larker

  • 1265
  • 21
  • 6
  • 0
  • dün

yurtdışından türkiye'ye dönüp pişman olmayan kişi

ingiltere'de çalışıyordum, süpersonik bir şirkette hem de (valla bak ben demiyorum, bilanço, gelir gider tablosu, yıllık net satış falan filan diyor bunu, yoksa benim için hayatta süpersoniklik = mutluluk. bir yerde mutluysam şayet, yemişim bilançosunu da diğer uzun vadeli yabancı kaynakları da). departman ve pozisyonum da iyiydi, kariyer planım da çizilmişti. tüm bunların üstüne, müdürümün kızı da sevgilimdi. senin anlayacağın, kaymaklı ekmek kadayıfı tadında gayet mutlu mesut bir şekilde yaşantıma devam ediyordum yaban ellerde.

hayatın akışı içinde bir gün annem aradı beni. "oğlum" dedi, "sen oralarda, ben buralarda, biliyorsun hastayım, cenazeme yetişmeni istemem" dedi, "gel burada çalış, hem beni de hastaneye götürürsün" diye de ekledi. şimdi kendini benim yerime koy. ne yapardın böyle bir durumda? bir yandan bir şekilde düzene koyduğun hayatın, bir yandan hastalıkla boğuşan annen. bir yandan geleceğin, kariyerin, hayallerin, bir yandan sen doğduktan hemen sonra zatürre olunca aylarca hastanede yanıbaşında yatan annen. bir yandan sevgilim dediğin, yanında mutlu olduğun kadın, diğer yandan sen 5 yaşındayken ağladığında "oğlum biliyor musun, dün akşam galatasaray maçını kazandı." deyip seni avutup bağrına basan, uyutan annen.

(bkz: çaresizliği anlatan en iyi cümle/@larker)

döndüm. evet. o yakarışa dünyada hiçbir kimse karşı koyamazdı çünkü. kariyerimi, yaşantımı, özel hayatımı, geleceğimi, hayallerimi, planlarımı, ingiltere'deki evimi, arabamı, sevgilimi, her bir şeyi geride bırakıp geldim. dönmek zorundaydım çünkü. başka türlüsünü yapamazdım. kayıtsız kalamazdım. "abim, babam, kız kardeşim var, onlar sana bakarlar" diyemezdim. "ben buralarda iyiyim, siz de iyi olun e mi. karşıdan karşıya geçerken önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa bakın" diyemedim. "her şey güzel olacak, merak etmeyin, şu kalp pilini takın bir hele, ondan sonra duruma göre gelirim türkiye'ye" tarzı sahte bir umut da dağıtamadım. döndüm.

ülkeye döndükten sonra çok da mutlu olmadığım başka bir işe girdim, sevgilimden ayrılmak durumunda kaldım, bir yandan da annemin hastalığıyla uğraştım. diğer ev halkıyla birlikte aylar yıllar boyunca nerdeyse her gün sabahlara kadar panik hastası annemin başında nöbet tuttum. ha şimdi hasta olacak ha birazdan hasta olacak diye diye sabah ettik çoğu zaman. bunlar yaşanırken her ne olursa kendimden de ödün vermemek için çabaladım, her sabah kalkıp işime gittim, içinde bulunduğum durumu elimden geldiğince işyerindekilere aksettirmemeye çalıştım, yüksek lisansımı bitirdim, sevgilim oldu.

annem mi? kalp pili takıldı, kendisi iyi çok şükür, o eski halinden eser yok şimdi. hacca bile yolladık hanımefendiyi, düşün bak o sıcakta bile birkaç ufak sorun dışında pek bir sıkıntı yaşamadı. babam emekli olduktan sonra ise köyde yaşamaya başladılar artık. arkasında fındık ağaçları, balkonun hemen sol ön tarafında gül, frambuaz, böğürtlen ve envai çeşit çiçek/bitkinin, sağ tarafında sebzelik (domates, salatalık, patlıcan, biber, karalahana, maydanoz, mısır, aklına ne gelirse artık) olan kutu gibi bir köy evinde yaşıyorlar. mutlu ve mesut. allah ağızlarının tadını bozmasın.

ben mi? kariyer, gelecek, hayallerim, planlarım, galatasaray; annem, babam, kız kardeşim, abilerim; eski sevgilim, sonra hayatıma giren kadınlar, sevgilim; hüzünler, üzüntülerim, pişmanlıklar; sevinçler, güzellikler, anılar...

mutsuzum amına koyim.

devamını okuyayım »
13.05.2015 12:24