şükela:  tümü | bugün
  • the hills have eyes 2 bu adamın benim gözümdeki değerini kendi yönettiği the hills have eyes'tan bile daha çok yükseltmiştir. öyle ki, iki filmi bir gün arayla seyrettim, ilkini "pizza yerken seyredeyim biraz* sonra ders çalışırım" ana fikriyle izlemeye başlayıp, 10 saat sonra hocasının suratını bile görmediğim bir dersten vizem olmasına rağmen, 5 dakika daha izliyeyim 10 dakika daha derken sonuna kadar izledim. ikinci film başladıktan 10 dakika sonra ise filmi kapatmamamın sebebi sadece iki kızdan hangisi tecavüze uğrayacak acaba merakı oldu. iyi bir yönetmenin bir filmi nerelere çıkarabileceğini neredeyse aynı senaryoya sahip iki filme şöyle bir bakarak anlayabiliyorsunuz.
    uzun lafın kısası filmlerini çok güzel ince ince işleyen, görüntüsüyle, müzikleriyle, yarattığı atmosferle seyircisini sımsıkı elinde tutan, seyircisini filmin içine sokan müthiş bir yönetmen.
  • uzaktan bakıldığında "öeeh bu ne lan" diyebileceğiniz basit senaryoları, insanı gerim gerim gerecek şekilde işleyen tuhaf bir insan. henüz 32 yaşındaymış. filmlerinden ziyade sahnelerini seviyorum ben. genel olarak bu gore tarzında da müthiş bir potansiyel görüyorum ve bu adam da ileride daha çook midemiz kaldıracak ve çok söz ettirecek anlaşılan..

    not: piranha 3d'yi henüz izlemedim.
  • furia isimli filmi büyük bir başarıyla yönetebilmişken akabinde nasıl bu kadar kötü filmleri nasıl yönetememiştir anlayamadığım yönetmen kişisi.
  • cobra the space pirate ile beklentimiz büyük kendisinden.
  • space adventure cobra projesi duyurulmuş yönetmen. iyi haber.

    üstat bizim kuşaktan sayılır. eli roth, ti west ve james wan dörtgenine koyuyorum kendisini. bunlardan daha önce de yazmışımdır ecnebi deyişiyle en inovatif ve işini bilir olan james wan aldı yürüdü, eli roth hala kefekeder frat boy modunda takılıyor ufaktan deneyselliği vardı yalnız devam ettirmez gibi, ti west ona keza türe hakimiyeti dikkat çekiciydi ama gariptir kurgu ve montajı damakta acılık bırakıyordu severim gerçi, aja ise aralarındaki en garip arkadaş kanımca.

    aja çoğu genç yönetmenin düştüğüne düşüyor gibi geliyor. ben de bu kadar sözde birikime rağmen aynı coşkuyla film çeksem aynısına ben de düşerim. salt kültür eksikliği. yani olay şu belli ki çok film seyretmişsin, o filmlerde seni çeken bir gavur deyişiyle "thrill" olayı var, sen de sinemanı salt bu "thrill" çevresinde kuruyorsun. tabi prodüksiyonlar ucuz değil bir de araya ne şiş ne kebap yansın girince belli bir kalite bariyerini aşamıyorsun.

    olayın kimyasına bakalım azıcık. çok anladığımdan değil gördüğüm, bildiğim kadarını yazıyorum. kendi yazıp, kendi çektiğinde nispeten bir bütünlük yakalıyor, başkasının işini çektiğinde o da hepten gidiyor. işte bunlar hep devler ligine girememe emaresi. sebebi de basit. o odaklandığı sinema fikrinin dışına istese de çıkamıyor. ki çok ciddi birikimi, çevresi olduğu belli. işte özgünlük böyle bir şey a dostlar. istediğin kadar çevren, birikimin olsun büyüklük için çok başka bir şeye ihtiyacın var. hitchcock, polanski olmak başka bir şey. gerçi öyle bir iddiası da yok yönetmenin. açıkçası ne çekse merak etmeye, bakmaya değer. vhs döneminde çişimizi tutup yana yakıla seyrettiğimiz filmlerin duygusunu hafiften hissettirse yeter. *