nebuch

  • 3204
  • 2
  • 1
  • 0
  • 4 gün önce

ekşi itiraf

"hayallerin için yaşa", "çık dışarı biraz gez", "şu hayattaki hayalin ne?" gibi sorular, öneriler geldiğinde elim kolum bağlanıyor. herkes aynı değil ki? neden herkesi aynı zannediyorsunuz ki insanlara "hayal" diyip duruyorsunuz? belki ben halimden memnunum? hiç mi ihtimal vermiyorsunuz halimden memnun olmadığıma?

bak şimdi ben orta 2'deyken babam evden gitti. kardeşim, ben ve annemi bıraktı yani. aylık 4bin-10bin dolar arası kazanan ve o zamana kadar bu parayı hep ailesine harcamış ve standardını burada tutmuş bu adam, gidince 1 kuruş bırakmadı. ne nafakasını düzenli ödedi (nafaka dediğinin tamamını topladığında ev kiramız çıkmıyordu) ne de ayrıca bir yardım yaptı. bazen ayda bir gelir bizi pizza yemeye götürürdü. annem ise büyük bir umutsuzluğa düştü, beni ve kardeşimi bırak okutmayı, başımızı sokacak bir ev bile bulamayacağımızı düşünüyordu. öyle bir duruma da geldik. "büyüyünce anlayacaksın neden gittiğimi" diyordu. şimdi düşünüyorum da anlamadığım zamanlarda daha çok seviyordum onu.

lise sınavlarını kazanamadım. hayatımda hiç çalışkan bir öğrenci olmadım zaten, yapamadım yani. düz lisede okudum. lisede okuduğum ilk 2 sene boyunca tek bir pantolonum iki ayakkabım (biri bakkala ve gezmeye gitmek için) ve bir adet de hırkam vardı yeşil. 3. senede bir hırka daha aldı annem. haftada 2 lira harçlığım vardı ve bir topkek 50 kuruştu. (bugünün parasıyla yazıyorum elbette) bana harcanan en büyük para otobs bileti parasıydı ve bu yüzden evdeki en büyük masrafı ben yapıyordum. hayattaki tek zevkim eve gelip bilgisayarımda oyun oynamaktı. internetim yoktu, bilgisayarım eskiydi, futboldan anlamıyordum zaten. o zamana kadar zengin ve geek olduğum için yeni gelir düzeyimdeki insanların zevklerine ayak uydurmakta çok zorluk çekiyordum. buna benzer bir zorluğu istanbul'a ilk geldiğim çocukluk döneminde de çekmiştim. kitap okumak ve bilgisayar oynamaktan başka sevebildiğim bir şey yoktu. tüm hayatım da bunlarla doluydu. karşı cinsle ilgim cidden çok azdı. cinselliğimi keşfetmiş olmama rağmen, uyanmasını engelledim uzun bir süre.

lise bittiğinde beklenen oldu ve ben üniversiteyi kazanamadım. annem ise yıkıldı, tek umudu bendim ve yapamıyordum, kurtulamayacaktım. evdeki bütün eşyalarımız ve bilgisayarım artık bozulmuştu, yerine yenilerini alamıyorduk. annem asla kredi almak istemiyordu, iktisat bölümünü bitirmişti hiç bir meslekte çalışmamıştı ama bu kadarını hesaplayabiliyordu. annemin bu ince hesaplarının aslında bizi duvara toslamaktan kurtardığını ise çok sonra anlayacaktım. etrafımda tanıdığım istisnasız herkes üniversiteyi ya kazanmış, ya tekrar deneyecek ya da özel bir üniversiteye gitmek için ailelerini ikna etmişti. ben ise suyumuz kesildiğinde annemin bana "sen o kadar salaksın ki göremiyorsun bizim halimizi okumuyorsun!" diye bağırdığını hatırlarım halen. okuduğum onlarca kitap, edindiğim genel kültür hiç bir işe yaramıyordu, bunları kullanabilecek bir mesleğe girebilmem için üniversite bitirmiş olmam gerekiyordu. bu yüzden bunları hiç kullanamayacağım bir mesleğe sokuldum 18 yaşımda. o gün sigortam yapıldı, ehliyetimi bile almadan sigortam başlatıldı ve ben bir pastanede kasiyer oldum.

aylarca çalıştıktan sonra çaylaklığım ve amatörlüğüm biterken o işten çıktım. bütün gün para saymak ve eve gidip bolivya günlükleri'ni okumak çok zıt iki yaşam tarzıydı ve benim arkadaşım yoktu. cidden sadece bir tane arkadaşım vardı onunla da görüşmüyorduk 1 senedir. evden işe gidip gelen çalışma saatleri belli olmayan ve kazandığı tüm parayı olduğu gibi annesine veren bir gençtim. o sıralar hayalimde bir anime sanatçısı olmak vardı. türkiye'nin ilk anime sanatçısı ben olacaktım. hayallerimin sınırı ancak bu kadardı. ben o ortamıma rağmen halen geek zevklerimden vazgeçememiştim. kimseyle oturup sohbet edemiyordum bu yüzden, kimseye derdimi anlatamıyordum, kimseninkini de anlayamıyordum. ayda 500 lira kazanıyordum, ev kiramız 650 liraydı.

ikinci işim bir internet cafede kasiyerlik ve sorumluluk oldu. 19 yaşımda bir dükkan bana emanet ediliyordu ve benim artık internet bağlantım vardı. gün içinde boş zamanım olduğu için anime tarzı çizimler yapıp internete yüklüyordum. tek arkadaşımla halen görüşmüyordum o üniversiteyi bitirmek üzereydi. ben ise ilk defa internette benim gibi insanları tanıdım ve arkadaş olmaya çalıştım. internette gelir düzeyinizin bir önemi kalmıyor. tişört sayınızın veya o gece dışarı çıkıp çıkmamanızın da önemi kalmıyor. o zamanlar yoktu yani bunlar. sevgilim bile oluyordu bazen. insanları genel kültürümle etkiliyordum, insanlar şu anda somali'nin şu haline üzülürken ben o yıllarda imf'nin afrika politikaları üzerine insanlarla tartışıyordum. orada bulmuştum geleceğimi, internette. işimi çok seviyordum ve ayda 550 lira kazanıyordum. kiramız ise 750 liraydı.

benim tüm arkadaşlarım ve tüm eğlence anlayışım internete taşınmıştı ve annem bu durumu görebiliyordu. benim asosyal olmamdan çok yakındı yıllarca, halbuki ben asosyla değildim sadece bana uygun insanları sadece internetten bulabiliyordum. gece dışarı çıkarak, kız peşinde koşarak asimov'un "son soru" sunu tartışamıyordum. bunları çok züppe ve ukala zevkler görebilirsiniz elbette, buna yapabileceğim tek savunma, çocukluğum boyunca yaptığım şımarıklık ve yaramazlıklar günün birinde tüm ailenin finansmanının benden beklenmesi ile ikinci plana düşmesi ve içime kapanmamın getirdiği buhran olacaktır. o yaramaz piçin şimdi sadece internette yaşayabiliyor olmasının tek nedeni buydu. annem bilgisayar ve internet arasındaki farkı kavramıyordu ve ben de buna hak veriyordum, ama geleceğimin yapmak istediğim işin bu olduğunu anlamıştı. internet kafeden çıkıp daha büyük bir iş yapma ve ailenin tüm yükünü alıp artık bir aile babası gibi gelir getirme zamanım gelmişti. bunun ben de farkındaydım, bu süreçlerin hiç bir anında ben bu sorumluluktan kaçmadım.

büyük bir borca girip olaya babamı bile dahil etmeyi başararak beni microsoft'un sistem uzmanlığı programına yazdırdık. 6 ay boyunca sadece yol parasıyla gidip geldim (bundan hiç gocunmadım lise senelerimden dolayı) bir sistem uzmanı olarak mezun oldum. bilge adam tarihinin en yüksek troubleshooting derecesi ile mcp sınavını verdim, teşekkür mailini bile saklarım. çıktığım anda iş bulmam lazımdı ve allah'ın yardımı ile çıktığımın ertesi gün bimeks'te "mobil bilgi işlemci" sıfatı ile işe girdim. 1000 lira maaş alıyordum, kiramız ise 800 olmuştu. başarmıştım, evi geçindirebilecektim. ancak önce 6 aylık bilge adam borcunu ödemeliydim. ödedim de. bimeks'te çalıştığım yıllarda binden fazla aile tanıdım, bilgisayarlarını tamir ettim defalarca, çocuklarına oyunlar yükledim, her gün kilometrelerce yol yaptım. o kadar farklı insanın evinde o kadar zaman geçirince, insan ilişkilerim muazzam hızlarda gelişti. sosyal becerilerim gelişti. insanlara artık sadece ekran arkasından değil yüz yüze de hitap edebiliyordum. sonra bunun çok yararını da görecektim. sevgilim de vardı. ailemi de geçindiriyordum. evimde internet de vardı, istediğim zaman istediğim yemeği yiyebiliyordum yemek kartı sayesinde. hayatta başka istediğim hiç bir şey kalmamıştı.

ancak bimeks beni ezmeye başladı. krizin teğet geçtiği o senede ben maaşımı 2 ay gecikmeli alıyordum, insanlar artık bana bahşiş vermiyordu, yemek kartım bomboştu. internetimi kestikleri günün ertesinde ani bir kararla işten çıktım. bu büyük riski aldım. hayalimi gerçekleştiremiyordum çünkü, "hayalin için yaşa" diyordunuz ya, hayalimi yaşayamıyordum işte. ilk bahsettiğim ve görüşemediğim arkadaşım vardı ya, onun da yardımı ile sektör değiştirdim. reklamcı oluverdim 1 sene sonra. maaşımı şimdi söylemeyim ama ve evimizin kirası da 950 lira ve üstüne çok param kalıyor. bence çok yani. ben halen şu anda bu satırları yazarken bu işi yapıyorum.

hani diyoruz ya "hayalini yaşasana?", "gitmek, görmek istediğin bir yer yok mu olm?", "hiç yurtdışına çıkmadın mı?" diyorsunuz ya, anlatamıyorum ki size. benim hayalim bu değil. benim hayalim türkiye'nin ilk anime sanatçısı olmaktı. ama gördüğünüz gibi bunun neden olamayacağını size uzun uzun anlattım. bu değil yani. ben neden mi internette bu kadar zaman geçiriyorum? bilin işte bundan. ben neden mi bu kadar iç sıkıcı bir hayatı bu kadar eğlenceli anlatıyorum? çünkü diğer türlüsünü bilmiyorum abi, bundan daha güzel bir hayat yok yani bence. fıstık gibi lan, annem evde yemek yapıyor şimdi ben gidince yiyeceğim falan. bilgisayarım ve internetim var, her ayın başı param oluyor cebime bile kalıyor. yemek kartım bile var olm. daha geçen aya kadar bir buçuk senelik de bir ilişkim vardı. yani karşı cins konusunda da bir sıkıntım yok. hayalim buydu zaten benim. açıköğretim de bitiyor zaten, üniversite işi de tamam.

ee şimdi ne olacak? dimi hayali gerçekleştirince, biri çıkıp "şimdi ne yapacaksın?" diye soruveriyor. yeni hayalim de şu: bu hayatı ikiye katlamak. hem evde annemin yemeğinin pişmesini sağlarken, kendi hayatımı kurabilmek ve ikinci bir aile kurabilmek ileride. çünkü bundan daha güzel bir hayat olamaz bence abi.

o yüzden beni "abi hayattaki amacın ne?", "what's your life goal?", "en çok gitmek görmek istediğin yer neresi?", "bu yıl nerede tatil yaptın?" gibi sorularla sıkmayın abi. beni vizyonsuz bir dallama olarak görmeyi bırakın. ben çok mutluyum, hayatta hiç bir eksiğim de yok. pişmanlıklarım yok mu? yok abi, ne yaptıysam annem ve kardeşim için yaptım ve daha 18 yaşında evli hayatındaki sorumluluklara benzer sorumluluğu kabul edip de yola çıktım, şu ana kadar da başardım. allah'a çok şükür. bunun nesinden pişman olayım. gurur duyarım aksine.

bu yıl tatil yapmadım, yapabilirdim bile ama içimden gelmedi. seneye belki. babam mı? o sizin durmadan, usanmadan bana sorduğunuz hayaller var ya, onların peşinden gitti.

devamını okuyayım »
19.08.2011 14:22