gerekiyordu. öğrenciler senate house sınavına özel öğretmenlerce hazırlanıyordu. bu sınavda öğrencilere dört gün boyunca sekiz sayfa dolusu problem yöneltiliyordu. sınav öğrencinin yetenek ve anlayışını ölçmekten ziyade dayanıklılığı ve formül ve denklemleri ezberleme yeteneğini sınadığından hardy bu sınavdan ölesiye nefret ediyordu. tripos'u tamamen bir zaman kaybı olarak gören hardy matematikten tarih bölümüne geçmeye çalıştı. ancak a mathematician's apology* adlı yaşam öyküsübde şöyle diyecekti:

    "gözlerimi ilk açan, bana birkkaç terim öğreten ve analizin ne olduğuna ilişkin ilk ciddi düşünceleri aşılayan profesor love olmuştu. ama ona duyduğum minnettarlığın asıl nedeni - her şeyden önce ilk başta uygulamalı matematikçiydi - jordan'ın course d'analyse* adlı eserini okumam doğrultusunda verdiği tavsiyeydi. bu olağanüstü çalışmayı nasıl büyük bir şaşkınlık içinde okuduğumu unutamam. benim kuşağımdan pek çok matematikçinin ufkunu açmış olan bu kitabı okurken ilk kez matematiğin gerçekten ne anlama geldiğini anladım. o andan itibaren de matematiğe yönelik anlamlı isteklere ve içtenlikli bir tutkuya sahip gerçek bir matematikçi olma yolunda ilerledim."

    ioan james'in büyük matematikçiler adlı kitabından bu alıntı yazı*, sınav garabetinin dehayı nasıl yok saydığını açıklamaya yetiyor aslında. matematik dünyası dergisi 2014 - iv'te** évariste galois hakkında ise şöyle diyor:

    ...1828'de galois, ecole polytechnique* sınavlarına girdi. bu okul o dönemde paris'teki en önemli üniversiteydi ve galois'nın buraya akademik nedenlerden dolayı girdiği sanılmaktaydı. sivil ve askeri mühendislere, matematik ve uygulamalı bilimler alanındaki en üst düzey bilgileri vermek amacıyla, devrim yasalarına göre monge tarafından kurulmuş olan bu büyük okul, galois'nın ilgisini fazlasıyla çekiyordu... galois sınavda başarılı olamadı. sınav sonucuna şaşıran ve bunun bir haksızlık olduğunu düşünen yalnızca kendisi değildi. galois'nın arkadaşları ve ailesi de bu başarısızlıkla şaşkına döndüler. galois'nın matematik dehasını bilen ve onu takdir eden arkadaşları, tüm suçu sınav jürisine yüklüyordu. o sırada bu okula giren adaylarla ilgili çıkarılan bir dergi, okuyucularına galois'nın başarısızlığıyla ilgili tartışmanın henüz kapanmadığını hatırlattı. bu başarısızlığı, ve başka bir yerde, sınav jürisinin akıl erdirilemeyen kararlarını dergilerini yorumlayan bu dergide şunlar yazılıyordu: "yüksek zekalı bir aday daha düşük zekalı sınav jürileri tarafından reddedilmiştir. ben bir barbarım. çünkü onlar beni anlamıyorlar." galois'ya gelince, başarısızlığı onun için öldürücü bir darbe olmuştu. kendi içine kapandı. bu sınavın acısını hiçbir zaman unutamadı.
  • bilakis türkiye'deki test sınavları zekayı fazla ödüllendirir, bilginin giderek tartışmalı olduğu her ortamda yaşanacağı gibi çalışma ile kapanmayacak ölçüde mantıksal bir analize zorlar; en değerli ve masraflı bölümleri, onlar için ömründen bir parçayı feda etmeye dahi hazır olanlarla değil sağda solda pinekleyen, kantinde çay içen, kahverengi-gri parke çekip kulüplerde poz kesen elemanlarla doldurur.

    nadir görülen yüksek-yeteneği ölçemez deniyorsa hak veririm, alana duyulan coşkulu ilgi ile zeka işbirliğinin sonucu olduğu için dünya çapında ölçme değerlendirme testlerin genel problemi; yıldırıcılık ekseninde olması, zekayı pek önemsemeden çalışkanlığa odaklanması. nadir yetenekler öyle toplanmaz.
  • test sistemi hiçbir şeyi ödüllendirmiyor. çocukları ezberciliğe alıştırıyor. üniversiteye hazırlanmak, içeriğe göre değil, kaç tane test sorusu çözdüğü ile değerlendiriliyor. neden test tercih ediliyor derseniz, ölçme değerlendirme kısmı daha kolay ve ucuz olduğu için.cvap kağıdını optik okuyucudan geçirdin mi iş bitiyor. 2,5 milyon kağıdı tarafsız ve doğru olarak çözmenin başka bir yolu yok.

    ocr yazılımlarının, sıfıra yakın hatayla, okuma yapacak hassasiyete gelinceye kadar, böyle devam edecek. ondan sonra ise eğitim sistemimizin gerçek durumu ortaya çıkacaktır. çünkü klasik sınav yapılırsa, sıfır çekenlerin sayısı katlanacaktır.
  • bana çok para vereceksin. bana o kadar çok para vereceksin ki ben başka herhangi bir şey düşünmeden sadece işime konsantre olabileceğim.

    o zaman her üniversite kendi sınavını yapacak. ben hazırlayacağım kendi üniversitemin sınavını diğer akademisyenlerle birlikte. nasıl bir öğrenci profili istediğimi düşüneceğim. o profili seçmeye uygun sınav soruları hazırlayacağım ve sınavı öyle yapacağım.

    ve o sınav test olmayacak. çizim olacak. genel kültür olacak. mantık olacak. felsefe olacak. ve o bilgi seviyesinde gelen öğrenci, eğitimin ilk yılında beni geçecek. ben de kendimi geliştirmeye mecbur kalacağım.

    bana o kadar çok para vereceksin ki bir kitap alırken iki kere düşünmeyeceğim.

    öyle oturduğun yerden böyle olmaz yeaa demek kolay.

    hayaller mersedes ama gerçekler tofaş. bunu bulduğunuza dua edin. yarın bunu da bulamayacaksınız çünkü.
  • türk ailesinin bakış açısıyla bakıldığında külliyen yanlış bulunacak bir beyandır. zira türk ailesi sanat ve kültüre dair her şeyi "ilerde hobi olarak gene yap." seviyesinde kabul eder ancak. ailenin amacı öncelikli olarak mümkünse çocuğun fen bilimlerinde saygın bir meslek sahibi olmasıdır.

    ben üniversiteye hazırlanmadan önce resim çizerdim. şarkı söylerdim, enstrüman çalmayı öğrenmek isterdim. sevdiğim şarkıların notalarını filan çıkarırdım flütle. cam üfleme sanatını öğrenmek isterdim. çok kitap okurdum.

    derslerim de iyiydi yani, hiç destek almadığım, hatta hiç ders çalışmadığım halde. matematiği, geometriyi, kimyayı, biyolojiyi severdim.

    ulen sonra dersaneye başladım. başarı eğrim dramatik bir şekilde yükseldi ve sınıftaki herkesi geçtim, okul birincisi adayını bile. herkes aşka geldi beni geçmek ve eski düzene dönmek için. ama olmadı. bir daha beni kimse geçemedi. fakat o dönemde ben sanattan ve kitaplardan tamaamen uzak kaldım. tek hedefim daha çok soru çözmekti zira.

    üniversiteye çalışmamı etkiler diye daha ortaokulda basketbol kursundan ayrılmamı isteyen ailem, müzik ve resimle ilgili zevklerime ilerde hobi olarak konservatuara gidersin diyerek * ket vuruyordu. beni resim yaparken görünce, bunlarla oyalanmamdan korktukları için mani olmaya çalışıyorlardı.

    sonra işte itü mimarlık bölümüne girdim. sanatla irtibatta kaldım allah'tan. ama eski zevklerimden soğumuştum. zaten mimarlık öğrencisi olmak tüm günlerimi, tüm gecelerimi işgal ediyordu. sosyal hayatım bile ciddi manada sekteye uğramıştı. yalan yok, okulda da fotoğraf, seramik, resim dersleri aldım. ama hobim olmaktan çıkmışlardı. tadımlık zevkler...

    sonra da zaten iş hayatına atıldım. anladım ki mimarlık piyasası bir sanat işinden çok mühendislik işi gibi çalışıyor. yani tasarımcıdan çok bir teknik adam gibi hissettiğim bir döneme girdim. ve bu dönemde artık sanatla aramda incecik bir bağ kalmıştı.

    sonuçta olan içimdeki heyecana oldu. şimdi ben de sanatın ancak bir hobi olabileceğine inanıyorum. :) sanatı mesleğim yapmaya cesaret edemiyorum. oysa mesleği bırakıp sanata yönelen ne çok mimar vardı. ben o cesur insanlardan biri miyim? sanırım değilim.

    konuya dönersek, test sınavı deha sahiplerinin aleyhine olabilir. yani sınavlar, gençlerin önünde büyük bir kısıtlayıcı, büyük bir engel olabilir. çocukların becerileri, ailesinin emellerini karşılayana kadar ertelenmemelidir. yoksa çocuk ölüyor. sorumluluklarını görev icabı yerine getiren bir robot oluyor. kendi haline bırakın. çocukluğunu öldürmeden devam etsin.