şükela:  tümü | bugün
  • aradayım: paylaşmalı mıyım paylaşmamalı mıyım?

    "kopyalamayın, beğenmeyin, paylaşmayın! sinir krizimi yazdım buraya! yoksa çıldıracağım!" diye belirtmiş yazının sonunda.

    buna rağmen kalkıp buraya yazmam, ona saygısızlık mı yoksa insanların okuyup ibret alması gereken bir metnin haklı dağıtımı mı...

    kendisinden özür dileyerek risk alıyor ve yazıyı paylaşıyorum. adını özellikle belirtmeyeceğim. zira tek kaygım, bunu yazan insanı üzmek, acısından nemalanır duruma düşmek.

    denk gelirse, bilsin ki niyetim asla bu değil ve istediği an, ilgili yazıyı buradan kaldırmaya hazırım. tek amacım, yurtlar hakkında vır vır konuşan insanların gerçeklerle yüzleşmesi...

    ----

    yurt olmamalı, yurtlar kapatılmalı denince şaşkın şaşkın bakıyorsunuz ya hani, yatılı okullar, yatılı kamplar, kimsesizler yurdu çok doğal geliyor ya size... doğal değil kardeşim. hiç doğal değil. nesi doğal diye sorsak ilk aklınıza gelen şey ekonomik olduğu olur. yalan mı? hadi geçtik öğrenci yurdunu "kimsesizler yurdu doğal ama, şart ama, ama başka türlü nasıl olacak ki amaaa" dersiniz kocaman kocaman. değil!

    ben yurda ilk girdiğim günlerde (o zaman 11 yaşımdaydım) kendimden yaşça büyük üstelik de iri bir kızdan feci bir dayak yedim. adı gül'dü. beni dördüncü katın merdivenlerinden attı, sonra geldi üçüncü katın merdivenlerinden attı. sonra ikinci, birinci, sonra zemin. atacak yeri kalmayana kadar attı beni. attığı yerden aldı öğretmenler. kimse o zorbalığa karşı duramazdı. kimse 16 yaşında fosur fosur sigara içen, ikide bir bileklerini doğrayıp birilerinin üzerine yürüyen o kızın karşısında duramazdı. durmadılar da.

    yurt denen yerde zorbalığı önleyemezsiniz. önlemek için zorba olmanız gerekir.
    bundan bir kaç yıl sonra ben bir kızı gecenin ikisinde bodrum kattaki çamaşırhanedeki kocaman, yuvarlak sanayi tipi çamaşır makinesinden çıkardım. evet makine çalıştırılmıştı! o kız su dolan makinenin içinde dönüyordu. üzerine deterjan boca edilmişti. ağlayarak gitti, yattı. ben dayanamadım, gittim üç kızı dövdüm, camları indirdim o gece yurtta. ne oldu? hiç! ben zorba oldum, olan bana oldu. zorbalık bitti mi, hayır. benden kabadayı yarattılar.

    erzincan'da kalırken kat kapılarımız kilitlenirdi. deprem olurdu, yatakların altına girerdik, bir allahın kulu deprem sonrası gelip kapıları açmazdı. az indirmedik o yüzden de camları. ve evet yangın merdivenine açılan kapı hep kilitliydi. çünkü kaçabilirdik, yurda erkek alabilirdik. her şey beklenirdi bizim gibi orospulardan!
    bir nisan günü ayazda çöp konteynerinden yenidoğan aldım. evet ben. o zaman 16 yaşımdayım. ayaz var, hem de nasıl... kucağıma verdiler o minicik, mor, buz şeyi. koş dedi adam, koştum. yalanım varsa allah belamı versin hayatımın en hızlı koşusuydu o. attım o yenidoğan buzu hemşirenin kucağına, kaçtım. neyse ki yaşadı. o çocuk oraya neden atıldı? çünkü orası çocuk yuvasıydı be! orada çocuk yuvası olduğu için attılar o bebeği oraya.

    sarhoş baskınlarında elimizde karavana kepçeleriyle nöbetler tuttuk. neden biliyor musunuz? çünkü orada anasının babasının bile siktir ettiği sahipsizlerdik de ondan. ha kim kimin sahibiymiş kafalarına kepçeyi yiyince öğrendiler mi evet! ama biz korunalım derken zorbalaştık işte. sonra, çıkınca, kolay olmadı, biliyor musunuz? bilmiyorsunuz tabi!

    biz içeride, dışarıda, okulda, sokakta her türlü istismara açıktık. normal görünmeye çalışırdık, olmazdı. yurt kızı! düdüğünü sattığımının, sanki alnımızda yazardı.
    şimdi kızlar öldü. biz ölsek devlet korumasında ölecektik. (yasamız bile var bizim be!) onlar yasadışı öldüler. sahi biz hep ütüde yumurta yapardık, yurda elektrikli cezve sokardık kaçak, battaniyenin altında sigara içerdik leş gibi. biz niye ölmedik lan!
    ölmeyelim de bunları da görelim diye mi?

    yani pek sevgili ana koynunda, baba böğründe büyüyenler, yurtlar gerekli derken bin kez düşünün. ya da üstünüze vazife değilse düşünmeyin, çok konuşmayın da. yurt kızları yırtar ağzınızı!

    (kopyalamayın, beğenmeyin, paylaşmayın! sinir krizimi yazdım buraya! yoksa çıldıracağım!)

    ----
  • "ben kardeşimi oraya asla vermem, tamam mı?" diye bagırmıştı sinirden tir tir titrerken.

    bagıra bagıra anlatmıştı kendisinin de yurtta büyüdügünü, orada neler döndügünü "iyi" bildigini, simdi haftada bir mutlaka uğradıgını, cocuklara eziyet edenleri bulup bulup dövdügünü...

    kardeşini o izbe, yemek pişmeyen, leş kokan evde yanında tutardı da o yurda asla ama asla vermezdi. "ıyi" biliyordu neler döndügünü.

    ıhtiyaclar hiyerarsisinin dibinden sadece "can güvenligini" cekebiliyordu.
  • içerden yapılan doğru tespitlerin olduğu, içli mektup.
  • evet belki bir yurt kızı değilim ama bende yurt çocuğuyum. tam 8 senemi verdim. ha benim annem babam da vardı. her neyse konu o değil. yurttan kaçarız diye bizim kapılarımız kilitlenirdi. ha inşaatta bile çalıştık yurdun inşaatında. belki hayatımın en güzel günleri olduğu kadar en leş günleri de onlardı. irade yok inisiyatif yok. taze ekmek yemedim ilk beş sene. taze ekmek gelirdi ama yemekhane başkanı onu arkadaşlarına peşkeş çekerdi biz tıfıllara bayat tabi. bir kere taze ekmek çaldım. yemekhane başkanınından yediğim tokadın üstünden neredeyse 30 sene geçmesine rağmen yüzümde duruyor. ah be seçkin abi neden vurdun ki. bir somun taze ekmek be...

    neyse okuduk... bir yerlere bir şeylere sahip olduk belki.

    otuzlu yaşlarımın başında psikolojik destek almaya başladım. tam dört sene sürdü. 4 psikolog değiştirdim. hepsi aynı şeyi söyledi "meslek hayatım boyunca gördüğüm en mekanik adamsın"

    evet duygusuz. çünkü yurt sert olmayı gerektirir, yurt duygusuz olmayı ve ezmeyi gerektirir. yurt disiplin gerektirir. yurt zordur.

    o yüzden;

    fuck you but have a nice day...