abuksabukprenses

  • 399
  • 4
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

namaz

kelime-i şehâdet’ten sonra, “islâm”ın ikinci şartı
mi’râctır!
kelime-i şehâdet ile, “allâh”ın varlığına, tekliğine,
ahadiyetine, o’nun dışında başka bir varlık olmadığına
şehâdet ettin, tasdik ettin ya; işte bu tasdikin neticesi olarak da “mi’râc” yapıp allâh’a ermek durumundasın!..
4
namaz34
islâm’ın temel esasları
onun için de islâm’ın ikinci şartı “mi’râc”tır.
burada şunu diyebilirsiniz; “biz islâm’ın ikinci şartı
olarak ‘namaz’ı biliriz... nereden çıktı ‘mi’râc’?”...
doğru bilirsiniz! ama, o “namaz”da “mi’râc” olmalı-
dır; ve dahi namaz, “mi’râc”tır!
çünkü hz. rasûlullâh buyuruyor ki:
“namaz, müminin mi’râcıdır.”
böyle olduğuna göre, demek ki gaye, hedef; şuurda
mi’râc, bedensel namaz ise araç!
öyleyse ikinci şartı neymiş “islâm”ın?
mi’râc!..
isterseniz burada bir tespit yapıp; “islâm’ın şartlarının
araçlarına göre sıralamasından söz edelim;
1. kelime-i şehâdet,
2. namaz,
3. oruç,
4. hac,
5. zekât.
şimdi de bu beş zâhirî aracın gayesi olarak hede? enen
beş bâtınî amacı sıralayalım:
1. “kelime-i şehâdet”in getirisi: “allâh”ı bilmek,
2.“namaz”ın getirisi: “mi’râc”... “allâh”a ermek, 35
ahmed hulûsi
3. “oruç”un getirisi: “allâh”ta “yok”luğunu fark
ederek yaşamak (fenâ? llâh),
4. “hacc”ın getirisi: maari? billâh edinmek
(bakâbillâh),
5. “zekât”ın getirisi: hakk’tan eline geleni insanlarla paylaşmak.
evet, genellikle gözden kaçan çok önemli bir hususa da
böylece dikkatinizi çekmek istiyorum...
hz. rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın açıkladığı “din”de,
sistem ve düzen gereği olarak bize teklif edilen ve
“ibadet” adı altında toplanan birtakım çalışmalar söz
konusudur…
ancak biliriz ki, her yapılan çalışmanın bir amacı, bir
hede? vardır!.. “niçin bunu yapıyoruz?” sorusu, amacın
ne olduğunu sorgular...
her amacın da bir aracı vardır!
araç, amaç içindir!
islâm dini gereği olarak bize teklif edilen çalışmalar -kesinlikle farkında olmak zorundayız ki- araçlardır!
islâm’ın şartları olarak bildirilen araçlar; “iman
esasları” olarak bildirilen hede? eri kavrama ve gereğini yaşayarak ölüm ötesi yaşama hazırlanma amaçları
içindir!
ancak ne var ki, toplumlar, hedef saptırılması yü-
zünden, araçları amaç edinmişler; amaçları gözden
kaybetmişler; araçlarla beyinlerini ve kavrayışlarını blo-islâm’ın temel esasları
ke edip ötesine geçememişlerdir!
hemen burada aklımıza yunus emre’nin dizeleri
geldi:
“hakikat bir denizdir, şeriat onda gemi;
çokları gemiden denize dalmadılar!..”
yani, araçta takılıp kaldılar, amaca ulaşmadılar!
oysa önemi nedeniyle tekrar ediyorum…
her araç, bir amaç içindir!
islâm’ın şartları kapsamında yapılması teklif edilmiş
olan ? iller, çalışmalar; insanı belli amaçlara ulaştırmak
için getirilmiş araçlardır!
işte bu yüzdendir ki, düşünebilen varlıklar olarak
bizlerin, araçlara başvururken, diğer yandan da amaçları
çok iyi kavramamız zorunludur!
şimdi denebilir ki, “biz bunları “allâh”ın emrine uymak için yapıyoruz; amaç budur! gerisine gerek
yoktur!”
eğer olay bu kadar basit olsaydı, kur’ân beş-on buyruk âyetinden ibaret olur; insanların akıl ve mantığına,
kavrayışına hitap etmez;
“hâlâ tefekkür etmeyecek misiniz?”…
“hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”…
“hâlâ basîretle bakmayacak mısınız?”…
gibisinden uyarılara gerek duymaz; 6300 küsur âyete de
3637
ahmed hulûsi
gerek kalmazdı!
bu sebepledir ki, biz bir yandan araç olan “ibadet”
şekillerini hakkıyla değerlendirerek yol alacağız; öte yandan da hede? iyi kavrayarak, elimizdeki araçla, amaca
ulaşacağız!
işte bir araç olan, biçimsel “namaz”ı da bu anlamda,
amacına uygun olarak değerlendirmek zorundayız! hz.
rasûlullâh (aleyhisselâm) efendimiz bir açıklamasında:
“namaz, dinin direğidir!” buyuruyor.
dinin direği ne demektir?..
o zamanlarda, insanların çok az bir kısmı kerpiçten yapılan evde yaşarken, büyük bir kısmı çadırda yaşıyordu...
çadırın meşhur orta direği vardır. o çadırı ayakta tutan
ana direk gibi; dinin direği de namazdır!
kişi, “mi’râc olan namaz” gerçekleşmediği sürece,
bir önceki basamakta yapmış olduğu “kelime-i tevhid”i
tasdikinin gereğini hissedip, yaşayamaz... bilgide kalır!
ilm-el yakîn, “kelime-i şehâdet”in sırrının kavranmasıdır!
bunun ayn-el yakîni; “namaz”ın mi’râc oluşudur!
hakk-el yakîni; “oruç”tur.
buraya kadarı fenâ? llâh’tır…
bakâbillâh ise “zekât”tır!
bunlar bugüne kadar pek bahsedilmemiş şeyler oldu-
ğundan, belki de nasıl oluyor diyerek yadırgayacaksınız, 38
islâm’ın temel esasları
şaşıracaksınız; hatta belki de reddedeceksiniz…
ama sakın ola ki bu açıkladıklarımı inkâr ederek
nefsinize zulmetmeyin!
“ilm-el yakîn”de; kişi ilmî idrak ile “allâh”ın
tekliğini, hz. muhammed (aleyhisselâm)’ın allâh
rasûlü ve allâh kulu oluşunu idrak ederek şehâdet
eder.
bu şehâdetin neticesinde, aldığı ilme göre namazı ikame ederse (namaz kılarsa değil), o namazı ikame edişi ile
kendisinde mi’râc başlar…
o yaptığı “urûc” ile oluşan “mi’râc” sonucunda da
“allâh”a vâsıl olur!..
bunun da neticesinde kendi varlığı ortadan kalkar; varlığında tek mevcut olan hakk’tan gayrı olmaz!
bu hâlde varlığının hakk’ın varlığı olduğunu kavrayınca; kendisi varlığındaki ilâhî vası? arla tahakkuk eder.
ettiği zaman, “oruç”lu olup, zâhir olduğu kapasite çapında aç kalır, susuz kalır; açlığa ve susuzluğa tahammül
gösterir; “samediyet tecellisi olur” böylece de “hakk-el
yakîn” hâli kendisinde zuhur eder.
evet, önce “namaz” üzerinde duralım…
“kulun allâh’a en yakîn olduğu hâl ve zaman secde
hâlidir.”
buyurulur...
bir de namazın “ikame” edilmesinden söz edilirislam'ın temel esasları

devamını okuyayım »
21.03.2014 00:48