şükela:  tümü | bugün
  • nedenini hatırlamıyorum ama bi sebepten sabah arayıp beni uyandırması gerekti erkek kişinin, uyandıktan sonra şunu söylemişti
    "şimdi sen öyle yatağında uyandın ya, bi gün gelicek ben de yanında olucam, yanında uyicam, seni izleycem uyurken, yanındayken uyandırıcam seni, yüzüne biraz böyle güneş vurucak belki de, çok daha güzel olurdun o zaman sanırım"
  • babamı kaybettiğimde ona sarılıp uyumaya çalıştığım an sanırım. en kötü zamanında sevgilin dediğin insanın yanında olması dünyanın en romantik şeyidir. gerisi boş be sözlük.
  • hoşlandığım bi kız vardı kafede de hiç yer yoktu geldi yanıma oturdu. dedi ''bişeyler yer misin çukura batmış alageyik gibi karnın gurulduyor ''. dedim ''tabi yerim'' gitti 5 tane döner aldı. yedik beraber. ama nasıl yiyoruz hem gülüyoruz, konuşuyoruz hem gömüyoruz dönerleri hunharca. sonra çok garip bişey oldu; zaaart diye salıverdim yanlışlıkla. baktım gülümsedi bana. o gülüşü dünyalara değerdi benim için sözlük. çok güzeldi o anlar.
  • iki yaz önceydi, geceyarısını geçmişti, adrasan'da kumsaldaydım, boş bir şezlonga uzanmıştım, ayaklarım çıplaktı, kuma sokmuştum ve bu his çok hoşuma gidiyordu.
    göktaşı yağmuru vardı, kayan yıldızları seyredip bira içiyordum, çakırkeyiftim, yalnızdım.
    öyle romantik ve büyülü bir geceydi ki.
  • yazmışmıydım acaba daha önce hatırlamıyorum. ama gerçekten belki şu dünyadaki en romantik anlardan birini yaşadığıma inanıyorum. deniz kenarındayız. müthiş bir falez. aylardan şubat şimdi olduğu gibi. yürüyoruz. dönüyor diyorki "güzel şeyler söylesene bana". duruyorum gülüyorum ona. "o öyle olmaz ki." diyorum asıyor suratını. çenesi kareydi kızın. bir insanın çenesi nasıl kare olur bilmiyorum. onunki öyleydi. güzeldi ve kesinlikle güzel değildi. öldürüyordu bakışı duruşları ama güzel değildi. kesinlikle değildi. belki bu gizemdi beni ona bağlayan. durduk denize karşı. bakıştık. gözleri içimi yakıyordu bazen. o anlaradan biriydi gene. dedimki "çok garip bakıyorsun bazen." nasıl diye sordu. bend de şöyle cevap verdim:
    "kötü olarak değil. bak şuna benziyor. eskiden müslümanken bir evliyanın yanına çok giderdim. ilk sohbetine gittiğimde bana öyle bir bakış atmıştıki ağırlığından başımı kaldıramamıştım bütün sohbet boyunca. yok bu kesinlikle kötü bir şey değil. hani bazen derin bir yara olur ya tek çaresi yarayı dağlamaktır. çok acıtır ama yapmazsan ölürsün. işte öyle. onun gibi bakışları." bunu söyledikten sonra kaybolduk. o ben de ben onda.
    sonra işte aynı hikaye. herkesin başına geldiği gibi.
  • yağmurun altında çam ağacının altında kucağıma alıp sımsıkı sarıldığım andır. hiçbir seksüel bir duygu yoktu. o an sarıldığım tamamen benim canımdı. parçamdı. sonra beni paramparça haline getirdi. her parçam birbirinden tiksinç kokmaya başladı ve sonra toparlanamadım. çekti gitti.
  • saat sabaha doğru ilerlerken, hala insan dolu sokakta şarkı söyleyip dans ettiğim o andır herhalde. yada gecenin bir körü başka bir ülkeden döndüğümde; evde karşılandığım, o an yaşadığım histir. "evdeyim" diyebilmenin hissettirdiği güven ve minnettarlık olabilir, üstelik sevdiğim yemeklerin benim için hazırlandığı bir "ev".

    kendimi sıkarak uyuduğum klasik uykulardan birindeyken, onun tarafından sakinleştirildiğim andır belki. hak etmediğim şekilde bana bestelenen yada söylenen şarkılar da olabilir.

    ama; en çok bana bakarken içimi titreten gülümsemesi ve konuşmadan anlaştığımız zamanlardır herhalde.
  • tıfıl zamanları yirmili yaşlarım. küçük tarihi bir alman kasabasındayım. kasabanın adını hatırlamıyorum, ama sanırım "kralların kışı" gibi bir anlama geliyordu. hemen yanından ren nehri akıyordu. ecnebi adına aşık olmuştum rhine. hrrr

    ortaçağdan kalma dar sokaklarında yürüdüm, zamanda yolculuk gibiydi. kaldırımlar binalar asırlar öncesine ait. bahçelerini asırlık ağaçların süslediği görkemli yalılar, nereye dönsem tarih, bilmediğim anılarla doluydu. ren nehrinin yanında yürüdüm, yüzen çirkin kargo gemilerini izledim. öyle abartı şiirsel bir sahne yoktu, karanlık bir kasvet hakimdi. bahar öncesi gri bir sahne. hava karardı sonra.

    italyan mafya kılıklı takım elbisemle acaip sakallı kaşar amcaların takıldığı otantik bir barda birkaç bira içtim. otele dönerken marketten ihtiyaten birkaç bira daha aldım.

    karşımda rhine vardı, kuzey denizine akıyor, sağ çaprazda yüksek bir tepenin üstünde görkemli bir şato ay ışığı altında parlıyor. laptop'ta "enya - only time" çalıyordu.
  • adrasan'da bir yaz gecesi bira içip sahilde uyumuştuk eskilerden bir sevgilimle. ama bildiğin yorganla falan. şezlongları birleştirip. gece soğuk haliyle. süper olduydu ortam.

    romantizm benden sorulur bebeyim, hayatım romantizm ak. çok var da hatırlamıyorum hepsini, arada aklıma geliyor işte güzel günlerdi be diyerek.

    bir önceki sevgilimden daha öncesi, bu seferki kişi sevgilim değil. fuckbuddy de değil. hiçbişeyim değil aslında. ben akşamları dükkanı kapattıktan sonra arkada şarap peynir elma falan takılıyorum. sıkı içiciyim o zamanlar. mevsimlerden kışın sonları, yağmur falan çılgın antalya'da. bir şekilde dükkana gele gide benimle tanıştı. bir akşam baskın yaptı bana. baktı içiyorum. ertesi gün için o da gelip benimle içmek istediğini söyledi. iyi dedim gel.

    ertesi gün akşam dükkan kapanış zamanı geldi. ben yine şarap elma peynir kompozisyonu. fırtına koptu, elektrikler gitti. biz vurduk şaraba. benim telefondan hoş müzikler açtım falan. büyük seks döndü o gece. ama seksten daha güzel olan elektriklerin gitmesi ve yağmurun gümbürdemesiydi. sarıldık uyuduk. vay ulan, uzun zamandır hatırlamıyordum bak bunu. az şanslı piç değilmişim ben de...
  • boktan gecen bir gece vardiyası sonrası binilen ankara otobüsü aştide sevgilinin karşılaması kurumuş ellerim için kendi kremini çıkarıp benim ellerime sürmesi.