aufhebung

  • anadolu çocuğu (316)
  • 559
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

dersim katliamı

(necip fazıl kısakürek, son devrin din mazlumları, büyük doğu yayınları 10. basim, nisan 1990,
adlı kitabının dogu faciasi bölümünden aynen alınmıştır.)

en aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından,
kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana
prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri
gösterilemez.
babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum
çocuğun hozat kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına
gönderilmesi... kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs
olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin,
kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara
içilmesi... buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış
bütün bir köy halkı... annesinin karnından sivri uçlu âletle
çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... bir dere
içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir
hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... ve buna benzer daha neler, dalıa
neler!..
cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu
50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine
karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
elâzığ ortaokulunda okuyan iki çocuk... tatili geçirmek üzere
memleketleri olan hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar.
hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları yusuf cemil'in
öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. onlara şu
karşılık veriliyor:
"- sizi de onun yanına götüreceğiz!"
çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında
gittikleri yolda süngületiliyorlar. böylece babalarnin yanına
gönderilmişlerdir. her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı
çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam
çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor
ve haykırıyor:
"durun, ben köy ahalisinden değilim! muallimim! müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması
oluyor. adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken,
çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını
içmektedir. (bu vak'a, bana, 1944 yılında, eğridir'de askerliğimi
yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle
içtiğini söyleyen amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)
yusuf cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların
cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. öldürülenler arasında,
elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan
rüstem adında biri de vardır. bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse
hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini
dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla
berabır, kurşunlanıyor.
hozat'ın karaca köyünden cafer oğlu kasım... bu adam, o tarihten 30
sene kadar evvel amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para
kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. kasım, amerika dönüşünde, birinci
dünya harbinde kafkas cephesi
köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi yüzbaşı şükrü'nün iki
çocuklu karısı şirin hatun'la evlenmiş, hozata gelip yerleşmiş, orada
bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. hükã»metle de bazı taahhüt
işlerine girişmektedir. dersim hareketi esnasında, işbu cafer oğlu
kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere
ovacık kaymakamlığına müracaat ediyor. muamelesini tekemmül ettirip
parayı kendisine veriyorlar.
muamele biter bitmez "seni hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu,
mahfuzen yola çıkariyorlar. cafer oğlu kasım, kasabadan ayrıldıktan bir
saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. koynundaki 6.000 lira da, iki
alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.

zavallının zevcesi şirin hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte,
komşularına oturmaya gitmiştir. kadın, evine döndüğü zaman bir de
görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır.
haykırmaya başlıyor:
"- yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla
beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma
ediliyor. bu arada hozat'ın zımbık köyünde (şekspir)in hayaline bile taş
çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. erkekleri tamamıyle doğranmış
olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü)
öldürülüyor.oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir
gebedir. bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere
döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. tehlike geçtikten
sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden
geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler
içinde görüyorlar. muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam
eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona "besi" adını
koyuyorlar. bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. sivri uçlu alet
annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir
yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.

hozat'ın dolantanır köyünden veli isminde bir genç, elâzığ muallim
mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak trakya'ya gönderilmiş, orada
evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da dersim hareketi başlamak
üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne
gitmiştir. genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve
ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete
mahkum edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.

mazgirt tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... merhamet
sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir
derenin içine saklamıştır.vazivet birden haber aliniyor.
cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. fakat bu emri yerine
getirebilecek kimse zuhur edemiyor. en katı yürekliler bile, böyle
müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur
kalıyorlar. tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu
oluyor. nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir
adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun
işi bitiriliyor.
murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.
celâl bayar'ın başvekil ve mareşal fevzi çakmak'in genelkurmay başkanı
bulunduğu 1938 yılında cereyan eden dersim faciası, bütünleştirilmesini
okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine
bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! dayandığı tek
sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün
doğu anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü
sulandırılamayan koyu islâmi rengidir.
bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz dersim yangınının kömürleştirilmiş
50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din
mazlumluğunun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.

devamını okuyayım »
18.11.2009 19:21