hosvelkam

  • 5648
  • 126
  • 13
  • 0
  • dün

hosvelkam

"yahu kendi nickaltına da entry girilir mi?" diye soran, sonrasında, yapmak galiba farz oldu diye düşünen, 2001 yılından beri buralarda takılan yazar kişisidir.

ilk başlangıçta, son dönemde (elimden geldiğince yaptığım) silinen entryler ile ilgili ekran görüntüsü alarak, kayıt altına alma aksiyonlarımdan bahsetmek istedim.
ama, bir çok şeyin havada kalacağını düşündüm.
bu girişimlerimle, bir çok yazar arkadaşla görüşme fırsatı yakaladım. çok keyifli sohbetler ettim ve karşılıklı bilgi alışverişi sonrasında bir takım tavsiyelerde aldığım bir dönem geçirdim.
ama hala bu yaptıklarımla ile ilgili çok soru geliyor.
en basitinden başlamak gerekirse, "yahu hocam niye böyle şeyler yapıyorsun?" en iyi başlangıç noktası olacaktır.

her şey, 2001 yazında, internet üzerinde aradığım bir sorunun, cevabı olamayacak kadar komik bir şekilde yazılan entrye rastlamamla başladı.
gıp gri bir sitede, web adresi akılda kalmayacak şekilde tuhaf olan bu yerde, efsane muhabbet dönüyordu. bırak login olmayı,"ben de bu konuda bir şeyler biliyorum, yazmam lazım" dediğim hiç bir başlığa yaklaşamıyordum. çünkü, yazar değildim.
ancak, yazılan her yazının, süper komik entrynin, hatta bitirme tezlerine destek olacak başlıkların hepsinde ortak bir şey vardı.

"tanım girme zorunluluğu."

bazı tanımlar, saman tadında oluyordu. bazıları ise, sırf "sözlük formatına uygunluk" alsın diyerek, bildiğin g.tten uydurma idi. ama, babalar gibi tanımdı.
ilk okumalarımda, değişiklik çok az oluyordu ve gerçekten, "başucu eserleri" tadında entryler okuyordum.
öyle, kolay kolay entry silinmiyor, sourlines çok az bilinen noktalara uçuş sağlıyor ve kimse de bilet almıyordu.
troll diyince, dağlarda yaşayan tuhaf canlılar ya da kanal market televizyonu sayesinde tanıştığımız, renkli saçlarını okşayınca, şansımızın açılacağına inandırıldığımız yuvarlak boncuk gözlü anahtarlıklar canlanıyordu.
inanıyorum ki, hiç kimse şu anda, mücadele edilen kadar bir derdimiz olacağını hayal dahi etmiyordu.

sonra, bence sözlük için devrimsel ve bu devrimin içinde kendimi de bulduğum, altıncı nesil yazar alımı oldu.

"ilk yazar alımı başladı" haberini takiben, 10 adet entrysini giripte yazarlığı onaylanan arkadaşların, bir homeros ya da orhan kemal tadında olacağını beklerken, ekrana yansıyan entryleri gördüğümde, göz bebeklerimin alnıma kadar büyüdüğünü hissettim.
moderatörlerin, bildiğin harman zamanı elde kosa ile tarlaya dalmışçasına, yirmili otuzlu gruplar halinde bu ilk dalgada gelen yazarları, fezaya roketlerken, doğru düzgün sözlüğe login dahi olamıyorduk.
akıllara zarar ve çok çılgın girileri okumaktan, belli bir süre sözlüğe mesafe koymaya çalıştığımı hatırlıyorum. ama bu süreçte, güzel oluşumların da sözlük mücadelesine katıldığını gördüm. misal esagbi. elbette hemen üyesi oldum. ama, bu tip ekiplerle bile bitecek gibi değildi.
o zamanlardan aklımda kalan bir cümleyi, buraya yazmakta beis görmüyorum. hala da bence geçerliliği var. sanırım, ssg, yazar alımından bir kaç hafta sonra bunu yazmıştı.

"bunun için mi, bu entryleri girmek için mi sözlüğe yazar olmak için yıllarca beklediniz?"

altıncı nesil yazar alımının izlerini çabuk çabuk toparlamaya çalışan sözlük dengesini, bence bir yıl sonra buldu.
ama, sözlükteki dinamik denge bir anda değişti ve bir anda hayatımıza, farklı görüşler, alternatif fikirler, tonla dinci ve tahmin edebileceğiniz üzere yüzlerce troll girdi.

takip eden dönem içerisinde, sourlines uçuşları, thy ile yarışacak seviyeye, yeni moderasyon ise aralıksız entryler arasında pac-man gibi gezip, en ufak hatanızda sizi uçuruyordu.
tabi bu dönemde artan aşırı içerikler yüzünden, sözlüğün kapısına polis, savcı ve mahkeme emirleri gelmeye başladı. önceleri, komik açıklamalar ve şakalarla bunları savuştursalar da, türk kanunları da teknoloji ile gelişiyordu. bilişim suçları kapsamı ve bu konuda ihtisas yapanların sayısı arttıkça, sözlüğün de yüzleştiği dertler artmaya başladı.

biraz kasedi ileri hızlı sarıyorum, miğfer dibi yazar alımı, kadınlar günü sebebi ile yazar alımı, kitap bağışı ile yazar alımlarını sonrasındaki etkilerini geçip, daha günümüze yaklaşıyorum.

son dönemde, nedenini henüz çözemediğim bir şekilde, özensizliğin ve kuralsızlığın acısını çeken bir sözlük deneyimi yaşamaktayım.

tanım girme zorunluluğunun, bir nevi "duyurulmadan" kaldırıldığını hissetmekteyim. bu olmadan, sözlüğün herhangi bir forum sitesinden farkı kalmayacağını daha sözlük ilk kurulduğunda gören ssg'nin, neden bu duruma müsaade eden bir yönetime sıcak baktığını anlayamadım. "tanım yok" diye mesaj kutusunun yeşillendiğini ve sonrasında gelen mesajla çaylak edildiğinizi öğrendiğiniz sıkıntılı dönemi yaşayanlar için, şu andaki durumu nasıl kabulleniyorlar?

yeşillendirsin kelimesinin, artık, asıl amacı okunmak olan sözlük için, içten yayılan bir kansere dönüştüğünü neredeyse her başlıkta görmeye başladık.
kimse okumak, öğrenmek, aramaya inanmak istemiyor. sadece, hızlıca sonuca ulaşmak istiyor.
bireysel ayar vermelerin de, son dönem yazarlarda işe yaramadığını gözlemlemekteyim. benim yazar olduğum dönemde, eski nesil ve entry sayısı 4 haneli rakamları aşmış kişilerden alınan ayar ile ya altı ay içerisinde sakat kalıyordunuz ya da kısa sürede topallamaya başlıyordunuz.

ilk entrynin belli bir süre sonra silinmesi. işte en gıcık olduğum ve bireysel mücadeleye başlamama sebebiyet veren son dönemin modası bu oldu. 2018 yılından beri, sayıları kat be kat artan bu yazar davranışının altında, hem yazarlarla konuşup edindiğim bilgiler hem de kendi gözlemlerime göre bir kaç cevaba ulaştım.
- ilgi çekmek isteyenler. bunun sanırım benim getireceğim bir çözümle ortadan kalkması mümkün değil.
- bir kaç hesabı olan yazar ya da ortak hesapla yazan bir kaç yazar. yine eskiden on numara sourlines bileti kazandıran bu duruma neden müsaade ediliyor anlayamıyorum.
- "ben böyleyim abi" diyenler. bu kategoridekiler içindekilere de bir şey yapmamız mümkün değil.

öyleyse, bireysel bir mücadele başlatarak, yukarıda bahsettiğim silinen entryler ile ilgili, geçmişinden bu güne kadar çok sevdiğim sözlük için hiç olmazsa, ifşa yöntemi ile belki bir şeyleri değiştirebilirim.
bir kaç yıl önce, hem ssg hem kanzuk ile yapı kredi plaza'da ortak asansörü kullanmamızla tanışma imkanımız olmuştu. keşke, bu soruları o zaman sorabilseydim.
çok küçükte olsa bir umut, bizi ayakta tutmaya devam edecektir.

devamını okuyayım »