1. ibrahim tatlıses'in çok güzel yorumladığı urfa yöresinden uzun hava. kazancı bedih de kendince güzel okur.
    ibrahim tatlıses bu uzun havayı 24 yıl sonra trt'nin urfa'da zaman belgeseli için tekrar okumuştu.

    yaram sızlar
    ok değmiş kurban yaram sızlar
    yaralının halından ne bilsin kibar
    yaram sızlar

    yeri ağam yeri yeri
    yeri paşam boyunu görüm yeri
    yaralıyam ben nasıl ediym

    gözleri değer canıma
    her baktıkça dilim bağlar
    kül o yarın başına
    her vefasıza bel bağlar

    esmerin elinden nere gidim ben
    gözelin elinden nasıl edim ben
    yeter ağlattın beni.
  2. uzun hava olan yarım sızlar'ın dışında farklı bir melodiye sahip aynı isimli urfa türküsü. rahmetli seyfettin sucu ve kazancı bedih çok hoş söylerlerdi...

    yaram sızlar ağrır başım
    yastığa damlar göz yaşım
    tabutumu kaldırmayın
    altında yok bir kardaşım

    ecel gelirse bu cana
    baş ağrısı bahane
    mezar taşıma yazsınlar
    bugun bana yarın sana...
  3. yara sızlar
    ok değmiş yara sızlar
    yaralının halından ne bilsin yarasızlar

    gibi uzun havalarda sık rastlanan güzel bir kelime oyunuyla da söylenir.
  4. "yaram sızlar ağrır başım.." diye devam eden türküyü ilyas salman da çok güzel yorumlamıştır.

    türkünün başında ilyas salman şunları söylüyor:

    "şair yürekli arkadaşımız talip dalkılıç ne demiş:ömür,umuttan önce bitmeli"
  5. - yaraam sızlar, ağrır başın *
  6. ibrahim tatlıses'in söylediği yaram sızlar'daki o saz, o ses; meyilli olmasa bile adamı çok acıtır, ağlatır.
  7. insani boyle kederden gebertecek etkiye sahip uzun havadir. sanirim mukim tahir isimli urfali sanatci soylemistir en ilkin. youtube'da "ibo yarasizlar" yazinca da bulunabilip, ibrahim tatlises'ten pek guzel dinlenebilir.

    su dortlugu ise yakar kavurur;
    "gozleri deger hayran canima
    baktikca ey dilim baglar
    kul o yarin basina
    vefasizlara ey, bel baglar"
  8. bu türküyü dinleyince 30 yaşında vefat edem amcam gelir aklıma hep.

    daha henüz 1 bucuk yıllık evliydi, onlar şehir dışına taşınmışlardı biz istanbulda oturuyorduk, bir gün bel ağrısı çektigini söylemişti, herkes tabi normal karşılaştı hangimizde olmuyor ki, neyse hastaneye gitmişler sonuç alamamışlar, pekte üstüne düşmemişler o dönemde, daha sonra ağrılarının artmış, henüz 3 aylık çocuğu vardı, aldık getirdik istanbula burada hastaneye götürelim dedik, babamlar ilk hastaneye götürdüklerinde acı haberi aldılar, doktor o kadar soğuk kanlı bir şekilde söylemişki hiçbirşey anlayamamışlar, hastanız ileri derecede kan kanseri artık yapılacak pek birşey kalmamış demiş, bizimkiler hepten yıkılmış kalmış, en fazla 3 ay yaşar demiş doktor hazırlıklı olun herşeye.

    allah'tan umut kesilmez dedik tabi ama gün geçtikce gözümüzün önünde eriyordu vücudundaki kemikler ince bir cam gibi olmuştu artık en ufak müdahalede kırılıyordu hatta omuzu ufak bir zorlama yüzünden kırılmıştı, kabus gibiydi herşey daha henüz 1 bucuk senelik evli, 3 aylık çocuğu var, daha yürüdüğünü bir adım attığını bile görememişti evladının, bizim içimiz kan ağlıyordu o bizi teselli ediyordu, gülün derdi hep gülün daha ben ayağa kalkacağım çocuğumla oyunlar oynayacağım derdi.

    daha sonra kemoterapiye başlandı, biz belki iyiye gider diye umut ederken o daha kötüye gidiyordu, bir kemoterapi sonrası burnundan oluk oluk kan akmaya başladı, kan durmuyordu elimizden birşey gelmiyordu doktor dahi müdahele edemiyordu, amcam gözümüzün önünde acılar çekiyor canı yanıyordu, o kemoterapi'yi gördüğü akşamın sabahı vefat etti, biliyorduk vefatını ama hiç beklemiyorduk 3 aylık çocuğu bile saatlerce feryat figan ağladı, hiçbirşeyden haberi olmayan ufacık bebeğin çığlıkları tüm apartmanı sarıyordu, eve çıktığımda babam bir tarafta yıkılmış, dedem bir tarafta yıkılmış, halamlar, amcamlar per perişan olmuş durumdaydı, yanına gidip suratını açtığımda yüzü gülüyordu, inci gibi dişleri parıldıyordu, bize hep gülün derdi hep gülün ben hep güleceğim derdi, canını teslim ederken dahi yüzünde tebessüm vardı, kendisinden çok bizleri düşünürdü biz üzülüyoruz diye üzülürdü.

    bir amcam da yurtdışındaydı, en çok o üzülmüştü, işlerinden dolayı gitmek zorundaydı, kardeşini bırakmak istemiyordu ama sen işinden geri kalma git abi dedi ben iyiyim..

    onuda aradık o da hemen geri gelmeye calıştı cenazesinin kaldırılmamasını onu beklememizi istiyordu, hani türkü de geçen bir söz vardıya tabutumu kaldırmayın yanımda yokki kardaşım diye işte onun gibi.

    ertesi gün cuma günüydü, cuma namazından sonra cenaze namazı kılındı ve defin için götürdüler, herşey sanki bir film senaryosu gibi görünüyordu gözüme ama gerçekti, göz yaşları gerçekti, acılar gerçekti, ölüm gerçekti, ömrümde ilk defa bu kadar yakınım olan biri vefat etmişti.

    son kez helallik almak için mahalleden geçen cenaze aracı sanki bizim üstümüzden geçiyordu, canımızı daha bir yaktı, daha bir dağladı yüreğimizi.

    işte ben o günlerde duymuştum bü türküyü, her dinlememde ağlatmıştı beni, ben o sözleri yaşadım çünkü.

    allah bu kanser illetini kimsenin, dünyanın en kötü en acımasız insanının bile başına vermesin.

    http://www.youtube.com/watch?v=od9ppmvczjm

yaram sızlar hakkında bilgi verin