• bu, avrupa birliği'nin güçlü ve sarsılmaz havasını yerlebir eder.
    italya, portekiz ve ispanya gibi krizle boğuşan ülkelerde de çatlak seslerin çıkmasına sebep olur.

    sonuçta hayırlı bir şeydir.
    demek ki insanları acımasız kemer sıkma politikaları ile terbiye etmeye çalışmamak gerekiyor.

    (bkz: 5 temmuz 2015 yunanistan referandumu)
  • ekonomiden çok ama çok anlayan bir insan değilim, lakin avrupa'da bulunduğum süreç içerisinde çok gelişmemiş ülkelerden kendi paralarını kullananların daha mutlu olduğunu (bkz: polonya) ama euro'ya geçiş yapanların ise insanların durumdan hoşnut olmadığını gördüm (bkz: letonya)
  • euro'nun türk parası karşısında aşırı değer kaybetmesi demek, türkiye'de turizmin bitmesi demektir. bu bakımdan böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. ayrıca türkiye'de yaşayıp, türk vatandaşı olup da yurt dışından emekli olmuş ve doğal olarak maaşını euro olarak alan insanlar var. alayı açlıktan ölürler büyük ihtimalle.

    önemli not : ekonomiden, borsadan falan hiç anlamam.
  • [tarihçeye odaklı ve daha temiz hali için blog linki (reklamsız). içeriğin çoğu aynı aşağıdakiyle]

    ***

    yunanistan'ın bugün euroyu bırakması, eğer avrupa finans sistemi için kesin felaket olacak olsaydı, avrupa merkez bankası yunanistan'ın blöfüne karşı pısar ve acil kredi fonuna devam ederdi. onun yerine resti çektiler. demek ki felaket riski kabul edilebilir bir seviyede.

    zira bu iflas olayı 2010'da gündeme geldikten sonra, olası bir yunan felaketini izole etmek için bir takım düzenlemeler yapıldı (cdslere ve bankaların ellerinde bulundurmaları gereken minimum sermaye yüzdesine ilişkin mesela). bir yandan da kritik durumdaki irlanda ve portekize müdahale edildi. 2012'den itibaren bu zayıf halkalar iyice azaldığı için yunanistan dışında herkes kolayca borç bulabiliyor piyasalardan (yani güven var).

    işin belirsiz kısmı, euro'dan çıkma konusunda belli kurallar olmaması. yunanistanı kovamazlar. kendi başına çıkan da olmadı daha. iflas açıklayıp halen euro'da kalabilir yunanistan mesela. ama büyük ihtimalle drahmiye dönecekler.

    böyle olursa avrupa merkez bankasının şu ana kadar yunanistan'a verdiği borçlar batacak (120 milyar euro). bu parayı geri basabilirler almanya'nın icazetiyle (yani eurozone genelinde enflasyon olur ve euro dolara karşı değer kaybeder) ve kritik duruma düşüp piyasadan borçlanmakta zorlanan diğer ülkelere acil durumlar için tampon sağlayabilirler.

    bu arada ipin ucunda olan şey "avrupanın güçlü imajı" da değil. herkes buna atıfta bulunuyor ama bunun reel bir karşılığı yok, aksine bu ekonomik ve politik bir hadiseyi analiz etmek yerine hikayeleştirme (dramatizasyon) içgüdüsünden kaynaklanıyor (orhan pamuk'un sessiz ev kitabındaki tarihçi karakteri bu hikayeleştirme ihtiyacımızı güzel anlatıyordu). sonuçta ekonomistler/siyasal analistler olan biteni görüyorlar ve yunanistan euro'dan çıksa da çıkmasa da, işi bu noktaya getiren kök nedenlerin farkındalar. dahası, benzer büyüklükteki abd'nin aksine, "ekonomik" avrupanın "kurumsal" avrupada'dan büyük olduğunun da farkındalar (yani bu çapta bir kriz yönetimi için ab siyasal ve kurumsal olarak gerekli alet edevata sahip değil). avrupanın imajı sarsılacağı kadar sarsılmış halde.

    yunanistan için kaçınılmaz bir takım sonuçlar var; en ironik olanı da, şimdi reddettikleri kemer sıkma politikalarının daha da beterini uygulamak zorunda olmaları. bunu ve krizin nedenlerini anlamak için krizin tarihçesine bakalım. oldukça basitleştireceğim için (daha ötesine beni de aşıyor, sonuçta bu benim için bir hobi) buna akademik makale muamelesi yapmayın, özelden teker teker gelin:

    ***

    1) yunanistan uzun yıllardır, ihracatı az, sosyal güvenlik sistemi pahalı, işgücüne katılımı düşük, çalışanın uzun ama verimsiz çalıştığı, emekli çalışan dengesi bozuk, yolsuzluğu yüksek, vergi toplayamayan, ekonomisine oranla askeri harcamaları fazla, iş kurmanın zor olduğu bir ülkeydi. ilgili grafikler.

    2) eurozone'a girişlerinden sonra açıkları iyice arttı, hem de yabancı yatırım patlaması yaşamalarına rağmen. bu kolay borç sürecinde aptalca kamu harcamalarına ve yalan muhasebeye devam ederek gsmhlerini yüksek tuttuklarından temel sorunlar gözardı edildi.

    3) bu süreçte özellikle almanya karlı çıktı, yunanistan gibi çevre ülkelerle aralarındaki ticaret fazlası katbekat arttı. nasıl? almanya'da işçi maaşları ab ortalamasına göre daha yavaş artarken, yunanistan kolay parayı sağa sola dağıtarak üretim maliyetini arttırdı. sonuçta zaten gemicilik, turizm ve tarım dışında bir numarası olmayan yunanistan'da ihracat iyice azaldı.

    4) bu soruna az da olsa ab sübvansiyonları da katkıda bulundu. zira bazen sübvansiyonlar belli bir mal üretilmesin veya satılmasın diye verildiğinde (avrupa içindeki başka üreticileri korumak adına), bu kısa vadede yunanlının karnını tok tutarken uzun vadede o endüstriyi kurutuyor.

    5) bu kolay para nereden geldi? bir kısmını yunan vatandaşı veriyor kendi hükümetine borç olarak, bir kısmı da dışardaki özel yatırımcıdan geliyor, özellikle alman ve fransız bankaları aracılığıyla. yani yunan hükümetleri, popülist politikaları finanse etmek için gönüllü olarak borçlanırken, avrupa bankaları da gönüllü olarak riskli bir ülkeye borç verdiler. (gönüllülük kısmı önemli, çünkü yunanistan'ı bir global sermaye kurbanı olarak görmek bazılarının dünya görüşüne daha uygun)

    6) taa ki 2008'deki global krize kadar. buna 2007 mortgage krizi, 2008 abd bankacılık krizi olarak, yahut eurozone krizi olarak bakabiliriz, sonuçta aynı tsunami, farklı kıyılar. avrupa kıyısında en çok etkilenen yunanistan oldu. turizm ve gemiciliğe dayalı ekonomi, buhranlara daha duyarlı olduğundan, toplam üretim (gsmh) azaldı ve yatırımcı korkmaya başladı. zaten yıllardır bıçak sırtında gidildiğinin farkına varıldı.

    7) daha kötüsü, tahminlerin altında kalan gsmh yüzünden, yeni seçilmiş sol pasok hükümeti, yıllardır süregelen yalan dolan muhasebeyi itiraf etmek zorunda kaldı: "ab'yi kandırdık, bizim bütçe açığımızın gsmh'ya oranı sanıldığı gibi %6-%8 değil -ki bu bile yüksek- %12 olacak". artık yunanlıların sözüne güvenmeyen ab kendi analizini yaptı ve gerçek rakamı %15.7 olarak buldu. bu şu demek: hükümet o kadar çok harcama yapıyor ki, her 6 senede bir vereceği açığı kapatmak için tüm ülkenin bir sene yemeden içmeden çalışması lazım. ve bu her sene eklenecek olan borç. bir de halihazırda olan borçlar var, onların da gsmh'ya oranının %110 yerine %130 olduğu ortaya çıktı. kriz öncesi yıllarda (iyi gsmh) bu rakam erimediği için, kriz yıllarında iyice artacağını herkes gördü.

    8) papandreu bu itirafla suçu önceki sağ partilere atmayı denedi ama başarılı olamadı. zira zaten bir krizde olan ülke ekonomisi, tüm kredi kuruluşlarının takır takır not düşürmesiyle (borçlanmanın pahalı hale gelmesiyle) iyice patladı. papandreu'nun acil reformlarına rağmen, kısa bir süre içinde özel sermaye piyasalarından borç bulmak imkansız halde geldi (zira senin benim gibi insanların birikimlerini değerlendiren hiç bir kurum batacak adama borç vermez). yunanistan son çare olarak avrupa kuruluşlarından 2010'da resmen yardım istedi.

    9) troika adı takılan imf, avrupa merkez bankası ve ab burada devreye giriyor. bu noktada kriz diğer pigs ülkelerine (portekiz, ispanya, irlanda) yayılabilecek durumda, dahası fransız ve alman bankaları neredeyse 10'ar milyar dolarlık borç ödemesi bekliyorlar yunanistandan. dolayısıyla troika uygun faizle borç verdi ve karşılığında da yapısal reformlar istedi.

    10) sol hükümet 2010 içinde eriyip gitti, çünkü şart olarak koşulan reform paketleri, hem kriz ortasında olan ve yıllardır alıştığı haklardan mahrum bırakılmak istenen halkı galeyana getirdi (nerdeyse her gün yapılan grevlerle üretim iyice düştü), hem de reformlar geciktirildikleri ve sulandırıldıkları için troikayı da memnun etmedi. merkez sağ inanilmaz biçimde tekrar iktidara geldi.

    11) istenilen bu reformların iki odak noktası var:
    a) kemer sıkarak kamu harcamalarını azaltmak
    b) vergi gelirini arttırmak.

    eksik olan odak ne? üretimin artması, ekonominin büyümesi. yani buradaki strateji abd'de ve japonya'daki stimulus paketlerinden, o keynesçi politikalardan farklı. o ekonomiler temelde sağlamlar ve bir şokla düzelebilirler (kamu borçlanır, vatandaşın cebine para koyar gerek vergi kesintileriyle, gerekse büyük altyapı projeleriyle istihdam yaratarak, ve vatandaş bu parayı harcayarak piyasada iş dönmesini sağlar, üretim artar, uzun vadede ekstra borçlanmanın zararına kıyasla daha büyük fayda sağlandığı umulur). almanya-fransa önderliğindeki troika ise dedi ki, bu yunanistan'da böyle bir potansiyel yok, haketmedikleri kadar refah içinde yaşadılar bunca yıl, kemer sıkılacak.

    12) şimdi burada merkezinde almanya olan çok boyutlu bir denklem var. ilk boyut şu: troikadan gelen para (bu borç ab vatandaşları tarafından finanse edilecek), önemli ölçüde eski borçların -yani alman ve fransız bankaları üzerinden yapılan yatırımların- kaybını azaltmakta kullanıldı. karlar özel kaldı, muhtemel zararlar ise (yeni borçlar) sosyalize edildi. abd'deki banka bailoutuna bu yönden epey benziyor. (finans sektörünün biz özelliği var, milletin anlamadığı abuk subuk yöntemlerle büyük riskler aldıktan sonra ne kadar büyük sıçarlarsa, vergi yükü altında ezilen halk tarafından kurtarılmayı da o kadar çok hakediyorlar çünkü onlar batarsa, herkes batar. ama o riskler kara dönüşürlerse, bu para halkla paylaşılmıyor, kendilerine kalıyor)

    13) bu yeni borcun bir kısmı da hükümetin acil zorunlu harcamalarına gitti, maaşlar gibi. sonuçta para yunan ekonomisine ekstra bir yatırım olarak girmedi. ve keynesçi arkadaşların taa baştan dedikleri gibi, kriz ortasında olan ve rekabet seviyesi zaten düşük bir ülkede reform yapabilmek için, ya paranı devalüe edeceksin (ki reform sürecinde mağdur olanları para basarak kısa süreliğine idare etmiş olursun ve değersizleşen paran sayesinde ihracatın artar ve enflasyonun etkisi seni çok vurmadan da düzlüğe çıkmış olmayı umarsın) ya da madem kendi paranı basamıyorsun eurozone'da olduğun için, o zaman da piyasaya tampon görevi görecek bir para enjekte etmen lazım yatırım amaçlı. bunlar olmadan direkt kemer sıkılırsa, sadece israf değil, verimli üretim de düşer, vergi geliri de düşer, gelecek sene bütçeyi dengelemek için daha çok kemer sıkmak zorunda kalınır, döngüye girilir. tasarruf edilen her bir euro için, 50 sentlik bir ekstra kayıp oluşuyor örneğin. nitekim ekonomi kriz sürecinde %25 küçüldü, işsizlik de arta arta %25'i geçti.

    bu şuna benziyor: fit olmak istiyorsun, ama egzersizin etkili olması için gereken besinleri almak yerine ağır bir rejim yapıyorsun. vücudun da gereken enerjiyi alacak karbonhidrat bulamayınca proteinlerini parçalamaya başlıyor, yani tam da sana gereken ve geliştirmek istediğin altyapıyı.

    14) almanya'nın stimulus yerine kemer sıkmadaki ısrarı da bizi işin ikinci boyutuna getiriyor: almanya, bu politikadan karlı çıkıyor. özel yatırımcının korunması hususundan katbekat büyük bir meblağdan bahsediyoruz. akıllıca kamu harcamalarıyla fişeklenen bir ekonomide kontrol edilebilen bir enflasyon olur, bugünkü abd'de olduğu gibi. eğer bu harcamayı ve enflasyonu abartırlarsa, ülkedeki her şey gibi işçi maliyetlerinin de fiyatı artacağından ihracat düşer. işte almanya yıllardır bu yüzden, kriz halindeki eurozoneu ayağa kaldırmak için o muazzam kaynaklarını hakkını vererek kullanmadı ve kamu harcaması yapmadı. kamu harcaması olmayan kendi ülkesinde enflasyon düşük ve çevre ülkelerde enflasyon yüksek olduğu sürece (o ülkelere verilen borçla finanse edilen kamu harcamaları yüzünden), alman ihracatı yüksek kaldı.

    15) bu taktik sadece ab içinde değil, global olarak geçerli: eurozone sürekli bir krizin eşiğinde olduğu sürece, euro değerlenmeyecek ve ihracata dayalı almanya tüm dünyaya mal satacak. bu sayede kendine gelen parayla vatandaşları geçinecek ve kamu harcaması yapmak zorunda kalmayacak. bu yüzden almanya yıllardır her çeyrek bütçe fazlası veriyor (kamu harcamalarının düşük olduğunun kanıtı) ve bundan diğer ab ülkelerine gına geldi. alman hükümetinin de herkes gibi yatırım yapmasını, bu sayede hem kısa vadede o projelerle istihdam yaratılmasını (sonuçta sadece almanlar yararlanmayacaklar, mesela polonyalı bir taşeron şirket kullanılacak) hem de daha önemlisi uzun vadede artan alman enflasyonuyla, ab içindeki almanya lehine olan ticaret dengesizliğinin azalmasını istiyorlar. ancak bu sayede yunanistan almanyaya mal satabilir ve kalkınabilir.

    brüksel ile merkel hükümeti arasında uzun süredir devam eden bir sorun bu. abd bile en sonunda almanyayı isim vererek eleştirdi. çin kur farkını manipüle ederek, almanya da enflasyonu düşük tutarak ihracata dayalı ekonomilerine avantaj sağlıyor. almanya'nın savunması ise, ihracatın nedenini yüksek verime, üstün alman teknolojisine, genel olarak almanlığın muhteşem bir şey oluşuna bağlıyor.

    16) tabii, yunan üreticisinin almanlara göre daha rekabetçi olamamasındaki tek etken almanya'nın bu enflasyon-bütçe fazlası oyunları değil. dahası rekabetçilik ve genel olarak ihracat zayıflığı, yunanistan'ın sorunlarından sadece bir tanesi. fakat popülizm sağolsun, solcular mevcut memnuniyetsizliği tarihi bir fırsat olarak görüp, kodaman bankacı imajını ve "yunan onuruyla oynayan acımasız alman" imajını değerlendirerek iktidara geldiler.

    17) işin komik tarafı, tam bu noktada işler biraz düzelmeye başlamıştı. yani gsmh 2014'te ilk defa tekrar büyümeye başlamış ve piyasadan borç bulmak tekrar mümkün hale gelmişti. fakat siyasi belirsizlik bu narin dönemi başlar başlamaz bitirdi. erken seçim sürecinde de solcular hem eurozoneda kalmak hem de son yıllarda uygulanan 4-5 ayrı kemer sıkma paketine karşı olup mevcut anlaşmaların şartlarını değiştirmek gibi imkansız bir vaat vererek, bir siyasi kumar oynadılar. ama ellerindeki tek koz olan "biz batarsak ab de batar" tehdidi, başta bahsettiğim finansal düzenlemelerle etkisiz hale getirilmişti.

    18) 2010'dan beri geçen 5 senede, az reformlu ve hiç yatırımsız bir borç döngüsünü ve siyasi popülizmin yarattığı engelleri gören özel sermaye, yunanistan'a musluğu tekrar kapadı. bugün yunanistan, gelecek ay kamu maaşlarının ödenmesi için avrupa kurumlarından ve imf'den gelecek borca muhtaç. bunların da sonunda sabrı taştı ve yunanistanın blöfünü gördüler.

    19) referandum, ekonomik buhrandan sorumlu olmayan sol hükümetin, siyasi kumarının bedelini ödememek için yaptığı bir manevra. sonucu çok önemli değil. eninde sonunda yunanistan iflas edecek. millet bu yüzden bankalara hücum ediyor ve bu yüzden para çekmeye ve parayı yurtdışına çıkarmaya sınır getirildi. avrupa bu kadar para gömmüşken "şimdi bir de stimulus deneyelim, siz reformu sonradan yaparsınız" diyecek değil, almanya 180 derece dönecek değil, parasız ve işsiz kalmış bir sürü yunanlı da daha fazla kemer sıkmayı kabul edecek değil, öyle patlayacaklar.

    20) yunanistan ya iflas bayrağı çekip eurozone'dan çıkacak, ya da önce çıkıp sonra iflas edecek. zira eurozone'dan çıkınca kendi paralarını basabilerek örneğin emekli maaşlarını ödeyebilirler. fakat troikadan aldıkları borçları drahmiyle ödeyemezler, anlaşmada bunların euro üzerinden sabitliği garantili. kimse yunan drahmisini kabul etmeyeceğinden, makul bir fiyata drahmi karşılığı euro alamayacaklar (yani drahmi anında devalüasyona uğrayacak). dolayısıyla bugün vadesi gelmek özere olan borçları bir son dakika golüyle ödeseler bile, orta vadeli borçları ödeyemecek ve iflas bayrağı çekecekler.

    21) iflas ne demek? çeşit çeşit iflas var. en kötüsü, maaş ve emekli ikramiyesi bile ödeyemecek duruma gelmek ve işsizliğin ayukka çıkması. hükümet bunun olmayacağını bas bas bağırıyor kaç gündür. herhalde drahmiyle veya senetle öderler (bkz: iou).

    22) iflasın daha olası bir sonucu şu: yunanistan'a bugün borç vermeyenler, iflas etmiş bir yunanistan'a hiç borç vermeyecekler. hükümet açık veriyor (çünkü halen vergi toplayamıyorlar, halen harcamalar gelirlerden çok fazla) ve borçlanamıyorsa, tek çaresi para basmaktır. enflasyon artacak. enflasyon zaten vergi demek: ha vatandaşın cebindeki paranın 5te birini almışın, ha parasının değerini %20 düşürmüşün ve o "değer"i darphanenin yeni bastığı sıcacık kağıtlara transfer etmişsin. vergi gelirini arttırmak da istenilen reformlardan biriydi zaten. ama enflasyon bir reform değil, aksine herkesi eşit oranda etkileyen bir düz vergi olduğu için, reformlarda istenilen kdv bazlı vergilendirmeye göre daha az sosyalist.

    23) hükümetin dışında, ülkenin tamamı da açık veriyor (cari açık). yani hükümet gibi, ülke de şu an ürettiğinden fazlasını tüketip, farkını borçla ödüyor. borç olmazsa, nasıl alacaksın dışardan malı? kimse sana drahmi karşılığı malını satmaz, satarsa da çok pahalıya gelir o mallar. alamayacaksın, tüketemeyeceksin. zorla ve kontrolsüz biçimde kemer sıkmış olacaksın.

    24) yunanistan'ın bu halde bile, imfden yardım alma imkanı olacaktır herhalde. yani reform artı sınırlı bir stimulusla en kötü senaryoları atlatabilirler. fakat sol hükümet düşmüş olacaktır diye tahmin ediyorum.

    25) bir çok uzman, yunanistan'ın euro'ya hiç geçmemesi gerektiğini, yahut en azında seneler önce (krizin avrupa'ya yayılma riski azaldığında) kontrollü bir şekilde iflas bayrağını çekmesi gerektiğini, şimdiyse sefil olacaklarını düşünüyor. geçmiş olsun.

    ***

    türkiye notu: biz nerdeyse her türlü gelişmişlik kıstasında yunanistandan geriyiz. insanlar da sefalet içinde yaşamaya alışmışlar. bu sefalet alışkanlığı, yaşadığımız krizi olağanlaştırdı: kredi borçları yüksek, gerçek işsizlik %20 üstü, dolaylı vergiler aşırı yüksek, mülteci krizi var, cari açık artıyor, enflasyon hedef üstü, ve yoksulluk sınırı altındaki nüfus onca harcamaya rağmen yüksek, bilakis gelir adaletsizliği her sene artıyor. devlet geçtiğimiz ucuz dolar döneminde borçlanabildiği için kriz resmileşmedi, ancak dolar 2.70'e fırlayınca millet uyandı. halbuki dolar kuru, bütün bu saçmalığın gecikmiş bir sonucu sadece, ve abd merkez bankası faizleri arttırdığı zaman daha beter olacak. hem bu kadar borçlanıp, hem enflasyon yaşayıp hem de bu kadar işsizliğe ve az gelişmişliğe (bkz: human development index) sahip olmak büyük başarı aslında. çünkü normalde mesela borç alıp altyapı yatırımı yaparsan, işsizliği düşürür, enflasyonu arttırırsın. bu bir denge işi ama bizde her gösterge kronik olarak kötü. bütün bu inşaatların, sosyal güvenlik açıklarının, sarayların, yeşil kartların, zorunlu askerliğin, iphoneların, korumaların bir bedeli var, ve bu, mevcut sefaletin de ötesinde bir bedel.

    yunanistan euro'dan çıktığında ve iflasını açıkladığında, türkiye gibi olmamak için uğraşmaya başlayacaktır.

    [tarihçeye odaklı ve daha temiz hali için blog linki (reklamsız). içeriğin çoğu aynı aşağıdakiyle]
  • uzun vadede su doğal akışına geri döner. bugün itiraz ettikleri ne halt varsa kendileri yapmak zorunda kalırlar.
  • türkiyenin işgaline uğramayacağı kesin olan olaydır.
  • sonrasında işler iyiye giderse diğer devletler için ilham kaynağı olabilir
    (bkz: avro=euro)
  • bu yaşıma kadar bekar kalan ben, yunanistan eurodan çıktığı takdirde evlenirim...
  • giorgino 100 veya 200 drahmi olur diye cevap vermek istediğim soru. kendi parasını basar, devalüasyon, hayat pahalılığı olur. kemer sıkmaya devam edilir. yatırımlar için teşvikler gerekir. yatırım olmazsa istihdam ve toplanabilen vergi artmazsa bu hastalıklı hal 40 sene sürer, aksi halde 15 sene.

    kaynak malum yerim, ben salladım siz sallamayın.
  • (bkz: euro ya kulum)
hesabın var mı? giriş yap