• vallahi türk çocuklarına düzülen güzellemeleri okurken "ironi" yapılıyor sanmıştım ama ciddi duruyor. hayatta inanmam, inanamam. zira ben bizzat fransız annelerine "yaaa siz naapıyorsunuz da bu çocuklar hiç ağlamıyor?" diye kaç kere sorduğumu bilmiyorum. yalnız belirtmek isterim, mesele çocuklarda değil tabii, onları yetiştirenlerde. avrupalı demeyeyim komple ama, fransa için gördüğüm kadarıyla şöyle farklar mevcut:

    -geliş gidişlerimde uçakta ağlayan bütün çocuklar (tamam tamam, kalkıştaki basınç farkından dolayı bebeklerin kulakları etkileniyor, biliyoruz, ama sadece türk bebesi mi etkileniyor anlamadım ki?) istisnasız türkiye bebesi. yan sıramda oturan fransız bebesi mışıl mışıl uyuyor. annesi onla konuşuyor, pışpışlıyor, ilgileniyor, haliyle bebek de güzel güzel uyuyor, ilgi mühim.

    -hızlı trendeyiz, 3-4 saatlik yolumuz var, önümüzde böyle karşılıklı oturulan yerlerden var, 4 kişilik bir aile, 6 yaşında oğlan çocuğu, 9 yaşında kız çocuğu var, "allah kafamız zikilecek!" diyoruz. ama yol boyu o iki çocuk yerinden bile kalkmadı ya! ama bir sor neden? bizdeki anne babalar çocuğu kucağa oturtur, bekler ki mum gibi dursun. çocuk lan bu, durur mu? oysa elin ecnebi ana-babası, çocukları için 3-4 farklı kart oyunu ve masaüstü oyununu hazır etmiş, yol boyu izledim, yemin ederim babası (evet, çocukları eğlemek sadece annenin görevi değil, ne ilginç değil mi?) her 45 dakikada bir yeni oyun çıkardı çocuklara... çünkü çocuk bu, aynı şeyle 4 saat oynamayacağını biliyor adam, hazırlıklı gelmiş, çocukların ilgisi dağıldıkça yeni oyun çıkardı çocuklara, meyve verdi, içecek bir şeyler verdi ve yemin ederim o "aile saadetini" görünce insanın çocuk yapası geliyor! tekrarlıyorum, anahtar kelime ilgi. öylesine değil, gerçekten verilen ilgi.

    -haziran ayı filan, parkta çimlere yatmış laptoptan film izliyoruz, henüz emekleme döneminde olan bir bebek geldi yanımıza çimlerde emekleye emekleye, tuşlara basıyor filan gülüyoruz. annesi geldi "rahatsız ettiği için özür dilerim" filan dedi, biz de "yok yok almayın dursun yanımızda" dedik, kadın 1,5 yaş civarı olduğunu tahmin ettiğim bebeğe döndü "victor lütfen tuşlara dokunma tatlım tamam mı?" dedi ve gitti yerine. ulan çocuk yanımızda durdu oynadı filan ama bir kez bile laptopun tuşlarına basmadı! aklımı kaçıracağım! kadın sonra tekrar geldi, sevgilimle dönüp "nasıl yaptınız yahu? bu daha bebek sadece. bir kez söylediniz ve bir daha asla yapmadı oha!" filan dedik, kadın gülümsedi "bilmem, yani hep böyle yapıyoruz, bir şey yapmaması gerektiğinde yapmamasını söyleyip anlamasını bekliyoruz, herhalde etkili olmaya başladı artık, ben de çok sevindim yapmadığını duyduğuma" dedi, sonra victor bebeyle (nasıl etkilenmişsem artık bebenin adını bile hatırlıyorum!) bize el sallayıp gittiler. ağzımız öööööyle açık kaldı.

    - bir başka örnek, bu sefer istanbul'da kuafördeyim, kuaförde fransız bir kadın ve oğlu var, kadına kesim-manikür-pedikür allah ne verdiyse girişilmiş, kinder reklamlarından fırlama sarışın oğlu da kenarda oturuyor. elde psp, 2 saat orada gık demeden oturdu çocuk, ne mızıldanma, ne huysuzluk. meyve suyunu içti, oyununu oynadı. kadını tebrik ettim, "valla benim yeğen burada olsa tozu dumana katardı maalesef!" dedim, kadın sadece gülümsedi "çok usludur oğlum evet" dedi o kadar... bizde birinin oğlu o kadar uslu olacak, yarım saat methiye düzer yemin ederim!

    - dur araya türk çocuğu da iliştirelim de fark iyice anlaşılsın. uçaktayız, gidiyoruz, yol boyu bağıra çağıra konuşan bir çocuk var. öyle bebe de değil haa, 6 yaşında en az, yani gayet laftan anlayabilecek yaşta. kulaklarımızı itinayla dütüyor. biri dayanamadı annesini uyardı, zira gerçekten eziyet çekiyorduk, annesi hemen yapıştırdı tabii lafı "ağlasa daha mı iyiydi, gülüyor bağırıyor işte çocuk, çocuk bu n'apiyim?". ulan bir tek türk çocukları mı çocuk? yani çocukla ilgilenilir, ama çocuk gene ağlar, onu anlarım, ama sen dergine dal, çocuk sıkıntıdan patlasın, sağı solu tekmelesin, sonra "çocuk bu!" hadde len ordan!

    - eski tez danışmanım türkiye'de yaşayan bir fransızdı, benzer şekilde çocuğunu ofise getirdiğini gördüm, şok geçirdim, zira bebeğin çıtı çıkmıyordu... "yaa nasıl yapıyorsunuz?" dedim, "siz çok yüksek sesle konuşuyorsunuz genelde, çocuk o ses seviyesine alışıyor, kendini duyurabilmek için bağırıp ağlamaya başlıyor. bir de bir şey yapmaması gerektiğini öğretmek adına çocuklara bağırmamak lazım, yumuşak yumuşak söyleyip anlamaya başladığı günü bekleyeceksiniz. sakin ortamda büyüyen çocuk sakin olur" demişti. bunun doğruluğu bence akla çok yatkın, harala gürele evlerimizle, ağlayan (yani bir sıkıntısı olduğunu belli eden) bebeğe "ağlamasın diye tokat atan" anne-babalarla o iş olmuyor. mesele, çocuğun sıkıntısını gidermek, onu eğlemek... yoksa kimse kolik olduğu için ağlayan bebeğe laf etmiyor...

    - son örneğim gördüğüm en hayvanisinden... noel'den önce noel şerefine klasik müzik konseri vardı, gittik girdik filan. bir klasik müzik konserinde, değil çocuk, kucakta bebek görüyorsun ve o bebeğin hiç ağlamadığını fark ediyorsun! hemen yan koridora park etmiş bir bebek arabası, onun da içinde yatan bir bebek. konser boyunca çıt yok. aramızda konuşurken "lan annesi nasıl cesaret etmiş, bebek bu, ya tutturursa?" falan dedik, ama annesi bebeğinin huyunu bizden iyi biliyor tabii, ağlamayacağına güvenmiş midir nedir, getirmiş bebeği.. bebeğin daha altı aylıkken beethoven'ın 5. senfonisini dinlemesi zaten ileride yaşanacak farkı özetliyor da, ben hâlâ bebek nasıl ağlamadı ona şaşmakla meşgulüm.

    şimdi bu trendir, uçaktır, konserdir, restorandır gibi örnekleri bizzat kendim yaşamasam "abartı" bulabilirdim. ama 1,5 senedir yüzlerce çocuk gördüm ve kıyasladım, arada dağlar kadar fark var. sebebi kültür farkı, yetiştiriliş farkı, ekonomik seviye farkı, yaklaşım farkı olabilir. sebebi ayrı, ama sonuca bakarsak, hiç kimse bana "türk çocukları daha şahane" diye gelmesin, inanmam. üstelik sadece türk çocuğu ile de sınırlı değil avrupalı çocuğun farkı, mesela amerikalı bir komşumuzla konuşurken, o da avrupalı çocukların çok terbiyeli, çok sakin olduğunu, amerikalı çocuklara hiç benzemediğini söylemişti. sanırım, bariz bir yetişme farkı mevcut ki, herkes tarafından gözlenebilir durumda. eğer yeni nesil çocuklar da daha düzgün geliyorsa türkiye'de, ne güzel, sevinirim. ama ben henüz öyle belirgin bir değişme görmüş değilim. bariz şekilde avrupalı çocuklar daha sakin ortamda, muhtemelen ekonomik sorunlar yüzünden fazla kavga etmek zorunda kalmayan ebeveynlerle, psikolojisi daha bir düzgün öğretmenlerle yetişiyor. parklara sahip, ücretsiz spor salonlarına sahip, enerjisini buralarda deşarj edebiliyor. bu açıdan türkiyeli çocuklar şanssız. üstelik, çocuğunu doğru düzgün yetiştirmeye çalışan anne-babalar da şanssız, çünkü ya büyükanne-büyükbaba gibi şımartıcı faktörler devreye girip çocuğa anne-babanın vermeye çalıştığı terbiyeyi, düzeni istemeyerek de olsa yıkıyor ya da çocuk komşular, akrabalar, öğretmenler gibi yüzde yüz kontrol edemediğiniz başka ruh hastalarına maruz kalıyor. o yüzden türk çocuğuna direkt kusur bulmak yerine komple yetiştirenlere kusur bulmayı tercih ederim. ama avrupalı çocuk da favorimdir kimse kusura bakmasın, evet yüzeyselim, toplu taşımadaki rahatımı düşünüyorum filan fıstık. ama bir dürüst olalım lütfen lan öyle çocuğu kim istemez?

    beni "avrupa özentiliği" ile suçlayacak olanların ağlayan bağıran haykıran çocuk sevdiğini varsayıyorum. ancak şahsen sakin, aklı başında, oyuncağı-yemesi-içmesi-gezmesi yerinde çocukların daha şanslı ve olması gereken çocuklar olduğunu düşünüyorum ben. keşke hepsinin bunları sağlayabilecek ortamları, anne-babaları olsa da, bizim de kafamız ütülenmese!

    not: milleplateaux sağolsun bana çok güzel bir makale gönderdi bu konuda, makalenin yazarı olan amerikalı anne, benim komşumun da amerikalı çocuklar üzerine söylediği şeyleri doğruluyor ve kendi çocuklarını uzun yıllar yaşadığı fransa'daki çocuklarla kıyaslıyor. amerikalı çocukların yerine "türk çocukları" lafını koyarsanız hiç sırıtmaz inanın, biraz uzun bir makale, ama ilgileniyorsanız sonuna kadar okuyup çocuklarınızı böyle süfer çocuklar olarak eğitebilmek için bir kaç trik kapılabilir gibi geldi bana. http://www.locopogs.org/french_parents.pdf

    4 yıl sonra gelen ekleme: bu entry'yi ilk yazdığım zaman bana gönderilen ve makalesini buraya koyduğum "ya bu fransızlar nasıl oluyo da böyle çocuk yetiştiriyor?" diye benim gibi hayretler içinde kalan amerikalı kadın gazetecinin kitabı 2017 mart itibariyle türkçeye çevrilmiş. anne-babalar bir baksın, belki işlerine yarar. http://www.gunyayincilik.com/…eginize-fransiz-kalin
  • efendim bir keresinde italyanın cenova kentinde bir banka oturdum çıt çıt çıt kraker yiyordum,
    sonra yere bir kaç parça düşürdüm. güvercinler geldi...

    sonra kuşların ayağımın dibinde toplaşması o an çok hoşuma gitti, güzel bir hava, hafif rüzgar vs. derken hümanizm dalgalarına kapıldım,
    "kuşlar böcekler, hayat ne güzel" moduna büründüm.

    küçük bir kız çocuğu geldi kuşların yanına,
    krakerlerimden biraz da ona verdim, küçük kızın avucuna koydum bir miktar da.
    ufaklığa:
    - "hadi besleyelim.. hadi sende at krakerlerden" diye gaz verdim.

    daha sonra aileleriyle parkta gezen 2 çocuk daha katıldı bize,
    diğerlerine de kuşlara atıp eğlensinler diye kraker verdim,
    ne de olsa 2 gündür bitiremediğim koca bir kraker paketim vardı. (evet kendimi eminönündeki kuşlar için yem satan teyzeler-amcalar gibi hissettim)
    bu böyle süregidiyordu ki.....

    - "hrööööööaaaarrrrrrr!!! hübelelelele!" diyerekten bir çocuk çıkageldi....

    bütün kuşlar uçtu kaçtı... bütün eğlence bitti... çocuklar dağıldı...

    oradan kükreyerek kuşları korkutup kaçıran canavarı ise babası şöyle çağırdı:

    - "atilla oğlum uzaklaşma dövücem ama bak..."
  • 6-7 yaşlarinda 1 türk 1 avrupali cocukla dixit denen oyunu oynuyoruz geçen ay tatil yöresinin birinde.

    turk cocuk surekli hile yapiyor, bizi kandirmak icin blöf bile yapiyor, acayip numaralar çekiyor. tamam bizde de öküzlük var çok gülüyoruz vs

    avrupali cocuk bi turlu anlayamiyor hile yapilmasini. biz her turda belki o da blöf yapmiştir diye oyunu ona göre oynuyoruz ama yok. cocuk her seferide dürüstçe oynuyor oyunu ve hep düşük puan aliyor tabi.

    cocuk bi turlu hileye neden gerek duyuldugunu, neden hile yapmasi gerektigini anlayamadi la. hilenin mantigi anliyor ama neden bunu yaptigimizi anlamiyor.

    adam 7 yaşinda alayimizdan ahlakli ve kaliteli bi insan cikti.
  • birebir şahit olduğum iki olay ile biraz olsun anlaşılabilecek durum;

    mekan : barcelona'da bir cadde.

    bir adam 6-7 yaşlarındaki 4-5 çocuğu gezdiriyor. çocuklar yorulmuş olmalı ki el ele tutunmuşlar ve taksiye binmek içim kampanya yapıyorlar:

    taksi porfavor!
    taksi porfavor!

    diye küçük küçük bağırıyorlar.

    adam onları yürütmekten vazgeçip taksi tuttu mu bilmiyorum ama bu kadar sevimli bir şekilde ihtiyaçlarını dile getiren çocuklara karşı geldiğini sanmıyorum.

    şimdide ikinci olay.

    yer : istanbul, ikea.

    5 yaşında falan bir çocuk, ter içinde kalmış, yürümekten yorulmuş, babasının önünü kesip bacaklarına sarılıp kendisini kucağa aldırmak istiyor. babanın eli kolu dolu, kucakta yer yok. bunun üzerine çocuk çığlık atarak ağlamaya başlıyor. baba çocuğu sakinleştirmeye çalışıyor ama çocuk ancak kucağa alınırsa susacak. sonunda baba dayanamayıp elindekileri bırakıp çocuğa tokatı çakıyor. çocuk daha da bağırmaya başlıyor. ama baba rahatlamış gözüküyor.

    "şimdi ağla" deyip yoluna devam ediyor. yani "ağlamaya değer bir şeyin olsun" der gibi.

    bu kadar.
  • avrupalı çocuk tuvalete girer , lambayı açar, sıçar,kıçını siler, ellerini yıkar, lambayı kapatır, çıkar.
    türk çocuk lambayı açar , tuvalete girer, tam sıçarken dışardan lambayı kapatırlar. ağlamaya başlar.

    tuvaletin lambasının açma- kapama düğmesi içerde olan toplumlar vs tuvaletin lambasının açma - kapama düğmesi dışarda olan toplumlar.
    gerisini siz düşünün
  • yani tabii bunları yazarken bir şekilde insanları kategorize edeceğim için ve belki farkına bile varmadan ırkçı bir dil takınacağım için tedirginim. bir müze çalışanı olarak benim gözlemlediklerim şunlar:

    şimdi dikkat ediyorum avrupalı çocukların yaşları fark etmiyor, neredeyse henüz yürüyemeyen bebekler de dahil, her birinin sırtında kendi özel eşyalarını taşıdıkları bir çanta oluyor; sorumluluk bilinciyle dolular gerçekten. fısıldayarak konuşmalarından müzeye giriş yaparken nasıl davranacaklarını, dikkatli hareket etmelerinden de herhangi bir objeye dokunmamaları gerektiğini bildikleri anlaşılıyor. tembihliler!

    girişte onlarca farklı dilde broşür arasından kendi dillerini kimseye sormadan bulmaları ve kendilerini yapacakları tura hazırlıyor olmaları zaten ayrı bir takdir konusu. okumayı bilmeyecek yaşta olanlar bile üstündeki fotoğrafları inceliyor o derece. bunun yanısıra gezdikleri süre boyunca ağlayan, ailesine ve etrafındakilere sorun çıkartan bir çocuğa neredeyse hiç rastlamadım. aile genellikle çocuğun müze içindeki konsantrasyonunu yükseltebilmek için sürekli kulağına objelerle alakalı öğretici bilgiler fısıldıyor. buna kucaktaki bebekler de dahil. bunun doğuştan kazanılan bir şey olduğuna zaten inanmıyorum, bir anlamda tüm bu saydıklarımda zaten ebeveyn terbiyesinin payı çok büyük.

    gelelim türk çocuğuna. maalesef yukarıda saydığım şu hareketlerin yüzde birini yetişkin bir türk insanında bile görmüyorum. inanılmaz yüksek bir sesle müzeye han kapısından girer gibi giriyorlar, gözlerinin önünde duran broşürlerden türkçe olanı, daha bir kez olsun şöyle bir göz atmadan yetkililerden talep ediyorlar. gördükleri tüm tarihi eserlere dokunmaya çalışarak, kapalı kapıları zorlayarak ve görünmediklerini zannedip tüm müze kurallarını ihlal ederek geziyorlar.

    böyle kontrolsüz anne babaların, bu süreçte çocukları da ayrı bir destroyer işlevi görüyor. the exorcist filmini hepimiz izledik. sok o iblis kızı müzeye, nasıl davranacağını hayal et. eşittir sana türk çocuğu. brutalize bir ağlama, kusma ve bağırtı eşliğinde gezen çocuklar, kırmızı şerit bantların üstünden atlayarak tarihi halıların üstünde koşabiliyor. bir insan evladının anca etini kopardığınızda duyabileceğiniz ağlama ve bağırma tonu, türk çocuklarında kendini geleneksel bir şımarma ağlaması olarak gösteriyor. mutlu ve görece daha terbiyeli türk çocukları bile sanki müzede değil de bayırdaymışcasına hareket ediyor. zaten maalesef bu çocukların büyük bir bölümü sözde eğitimli, "modern" anne babaların çocukları.

    bu arada bu çocuklarla en fazla benzerlik gösteren tayfa kim mi? tüm arap yarımadası ve çocukları.

    kısacası çocuklar arasındaki fark, aslında ebeveynler arasındaki farktan ileri geliyor. yani türk çocuğunda mutasyona uğramış bir genin getirdiği bir manyaklıktan ileri gelmiyor diye umuyorum.
  • avrupalı çocukların hayali arkadaşları, türk çocukların ise sümüklü arkadaşları olur.
  • özünde bir fark yoktur. çocuk, çocuktur ama; avrupalı çocuk, sınırlı özgürlüklerle ve disiplinle büyüyüp, yaşı ilerledikçe kademeli olarak özgürlük kazandığından, yaramaz değildir, efendi çocuktur, neyi hangi kurallar dahilinde yapıp yapamayacağını bildiğinden uyumsuz da değildir. türk çocuğu ise 0-7 yaş arası sınırsız özgürlüğe sahip olup, yedi yaşında birden disipline edilmeye çalışıldığından, şımarık, uyumsuz ve disiplinsizdir. ama kim suçlayabilir ki türk çocuğunu bu konuda? yedi yıl tepesinde gez ebeveynlerinin ve mobilyaların, uyuma, uyanma saatin, oyun saatin hiçbir şey belli olmasın, birden önlük giyince disipline gir hemen, erkenden uyu, ödevlerini yap, masadan kalkarken izin iste, aniden terbiyeli çocuk ol, peri değneği dokunmuş gibi birden raya gir, böyle bir şey mümkün mü allah aşkına?
  • şahit olduğum üzere:
    avrupalı çocuk, üzerindeki yağmurluğun iplerini su birikintisine banıp emmek suretiyle su ihtiyacını giderebilirken; türk çocuk sterilize edilmiş biberon ağızlığından bile su içerken acaba boğulur mu diye etrafında dolanan tereddütlü insanlarlar yüzünden su ihtiyacını gideremez. sonra ulan bu adamlar niye hasta olmuyor da biz burda tavuk gibi telef oluyoruz diye düşünürüz.
    (bkz: biz türküz bize bir şey olmaz)
    (bkz: hasiktir ordan)
  • avrupalı çocuk "ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür" felsefesiyle yetiştirilirken türk çocuğu "sürüden ayrılanı kurt kapar" mantığıyla budanır.
hesabın var mı? giriş yap