peder zickler

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (503)
  • 1446
  • 5
  • 2
  • 0
  • dün

oğlumu çöpe mi atayım

ya bırak arkadaş artık şu “ana işte. ne olursa olsun evladını atamaz” geyiğini. ne geyik yapıldı be analar üzerinden? vallahi bezdirdi yani bu şark usulü ajitasyon. gencecik çocuklar ölüyor askere gidip, söylenen şey “analar ağlamasın”. olum gencecik çocuk ölüyor ya. alooo. annelerin ağlaması mı sorun, gencecik bedenlerin toprağa düşmesi mi?

biz bir şark toplumuyuz. şark toplumlarının en berbat kurumu aile bizi de çürütüyor. aile kadar çürümüş bir tüzel kişilik daha yoktur şu ülkede. niye analar evlatlarını ne olursa olsun affediyor düşündünüz mü? çünkü kadın öyle bastırılmış, öyle yok sayılmış ki, sadece bir çocuk sahibi olduğunda bir hüviyete kavuşuyor. o da erkek evlat olmalı. kız çocuğu olduğunda onu gayet de yok sayabiliyor yani. hiç öyle “ana işte” lafını duymuyoruz kız çocuğunun basit hatalarında.

şark toplumlarında birey diye bir kavram yoktur. aile diye tüzel bir kişilik vardır ve sadece ona dahil olduğunuzda toplum tarafından kabul görürsünüz. siz birey olamazsınız, tüzel kişiliğin bir yansıması olabilirsiniz sadece. kurumsal dilin bir parçası olursunuz. ülke insanında hobi yok, ülke insanında eğitim yok, ülke insanında ufuk ve umut yok. ülke insanı sadece aile gibi bir kurumu hayata geçirdiğinde bir şey başarmış hissini yaşayabiliyor. sadece üreyince hayatına bir anlam katabiliyor. tek hücreli canlının bile yapabildiği üremeyi yapınca başarı hissiyle doluyor ya. ulan her canlı bir şekilde ürüyor, allah aşkına, neyin başarısı bu. tek başarısı bu olunca, sıkı sıkıya sonuna kadar sarılıyor buna.

şu cani pislik anası babası tarafından, tek yaratımları, tek üretimleri olduğu için defalarca her hatasında affedilmemiş olsa, sadece kulağı çekilerek bağra basılmamış olsa, bu kadar hunharca bir cinayet işleyebilir mi? bu annelerin, babaların sorunudur. bu ailenin sorunudur. hatta sorunlu aile yapısının bir sonucudur.

anne... kadın olduğu için bir varlık değil. birey değil. bir kadın olunca, evlilik yaşına gelip de kadın olunca ve doğurunca tüzel kişilik olan ailenin kabul görmüş yapı taşı oluyor.

baba... eğitimsiz, ufuksuz olduğu için bir varlık olamıyor. sadece evlenip aile babası olunca kabul görüyor. o artık adam. (çocuğu da olmalı tabi.) o artık bir erkek. aile reisi. artık onun da hükümranlık kurabileceği bir yapı var. o artık toplum tarafından kabul gördü. evlendi ve çocuğu oldu.

çocuk... bir yazı yazamayan, bir şiirden zevk alamayan, doğa ile hiçbir iletişimi olmayan, sadece topluma ait olabilmek için kurulmuş olan kirli yapının ürünü olarak dünyaya gelmiş bir mahsul. sadece mahsul. o, başka hiçbir konuda başarı sergileyemeyecek hücrelerin bir araya gelerek kurduğu şirketin tek başarısı. o artık, tek başarı nişanesi olarak çok korunacak, çok sevilecek, mahsulün korunup yeni filizler açması için sonuna kadar arkasında durulacak ve ne olursa olsun hayatta tutulmaya çalışılacak. bozuk da olsa, kötü de olsa sevilecek. kendin bozmuş olsan da seveceksin.

bu kadar kirlenmiş bir yapı olabilir mi ya? bunlardan sağlıklı bir sonuç çıkabilir mi? ne demek “anne işte”. bu laf sadece sonunda hiçbir şey olmayan hayatlarınızda “ben de bunu yaptım işte” diye parmakla göstereceğiniz kötü mahsullerin aklanmasıdır. kendi vicdanınızın aklamasıdır. bu dünyaya hiçbir şey bırakamadın, hep götürdün ve sadece geriye bir döl bırakıyorsun. başka bir şey değil.

hanımlar, beyler... bizde birey yok. leonardo da vinci asırlar önce mona lisa’yı çizip, ruhani varlıklar dışında bir şeyler de var diye sessizce haykırıp, bireyin önemine bir pencere açtığından öncesinde de sonrasında da bizde birey olamadı. bizde sadece vergilerin en kolay yoldan toplanabileceği samimiyetsiz, toplum zoruyla yaratılan aileler var oldu ve onlardan da iğrenç bir topluluk ortaya çıktı. kalkıp bana “anne yüreği işte. evladı ne yapmış olursa olsun içi acıyor” demeyin. bir mahsul yok olduğu için, toplumda birey olmanın hazzını 27 senedir onunla yaşadığı için ve bu başarısını kaybettiği için bilincinin en derinlerinde “bu yaştan sonra ne yapacağım” korkusu yaşayan, korkunç bir cinayete rağmen faili için göz yaşı döken bir insan için “annelik” savunmasıyla gelmeyin. annelik doğadaki gibi sadece kendi ayakları üzerinde durana kadar yavruların hayatta kalmasını sağlayan bir içgüdüdür. daha fazlası değil. daha fazlası, çürümüş toplumun içinde ayakta kalmasını sağlayan o yetişkin olmuş bireyin mevcudiyeti olduğu içindir. anasına küfredildiğinde “sen nasıl konuşuyon lan” diye saldırabilecek bir kapı muhafızı artık olmadığı içindir.

bu şark kültürü, evlen baskısından, çocuk yap baskısından kurtulamayacak. biz göremeyeceğiz en azından bunu. ve ne yazık ki, bu suphi piçi gibi şerefsizler can almaya, onların o yüce anaları da ağlamaya devam edecek. siz de aynı yapının parçaları olarak “ana işte ya, ay ana ağlamaz mı ya” ajitasyonuna devam edeceksiniz.

yazıklar olsun.

devamını okuyayım »