şükela:  tümü | bugün
  • pera palaslı, atlı karıncalı, dönme dolaplı, çadır kumpanyalı sahneleri ve cahit berkay imzalı müzikleri ile aslında en güzel zeki-metin filmlerinden birisidir.
    kartal tibet'in bir yıl sonra yani 1983'te çekeceği en büyük şaban filminde de bu filmde olduğu gibi (pera palas'ta yılbaşı gecesi ve maskeli balo) eğlenceli ve çocuksu, masalsı bir lezzet vardı.
    alışılagelenin aksine bu filmde nispeten mantıklı ve aklı başında olan tarafı zeki alasya; budala ve sakar olanı metin akpınar canlandırmıştır.
    ayrıca, metin abimiz o billur ve muhteşem sesi ile bu filmde de, tadımlık da olsa bir iki şarkı patlatmıştır.(bkz: makber)
    uzun uzun sinemasal analize gerek yok.
    senaryosunda boşluklar olabilir, saçma da olabilir.
    o yıllarda senaryosu sağlam kaç film vardı ki zaten?
    1980'leri yad etmek için,objelerin gözümüze gözümüze sokulduğu seksenler adlı gereksiz diziyi izlemeye gerek var mı?
    açın izleyin baş belası filmini, dönün 1982 yılına.
    bir daha geri dönmek istemeyeceksiniz.
    edit: filmin müziği.
    enstrümantal olanı daha makbul ama hala düşmedi internete.
  • aynı isimli 3 tane bulunan filmlerin ikincisi. birincisi 1963 yapımı arşavir alnayak filmidir, diğeri ise 1982 yapımı kartal tibet filmidir.. türk-italyan ortak yapımıdır. filmin en dikkat çekici karakterleri baba, ayşe, ayı mehmet ve piç rıza**dır

    --- spoiler ---
    piç rıza, serseri hırsız modunda ortalıkta dolaşan bir kişidir. baba istanbul’un en kral mafyasıdır. babanın haraç almaya gönderdiği adamları haraç alınan kişilerle önceden bilidirilen parola aracılığıyla anlaşır. piç rıza babanın yöntemini keşfeder ve ona sarar. baba the marmara otelinin üst katlarını mesken tutmuştur. adamlarına temel reise gidin parola hede derken aynı anda otelin tepesine tünemiş* olan piç rıza bunları aşağıya sallandırdığı mikrofon şeysiyle yukarıdan dinler. akabinde planörüne atladığı gibi böcek adını verdiği arabasının yanında alır ve babanın adamlarından önce gider adamdan parayı kopartır. baba bunlar oladursun eli boş dönen adamlarına acımaz ve onları tebdil i havaya gönderir. baba bir iki derken eli boş dönen adamlarını harcayadursun piç rızanın dalgasını çakar ve ona bir tezgah kurar. adamları bir kere ellerinden kaçırırlar piç rızayı peki sonları ne oldu dersiniz? baba onları da tebdil i havaya gönderir. en sonunda yakalatır ve the marmaranın ben diyeyim 15. siz deyin 18. katında bir yemek yerler. baba piç rızaya 2 ölme seçeneği sunar

    -canum evladum ya havadan ya karadan

    piç rıza havayı tercih eder. ve atlar ama aşağıda havuza düşer. baba yine başaramamıştır. tüm bunlar olurken piç rıza farkında olmadan baba’nın kızı ayşeye temas eder. ayşe’nin sarı porsche’sini hacılar. böcek’de ayşe’ye kalır. bir gün bilerek ayşe’nin arabasına* çarpar. soluğu karakolda alırlar. garip bir şekilde bunları unisex bir nezarethaneye atarlar. birinde sigara diğerinde kibrit vardır. anlaşamayan bu iki tip sigara’nın sayesinde önce arkadaş olurlar. bunu müteakip ateş bacayı sarar.

    baba piç rızadan öcünü almak için kesin çareyi ararken çare hapisten çıkmak üzeredir. babanın has adamlarından ayı mehmet hapisten çıkar. baba piç rıza’nın bulunduğu yeri tespit ettirir. ayı mehmet ortamı basar. eski arkadaşı piç rıza karşısındadır. koftiden bir öldürme sekansının ardından piç rıza ölür fırlama necmi olarak küllerinden yeniden doğar. ayşe sevgilisini babasıyla tanıştırmak için evine çağırır. karşısında fırlama necmiyi gören baba küplere biner*. ayşe ortamda bulunduğundan mütevellit necmiye dokunmaz. bu arada ayı mehmet’in gelişiyle beraber babanın adamlarında huzursuzluk başlar. darbe sesleri duyulmaktadır. bunlar oladursun yeni necmi eski rıza ile ayı mehmet boğazda alem yapmaktadırlar. baba ortamı basar darbeciler kazan kaldırır derken necmiyle ayı mehmet adamları etkisiz hale getirerek babayı tahtına geri oturturlar.

    finalde ise necmi babanın yerindedir. necmi konuşurken baba sufle verir:sufle vermek. baba torun sahibi olmuş onla uğraşırken işleri genç kadrolara teslim eder**.
    --- spoiler ---

    filmde çekildiği yıllar itibariyle the godfather'ın etkisi görülmektedir. aynı etki 4 sene önceki bitirim kardeşler filminde de daha fazla gözükse de bundaki etkiyi de yadsıyamayız. robert widmark bir önceki filmindeki*gibi yine piç rızadır. haylazdır, serseridir ama sevimlidir. bir dönem türk sinemasında görünen iranlı oyunculardan hümayun tebrizi de filmin yarması ayı mehmet roluyle son kez yeşilçamda görülür.
  • 1982 yapımı bir zeki - metin filmidir ayrıca. zeki alasya nın tek kurşun adıyla tanınan bir bestekarı metin akpınar ın ise onun başına bela olan intihar eğilimli saf genci oynadığı filmin künyesinde senaryo süleyman turan yazıyor ama nedense bana hep yabancı bir filmden uyarlama gibi gelir. bu arada yönetmeni de kartal tibet dir.
  • gülşen bubikoğlu bu filmin afişinde (ve filmde) üzerinde kendi burcu olan "yay"ı içeren (filmin italyan ortak yapımı olduğunu düşünürseniz muhtemelen yapımcılardan bir hediyecik veya yapım aşamasında italyaya yapılmış bir seyahatte alınmış) italyanca "sagittario-yay" yazılı bir tişört giyiyor. (5 aralık doğumlu burçdaşım)

    http://goo.gl/yahya

    yuh editi: yahya ne lan? hay goo.gl sen naptın! neyse değiştirmeyeceğim. bu arada ya büyük ve sondaki a büyük. yahya ne lan. pöfffffff.

    haydaaa editi: sözlük sapıttı. linki ısrarla bozup yukarıdaki hale sokuyor.
    düzeldi editi: düzeldi!
  • bir ankara dt oyunu.

    oyunun kitapçığında sayın nejat armutçu yönettiği ilk oyun olduğunu vurgulamış. bunun dışında izleyiciye çalışması hakkında hiçbir şey söylememiş. sonra kostüm tasarımını yapan sayın gülümser erigür'e ait bir yazı göremiyoruz.

    oyunlara eleştiri yazmadan önce mutlaka kitapçıklarını okurum. bu okumada öğrenmek istediğim çok önemli bir şey var: yönetmen, dramaturg, teknik ekip ne tasarladı; sahnede ne oldu?

    oyun kişileri neden bu şekilde giyinmişti? oyunculuk biçimleri neden bu şekilde seçilmişti? metinde anlatılan ortada fakat siz bunu nasıl temsil etmek istediniz?

    e şimdi bu bilgiler elimden alınırsa ben yalnızca performansı değerlendirebiliyorum. peki, o performanstan da memnun kalmadıysam faturayı kime keseceğim?

    bu oyunda, sahnede canla başla oynayan kişiler görüyorum. sürekli bir güldürü için uğraşıyorlar. fakat ben yine de oynanan şeyden mutsuzum.

    salonun yarısı kaba esprilere gülüyor; yarısı uyuyor...

    bir komedi izlemeye geldim ancak mantığımın verdiği uyarılar yüzünden bir türlü gülemiyorum.

    kulaklarımla anladığım ile gözlerimle gördüğüm çelişiyor.

    bana öyle geliyor ki bu oyunda tüm kişiler karakter olarak oynanmalıydı. buna en yakın oyunculuğu veren kişinin sayın funda mete olduğu söylenebilir.

    sayın ergin özdemir için ise üzülmemek elde değil. kostüm seçimi, oynadığı tiplemenin tavırları kısacası her şeyiyle gay iken, bu durum gizli gay olmasına bir engel değil midir? neden? çünkü adı üstünde gizli gay.

    gizli gay ile gay arasındaki fark; gizli gay'ın gay olduğunun anlaşılamaması değil midir? bariz bir gay'ın ben gay değilim demesi komik gelmiyor açıkçası.

    genç yeteneklerden sayınoğulcan arman usluise yine iyi bir performans sergiliyor. kendisini övmemek elde değil. ancak ondaki seçimin de hatalı olduğuna inanıyorum. bu çocuksu biçim ya da belki çocukluktan gelen problem klişesiyle üretilmiş bu tip ne kadar doğru bir çıkarım bilemiyorum... şöyle düşünün ki, eğer bu rol bir karakter olarak oynansaydı ne kadar özel bir adam çıkardı karşımıza...

    ayrıca oyunda ethan ve anita arasındaki olaylara da bir sansür getirildiğinden şüpheleniyorum. henüz metni okuyamadım ancak okusam aralarında kesin bir etkileşim bulacağıma inanıyorum. çünkü özellikle anita'nın sahnesinin sonlarına doğru atılan replikler tıpkı bir önsevişme gibiydi ancak bunları sahnede bir kovalamaca gibi gördük.

    özetle
    enerjisi yüksek, komiği bayağı, oyunculuk biçimi tutarsız, kitapçığı özensiz olduğu söylenebilecek, ankara dt'nin 2017 sezonu oyunları arasında orta sıralara yerleşebilecek, bir oyundur efendim.
  • 1982 yapımı zeki-metin filmi. maalesef 70'lerdeki komik hallerinden uzak olduklari bir film.
  • tiyatro esen tarafından sahnelenen bir tiyatro oyunu. klasik aldatma konusu üzerine kurulsa da ilişkiler üzerine mesaj verme kaygısı gütmeden* güldüren bir oyun. 2 saat zamanınız varsa, gülelim, eğlenelim derseniz beklentilerinizi de yüksek tutmadan gidip, izleyebilirsiniz. gerçi aynı konuyu bir dizi veya sinema filminde işleselerdi fena halde sıradan olurdu ama tiyatro'ya saygım sonsuz. sedat bilenler'in oynadığı karakter daha fazla güldürüyor ancak arda esen'in performansı çok iyi. ve tabii zaman zaman çiğdem batur'dan gözlerinizi alamayacaksınız.
  • 2017 ocak ayında dt nin prömierini yapacağı sam bobrick in yazdığı, ekin tunçay turan ın çevirdiği, nejat armutçu nun yönettiği tiyatro oyunudur. oyuna 2 hafta kalmışken, biletleri satışa çıkmışken hakkında bu yukarıda yazdıklarımdan öte başka hiçbir bilgi bulunmamaktadır. google amacaya yazarı ile sorduğunuzda ancak şuna ulaşılabilir, gitmek isteyenlere konu referans olsun;

    "anita wells ve sidney gates iki başarılı terapisttir. mutlu bir evlilikleri ve görenleri kıskandıracak bir hayatları vardır. o gün doktor anita wells yardıma son derece muhtaç bir insana yardım etmek amacıyla öğleden sonrasını iptal eder ve yeni hastasını beklemeye koyulur. ethan stecler muayenehaneden girdiğinde henüz ne anita ne de sidney olacaklardan habersizdir. ethan kendi tabiriyle basit bir kişilik bozukluğu yaşamaktadır ve aynı zamanda dünya’nın en sinir bozucu adamıdır. anita bu adamın yaptıklarına sadece yirmi dakika dayanabilir ve sinir krızı geçirir. karısının rahatsızlığı süresince onun hastalarına bakma kararı alan sidney ise ethan’ı tedavi edip karısından daha iyi bir terapist olduğunu kanıtlama ümidiyle hayatının en büyük hatasını yapar. çünkü ethan sidney’i de çok kısa bir sürede delirtir. acaba ethan gerçekten hasta mıdır yoksa buraya bu çifti tanıyarak kasten mi gelmiştir. anita ve sidney ethan’a karşı duydukları öfkede birleşmiş olsalar dahi artık onlar hayatları boyunca sürdürdükleri mükemmel çift oyunundan sıyrılmışlardır ve büyük bir meydan okumaya hazırdırlar. zira ethan yaptığı ithamlarda son derece haklıdır. acaba mükemmel insan var mıdır ? yoksa bu da her şey gibi bir yanılgıdan mı ibarettir."