şükela:  tümü | bugün
  • iyilik/sevgi kumkuması olmanın kimseye fayda getirmediğini, hak edene şiddet uygulanmasının gerekli, yer yer elzem olduğunu çirkin kadın ile yaşlı ve dahi "düşkün" olarak niteleyebileceğimiz erkeğin yaşadığı ilişki -aşk diyemeyiz- üzerinden anlatan film.
  • karizmatik yaşlı kurt peter mullan (joseph) ve olağanüstü performansıyla olivia colman'ın (hannah) başrolleri paylaştığı çarpıcı bir film.

    --- spoiler ---

    "bizim yaptığımızı herkes düşünür ama yapmaz. biz cesaret edip yapıyoruz."

    joseph, bütün gün sokakta havlayan, bütün mahallenin kâbusu hâline gelmiş, küçük bir çocuğun suratını parçalamış pitbull'u beyzbol sopasıyla öldürüp, kafasını kopardıktan sonra, aynen böyle dedi. bütün mahalle o köpekten nefret ediyordu, herkes onun ölmesini istiyordu, ama bunu eyleme dönüştürüp yapan joseph oldu.

    bütün sinema salonu, hannah'nın kocasından nefret etti, çünkü o iğrenç adam, kadını dövüyor, ona çeşit çeşit işkenceler yapıyor, cinsel olarak aşağılıyor, sapkınlıklarıyla kadını canından bezdiriyor, ona tecavüz ediyor ve vücuduna tuhaf şeyler sokmaya bayılıyordu. hepimiz, onun ölmesini istedik, ama bunu eyleme dönüştürüp yapan hannah oldu.

    joseph eşinin ölümünden sonra saçma sapan bir adam olmuş, bütün huysuz ve sarhoş ihtiyarlar gibi en ufak bir sesten ve diğer tüm insanların hareketlerinden nefret edip sinirlenen, çekilmez biri hâline gelmişti. önüne gelene sataşan, etrafına rahatsızlık veren, dükkanların camını çerçevesini indiren bir adamdı, hepimiz onu bi güzel pataklamak istedik evet, bunu yapanlar daha önce sataştığı bir avuç genç oldu.

    hiçbir şey sebepsiz değildir, sevginin de, şiddetin de bir sebebi vardır ve bu şiddet hiçbir zaman içinizde kalamaz, mutlaka bir şekilde başkalarına yönelir. kimsenin pek de mutlu olmadığı, sürekli karanlık, koyu ve kasvetli bir havanın hüküm sürdüğü, hayatından memnun olmayan insanlarla dolu bir film. birbirine tutunmaya çalışan, kendini tanıyamayan ama aslında "iyi" olan insanlar bunlar.

    aramızdaki tek fark, birinin köpekleri çok sevmesine rağmen 2 tanesini gözünü kırpmadan öldürebilmesi, diğerinin de şiddetinden bıktığı kocasından kurtulması ve kısa da sürse normal insanlar gibi yaşayabilmesi...

    -filmin adının hikâyesinden pek etkilenmediğimi, zaten filmin adını da sevmediğimi söylemeliyim. ama afişine baktım da, adamın öldürdüğü köpeğini gömmesine de atıf yapıldığını gördüm. yine de o hikâye tüm filmin içinde sırıtmış.

    -çocuğun yüzünün parçalanması, oyuncaklarıyla oynarken birden geriye bakmasıyla bizim o yüzü görmemiz, bu sahnelerdeki ağdalı dram biraz gereksizdi. yönetmenin (paddy considine) ilk uzun metrajlı filmi olmasından kaynaklanan bu "gözümüze sokma" çabalarının sonraki filmlerde azalarak biteceğini umuyorum.

    -rahatsız etmek istediği yerlerde bunu iyi başaran bir film olmuş.

    -filme hâkim olan o tuhaf aksanlı ingiliz sokak ağzı kulağa hoş geliyor.

    -cenazelerden sonra bi bara gidip içerek, ölen kişinin yâd edilmesi olayına her zaman hasta olmuşumdur zaten. bu filmde de yine bayıldım.

    -bi şarkı vardı, tam da o cenaze sahnesinden sonra söylendi, adamın yatağa oturmasına kadar sürdü...filmin sonunda bakamadım, o şarkı neydi acaba, çok hoş bi şarkıydı. "stroooonggg" diye bitti, yanlış hatırlamıyorsam...(music by chris baldwin, dan baker)

    --- spoiler ---

    "katil olan herkes haksız mıdır?" sorusunu akıllara getiren, "şiddet bazen gerekli midir?" diye sorduran, hak ettiği şekilde bol ödüllü, çok ince dersler veren, gerçek ve etkileyici bir film.
  • başarılı, takdir edilesi oyuncu paddy considine'in bilindik bir hikayeyi, bilindik çelişkileri, bilindik bir öykülemeyle anlattığı zayıf bir film. ama peter mullan her zaman ki gibi yardırıyor, oyunculuk dersi veriyor. paddy biraz shane meadows olmak istemiş ama pek kıvıramamış maalesef. bir dahakine diyelim.
  • karısının ölümünden sonra hayat karşı daha fazla tahammülsüz öfkeli ve agresif olan joseph'in, hannah'yı tanımasıyla değişen hayatı üzerine kurgulanmış bir film tiranazor. şiddet ve içsel çelişkileriyle vücuda gelmiş acımasız ve gaddar dünyasında çırpınan; hayata, hatta kendisine öfke dolu joseph'in, kocası tarafından şiddet ve kötü muameleye maruz kalmış hannah ile yaşadığı aşkın anlatıldığı, aynı zamanda da çaresiz ve yorgun iki insanın kendileriyle ve hayatla bedeller ödeyerek barışmalarının da anlatımı diyebiliriz film için..

    tiranazor tipik bir ingiliz filmi. ortamı, çekimleri, soğuk ve mesafeli anlatım diliyle, kendi derdini anlatmayı başarmış bir ilk film. küçük aşırılıkları, klişeleri saymazsak gayet de başarılı bir film. özelikle oyunculuklar çok başarılı aslında filmi alıp götüren de biraz da bu. peter mullan ve olivia colman rollerinde adeta devleşmişler, özellikle olivia colman film boyunca kendine hayran bıraktı diyebilirim.

    yönetmen paddy considine'e gelirsek ilk filminde iyi bir sınav verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. doğal bir anlatım dili ve olanca gerçekliğiyle yaşayan karakter betimlemelerinde çok başarılıydı kendisini kutlarım. sadece yan rollerde oynayan oyuncu seçimlerinde daha dikkatli olmasını öneririm o kadar. sinema iyi bir yönetmen kazanmış bulunmakta festivallerin değişmez yönetmenlerinden biri olacağı da açık bir gerçek..
  • eleştirileri, imdb puanı ve rotten tomatoes yüzdesi epey iyi, fragmanı da merak uyandırıcı olan film. bu seneki oscar ödüllerinde irlanda adına yarışma potansiyeline de sahip:

    http://www.imdb.com/video/imdb/vi2565119513

    dedi ve ekledi: linkteki video silinmiş.
  • dün gece izlediğim gerçekten güzel bir film. özellikle yönetmenin ilk filmi olduğunu öğrendiğimde saygım arttı.

    --- spoiler ---
    sadece ben yönetmen olsam;
    1.filmin ismini tiranozor falan koymazdım, çok zorlama bir isim olmuş, güdük kalmış. tamam, karısına öyle sesleniyormuş, ölünce pişman olmuş falan ama yine de başka bir isim daha şık olabilirdi.
    2. sadece filmin başrol oyuncuları değil, joseph'in bardaki uzun saçlı arkadaşından tutun, bardaki serseri gençlere, joseph'in komşusuna, hanna'nın kocasına kadar, şiddetin doruklarında dolaşmayan 1 kişi bile yok. bu da biraz zorlama geldi bana. hiç değilse 3-5 normal insan konabilirdi.

    peki, hanna, joseph'le tanışmasa kocasını öldürebilir miydi?

    öldüremezdi, joseph ona kesinlikle ivme kazandırdı. bazıları yaşamı sadece izler nehrin kıyısında durarak, güvende ve huzur icinde olduklarını düşünürler kendini gerçekleştiremeden, kimi ise o azgınca akan nehre dalar, yaşama karışır etiyle kemiğiyle joseph gibi. hannah ise joseph sayesinde o nehri izlerken, suya giriverdi.

    yönetmenin "ıyyy tü kaka, şiddet çok kötü bir şeydir" savında olmadığını da düşündüm filmi izlerken. gerektiğinde, doğru zamanda doğru kisiye bazen göstermek gerekebilir diyor gibi geldi bana..

    bir de hannah kocasına ilk kez bağırıp, o kompleksi yaratığın yüzüne vurduğunda kocası nasıl da küçüldü ve yok oldu adeta di mi ? belki de bu kompleksi yaratıkların anladığı dil bu..ve etrafımız böyle insanlarla o derece dolu ki..

    öfke ve korkunun psikiyatrik olarak aynı hastalığın semptomları olduğunu da tekrar hatırladık bu arada..
    --- spoiler ---
  • keske imkanim olsa ustunde uzun uzun yazabilsem. simdi yazmazsam muhtemelen hicbir zaman bir sey yazamayacagim. o halde sunu soylemek istiyorum; bu filmi izleyin.
    "yetersizlik"ler ve daha onemlisi asla sahip olamadigi mutluluklara sahip kisileri kiskanmayi ve onlar ustunden nefret seklinde kusmanin neticelerini kimsenin gormedigini gormek icin; dunyanin ve kainatin merkezinde kimsenin olamayacagini; herkesin kendince bir hayati ve derdi oldugunu anlamak icin izlemeli. ardindan hem nefret edip hem de cok sevmeli ama izlememis olmayi dilemeli.
    yine olsa yine izlerdim ama yine izlememis olmayi dilerdim herhalde.
  • şiddeti ortadan kaldırmak için, gene şiddeti kullanmak ne kadar doğru. hz. muhammet in bile savaştığını düşünürsek, yeri geldiğinde şiddet i kullanmanın gerekliliği tartışılmaz. filmi tek kelimeye sığdırırsam "şiddet" derim.
  • heryerde siddet cesitli sekillerde yasanir, her zaman haksizliklar olur ama buna maruz kalanlardan bazilari konusur bazilari tepki verir cumlesindeki bazilarini anlatan film.

hesabın var mı? giriş yap