şükela:  tümü | bugün
  • 2016-2017 euroleague sezonu playoff serisi ikinci maçı. bence serinin en kilit maçı. onların büyük bir gazla çıkacağı ilk maçı kazanmamız bu maça göre biraz daha zor. bu maçı kazanırsak final four için büyük adım atmış olacağız, o saatten sonra fenerbahçemizin istanbul'da maç kaybedeceğini düşünmüyorum.
  • atinada oynayacagimiz son mac. seri 3-0 veya 3-1 biter
  • heyecanla beklenen maçtır. dünyanın en güzel takımı bu maçı da alıp, istanbul'da fişi çekecektir.
  • maç için uğur entry'si yine benden gelsin..........

    bogdanovic yaptın, yine yaparsın
    udoh bastın, yine basarsın
    dixon soktun, yine sokarsın
    obradovic sen zaten koca bir büyücüsün...........

    not: ws
  • ister misin 2-0 olsun, istanbul da da süpürelim biz bunları..
    olmaz mı, hayali bile ne güzel değil mi?

    bu gece uzun olacak..
  • bennett o pao potasına çift el vurmadan bu seri bitmeyecek kardeşim. bu akşam bekliyoruz bir güzellik hadi bakalım.

    oaka'da çok zor bir maç daha oynayacağız. pao'nun son şansı olduğu ve kazanmaktan başka çaresi olmadığı için çok daha gergin olacaklardır. bu durumu avantaja çevirmeliyiz ve çevirebilecek kapasitemiz fazlasıyla var. bu maçı da alırsak gelenek bozulmamış olacak, rahatlıkla 3-0 ve f4 yaparız.

    not: giannakopoulos sana kafam girsin.
  • ilk maç öncesi yazdığım kısa hikaye, fenerbahçe'nin maçı alması ve benim bu işi toteme vurmam sonrası kaldığı yerden devam ediyor. bu sefer bugün oynanacak ikinci maç öncesindeyiz.

    panathinaikos ve fenerbahçe arasında oynanacak çeyrek final serisinin ikinci maçının sabahında, fenerbahçe basketbol takımı, panathinaikos'un mabedi olan o.a.c.a.'ya (olympic athletic center of athens) on kilometre mesafedeki otellerinde istirahat halindeydiler. fenerbahçe'nin zaferiyle tamamlanan ilk maçın ardından, serinin ikinci maçı 20 nisan 2017, yani bu akşam oynanacaktı. oyuncular, müsabakanın heyecanı ile zor uyumuşlardı. koç jelko obradoviç, ekibi etkisi altına alan heyecanın farkındaydı. kurt hoca, oyuncu psikolojisine hakim olmanın, başarıya giden yolda tüm kapıları açan anahtar olduğunu biliyordu. tüm oyuncularının psikolojisinin bu maçın ağırlığına uygun olduğundan emindi. ayrıca, heyecan iyi birşeydi. kontrol edebildiğin ve kaygıya evrilmediği sürece...

    atina'da oynanacak ikinci maç özelinde ise, bir kişi ile özel ilgilenmesi gerekiyordu. o kişi de kostas sloukas'tı. obradoviç, ikinci maçtan galibiyetle dönmek istiyorsa, bunu sloukas'la yapması gerektiğini biliyordu. ilk maçta müthiş bir performans gösteren bogdanovic kısa savunmasında tüm baskıyı üzerine alırken, bu anlarda sloukas'ın performansı belirleyici olacaktı. yani, tüm sezon yokları oynayan sloukas'ın sahneye çıkma zamanı gelmişti. olympiakos çıkışlı yunan guard'ın yıldız takımlarından beri ezeli rakibi olmuş panathinaikos, kendi evinde oynayacağı çeyrek final ikinci maçında sloukas'ın geri dönüşüne tanık olacaktı. obradoviç'in kafasında maçın sonundaki manzara buydu. şimdi sıra, bunu sloukas'ın kafasına sokmaktı.

    koç, sabah erken saatte sloukas'ı arayarak acil olarak kahvaltıya inmesini söyledi. bu çok karşılaşılan bir durum değildi. obradoviç'in oyuncuları kahvaltıya çağırdığı pek görülmezdi. herkes ne zaman kahvaltıya inmesi gerektiğini zaten bilirdi, koçun araması gerekmezdi. obradoviç disiplini bunu gerektirirdi.

    sloukas hazırlanıp, odasından çıktı. otelin gösterişli asansörüne bindi ve fonda çalan the beatles'ın let ıt be şarkısı eşliğinde kahvaltının servis edildiği restorana doğru ilerledi. içeri girer girmez, açık büfenin önündeki dikdörtgen masada oturmuş obradoviç'i gördü. koç, açık laptoptan bir şey seyrederken, ara ara notlar alıyordu. "akşamki maça çalışıyor olmalı," diye düşündü sloukas ve koçun yanına doğru hareketlendi. obradoviç, sloukas'ın yaklaştığını fark etmiş ama istifini bozmamıştı.

    sloukas masaya doğru yanaştı ve konuşmayı başlattı; "günaydın koç."

    obradovi kafasını kaldırdı ve ifadesiz bir suratla ekledi; "günaydın. acıkmışsındır. büfeden birşeyler al, gel biraz konuşalım."

    sloukas obra'nın tepkisizliğine omuz silkerek cevap verdi ve büfeye doğru yöneldi. büfedeki yemekler harika görünüyordu. içerisinde çok sevdiği feta'nın da olduğu çeşit çeşit peynirler, cherry domatesler, rengarenk meyveler, kocaman bir yumurta bölümü, pastırmalar, mısır gevrekleri ve daha nicesi. "insanın memleketi gibisi yok," dedi içinden. ardından bir an durakladı ve bir aydınlanma yaşadı. türk mutfağı ile yunan mutfağının birbirine ne kadar benzediğini fark etti. türk mutfağının daha geniş bir yelpazesi olduğunu ve dünyanın en iyi mutfağı olduğuna kefildi ama yunan mutfağı da fena sayılmazdı.

    sloukas büfede kahvaltı tabağını ayarlarken obradoviç göz ucuyla oyuncusunu izliyor, her hareketinden bir anlam çıkarmaya, psikolojisini tartmaya çalışıyordu. yalnız kaldığı zamanlarda kendine hep söylediği gibi "eğer basketbol koçu olmasa, psikolog olurdu."

    sloukas tabağını doldurdu ve obra'nın karşısına oturdu. kostas sandalyeye oturmadan önce, koç masadaki defterleri kapatmış, laptopun ekranını da kostas'ın göremeyeceği şekilde indirmişti. obra gözlerini sloukas'ınkilere kilitleyip konuşmaya başladı:

    "iyi uyudun mu gece?"

    "evet koç... aslında, fena sayılmaz." diye çekincen bir cevap verdi kostas.

    "maç stresi?" bu bir soruydu ve amacı kostas'ın kendisine açılmasını, aklından geçenleri paylaşmasını sağlamaktı.

    "o.a.c.a'yı sevmediğimi tahmin edebiliyorsundur. ama bu daha fazla hırslanmamı sağlıyor. maça hazırım eğer sorduğun buysa."

    obradoviç, kostas'ın cevabı sonrası arkasına yaslandı. bacak bacak üstüne attı. ellerini dizlerinin üzerinde kenetleyip son derece rahat ve kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı: "udoh'a attığın pas muhteşemdi. bogdan senin için "hayatının basketbolunu oynadı" dedi. üçlüklerin en kritik anlarda pana'nın direncini kırdı. bir an basketbol tanrıları olympos'tan inip senin içine girdiler sandım. space jam diye bir film vardı, michael jordan oynuyordu. hatırlar mısın? uzaylılar süper yetenekliydiler, insan üstü şeyler yapıyorlardı. bir an senin de öyle bir değişim geçirdiğini sandım. senin bu oyunun olmasa ikinci maçı asla kazanamazdık."

    kostas obra'nın dediklerini şaşkınlıkla dinledi. koç sanki akşamki maç oynanmış da arkasından kritik yapıyormuş gibi konuşuyordu. kendi performansı için övgüler diziyordu. iyi de maç daha oynanmamıştı ki! maç bu akşamdı.

    kostas alacağı tepkiden çekinmesine rağmen koça maçın henüz oynanmadığını hatırlatmaya yeltendi.

    "o maç oynandı kostas ve sen muhteşem bir performans gösterdin. bir oly'li olarak, pana'yı o.a.c.a'ya gömdün. benim için o maç bu şekilde oynandı ve bitti. yoksa aksini mi iddia ediyorsun?"

    kostas şimdi anlamıştı. koç kendisinin sorumluluk almasını istiyordu ve bunu açık açık söylemektense bunu kendisinin fark etmesini bekliyordu.

    "benden neler beklediğini anladım koç. bana güvenebilirsin. bu maçta beklentiyi karşılamak için ne gerekiyorsa yapacağım. bu maç benim maçım olacak ve istanbul'a 2-0 ile gideceğiz."

    "işte ben de bundan bahsediyordum!" obra bu cevabı verirken oturuşunu değiştirmiş, masaya dirseklerini koymuş ve kostas'a doğru eğilmişti. sözünü bitiren obra az önce kapattığı laptopunu kostas'a doğru çevirdi. "bak, sen gelmeden önce neye çalışıyordum."

    obra ekranı açtı ve kostas'a ekranda ne olduğunu gösterdi. de colo ve teodosiç ile ilgili istatistikler tüm ekranı kaplamıştı. koç, kafasında pana'yı çoktan elemiş, final four'u, kupayı çalışıyordu.

    kostas, karşısındaki insana olan saygısının ve hayranlığının biraz daha arttığını hissetti. artık masaya oturan kostas değildi, değişmiş olduğunu hissediyordu. kahvaltısını hızlıca bitirdi ve koçtan izin istedi. çalışması gerekiyordu.

    kostas gittikten bir kaç dakika sonra bogdan kahvaltıya indi. koç kendisini kahvaltıya çağırmıştı. bogdan aşağı indiğinde koçun panathinaikos'un hücum setleri ile alakalı bir video izlediğini gördü. az önce o laptopun kostas'ın kafasını rahatlatmak için göstermelik konmuş teodosiç istatistikleri ile dolu olduğunu elbette bilmiyordu.

    bogdan'ın geldiğini gören obra vakit kaybetmeden konuşmaya başladı. "otur bogdan, bu akşam işimiz çok zor olacak. sabahtan beri pana'nın ikili oyunlarını inceliyorum. bu maçı alacaksak bu devrilmelerin önünü kesmemiz lazım. ilk maçta yapamadıklarını bu maç yapabilirler. aklıma süper bir fikir geldi. sen de kilit roldesin."

    bogdan can kulağı ile koçu dinliyordu ama aynı koç az önce takımın bir diğer oyuncusu olan kostas'a bambaşka bir portre çizmiş, ona sanki bu akşamki maç çoktan oynanmış gibi bir algı oyunu oynamıştı. koçun amacı belliydi, kostas'ın bu maçta bir patlama yapmasını istiyordu ve bunun için de onu rahatlatmaya ve motive etmeye çalışmıştı. ama obradoviç tüm planını buna göre yapacak kadar tecrübesiz değildi. en büyük silahının her zaman hazır olması gerekiyordu. o silah da bogdan'dan başkası değildi. obradoviç'i obradoviç yapan işte bu, her duruma, her kişiye göre farklı stratejileri mükemmel bir potada eritip ileri sürebilme yeteneğiydi. bu akşam için hazırladığı planların en az birinin tutacağını biliyordu. bilmediği ise hangi planın tutacağı ve fenerbahçe'yi 2-0'a götüren performansın hangi oyuncudan çıkacağıydı. bu oyunu ve mesleğini işte bu yüzden seviyordu. onun gözünde yaptığı, basketbol jonklörlüğüydü...

    bogdan ile savunma taktiği üzerinde konuşup odasına geri gönderen obradoviç tam masadan kalkmak üzereyken telefonu çaldı. arayan kişi obra'nın rehberinde "mj" olarak kayıtlıydı. hemen açtı ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile cevap verdi:

    "merhaba michael. iki gün önceki konuşmamıza devam etmek mi istiyorsun?"
    ---------

    bugünkü maç da alınsın, kupa yolunda hikayemiz devam etsin... haydi çocuklar, haydi obra! totem totem...

    benzer hikayeler için: (bkz: gurlino'nun kısa hikayeleri)

    edit: totem tuttu! maçı aldık! büyüksünüz çocuklar, büyüksün obra! çok yaşa fenerbahçe!

    kısa hikayemiz yavaş yavaş bir basketbol destanına doğru evrilirken, bir sonraki maçın öncesinde yeni bölümü ile devam ediyor olacak. beklemede kalın...
  • peşin satan rahatlığıyla izleyeceğim bir başka fenerbahçe maçı. dilerim bugün pana'yı yarın da

    erkek voleybolda arkasspor'u yenip yolumuza devam ederiz!

    (bkz: dünyanın en güzel takımı)
  • saatini de yazalım beyler.
    saat 21:00'de başlayacak serinin ikinci maçı.
    http://www.fanatik.com.tr/…ta-hangi-kanalda-1289175

    (bkz: attığın üç olsun çıkarması güç olsun)
  • 1. maçtan çok daha zor geçecek. ilk maçta 2. yarıda inanılmaz sert defans yaptık, ancak şut yüzdemiz çok yüksek oldu ve biraz da şanslıydık. singleton ve gist 2 maç art arda kötü oynamazlar bu kadar. bogi, özellikle kalinic bu kadar şanslı olamazlar. bence bu maçı pao kazanacak. umarım yanılırım ve fener süpürür.