arsonist

  • 5796
  • 3
  • 1
  • 0
  • geçen hafta

brokeback mountain

film medyanın gündemine düştüğünden beri, ang lee her fırsatta açıklama yapıyor: "bu bir western değil..." cidden bu film ne bir western, ne de -kafalardaki "kovboy" tanımıyla- iki kovboyun aşkı. sinemada heteroseksüelliğin son kalesi olan western janrını yıkmak gibi bir çabası da yok ang lee'nin. çok sakin, çok duru (ve bence bazen de biraz yavaş) bir şekilde imkansız bir aşkın trajedisini anlatıyor. tıpkı daha önce hollywood'un binlerce kez yaptığı gibi.
--- spoiler ---
kaldı ki brokeback mountain özellikle 90'ların unutulmaz filmlerinden the bridges of madison county ile fena halde benzeşiyor. sanki sadece karakterlerin cinsiyeti ve olayın geçtiği mekanlar üzerinde ufak tefek değişiklikler yapılmış. hatta iki filmin adı da, imkansız aşıkların aşklarını sembolize ettikleri o özel mekanları işaret ediyor. finallerindeki küller ise benzerliğe tuz, biber ekiyor sadece...
--- spoiler ---
ang lee'den bekleneceği üzere bazı sahneler şiir gibi. koyunlar, çimenler, kızıl gün batımları... oyunculuk da inanılmaz. daha önce hiç ciddiye almadığım heath ledger resmen döktürmüş. içine düştüğü o psikolojik çatışma sırasında öfkesini iki serseriye yönlendirip, fonda patlayan havai fişeklerle eş zamanlı olarak testesteron patlaması yaşayıp, o iki serseriyi dövdüğü sahne ile erkekliğini yedi düvele ispat etmesi de filmin en akılda kalıcı anlarından birini oluşturuyor. michelle williams ise gözüktüğü o kısacık sahnelerde filmdeki en can acıtan, en iç burkan performansı sergiliyor. bu kıza olan hayranlığım brokeback mountain ile kat kat arttı. 1960'larda başlayan hikaye neredeyse 40 yıllık bir gelişim gösteriyor ve dönemler arasındaki geçişler çok zekice, çok hissettirmeden yapılmış. finalde herkesin konuştuğu o gömlek sahnesi ise kimilerine çok arabesk gelse de, filmin asıl altını çizdiği noktayı güzel bir şekilde vurguluyor ve filme noktayı koyuyor.

devamını okuyayım »
24.01.2006 16:36