peder zickler

  • 1362
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

ekşi sözlük

ekşi sözlük için barışçıl ve katılımcı çözümü, durum değerlendirmesini ve uygun bir gelir modelini örnekleyerek anlatacağım.

ona geçmeden önce kanzuk’un dün yaptığı açıklamayı bir iyi niyet göstergesi olarak görmenin uzlaşma için gerekli olduğunu belirtmek isterim. bir adım atılmıştır ve ilerleyen süreç içinde bu adımın şu anda nazarımda gözüktüğü gibi bir iyi niyet taşıyıp taşımadığı da netleşecektir. otisabi dün güzel yazmış yazmasına ama bu gibi durumlarda uzlaşmak için bir adım atan muhataba yüklenmenin çok akılcı olduğunu düşünmüyorum. uzlaşı karşılıklı tavizle gerçekleşir, tek taraflı tavizle değil. yine de henüz atılmış bir adım yok, sadece atılacağına dair söz var. rahmetli demirel de zamanında herkese iki anahtar, bir de inek vereceğini söylemişti. bizim halen ineğimiz yok. sütümü marketten alıyorum.

şimdi basitçe ve kısaca örneklemeye geçelim. ekşi sözlük ali olsun, yazar da veli.

veli bir bakır tencere ustası. haberlerde gördüğümüz tiplerden. unutulmaya yüz tutmuş bir zanaatla iştigal ediyor ve ahaber’den bir muhabirin kendisiyle bu unutulan değerimiz üzerine röportaj yapmasını bekliyor. ali’nin de bir dükkanı var. dükkanında envai çeşit ıvır zıvır satıyor.

veli yaptığı bakır tencerelerini ali’ye veriyor ve dükkanının vitrinine koymasına izin veriyor.

ali, bakır tencereleri vitrinde görüp gelenlere dükkanında satılık olan diğer ürünlerini sunuyor. (banner, tam sayfa reklam ve sair tanıtım ürünleri...)

olay bu. ekşi sözlük bu.

ali bir yer sağlayıcı, bir galeri.

şu anki durumda ali şöyle davranıyor: veli’den tencereleri alıyor ve vitrine koyuyor. veli’nin tencerelerini “kardeşim ben bunları satıyorum, benim dükkanımda yani bu” diyor ve satıyor. bu tencerelerden memnun olmayan birine “kardeşim bunu veli yaptı, git ona söyle” diyor. tencerelerle ilgilenen ve bir şube açıp bunları orada da sergilemek isteyen hatta satmak isteyen birine de “kardeşim, yetkili benim, tamam ben izin verdim” diyor. ali kaypak, ali şark kurnazı, ali çıkarcı. ali gibi olmayın.

ali, veli’nin tüm tencerelerini dilediği gibi satmak istiyorsa, tüm bu tencerelerin parasını veli’ye vermek zorunda. ya da ürün gamına veli’nin ürünlerini de eklemişse, ürün satıldıkça veli’ye payını vermek zorunda. eğer ali, veli’nin sürekli ona ürün üretmesini istiyorsa, ona aylık belli bir ücret verebilir ve karşılığında mesela en az 20 tencere isteyebilir. bu durumda veli, ali'nin maaşlı çalışanı olur. (onedio editöryası)

eğer ki, ali, veli’ye sadece vitrinini sunuyorsa ve içeride yine kendi ürünlerini satıyorsa ve bir müşteri gelip illa veli’nin tenceresini almak istiyorsa ali bunu önceden bu konuda sözleştiği veli’nin rızasıyla satıp veli’ye karşılığını vermek zorunda.

yani veli, ali’ye dükkanını kullandığı için borçlu değil çünkü ali “gel kardeşim, dükkan senin” demiş.

ali, veli’nin tencerelerinin sahibi değil çünkü tencereleri veli üretmiş.

ali, dükkanına gelen müşterilerine veli’nin rızası olmadan veli’nin tencerelerini satamaz.

veli, tencereleri sadece ali’nin dükkanında duruyor diye de ali’den para talep edemez.

ali, veli’nin tenceresini sattıkça, satıştan veli’ye de pay vermek zorunda. (dergilerdeki telif sistemi. para, yazı yayınlanırsa ödenir.)

ali, veli’nin tencerelerinin hepsini onun rızasıyla ondan alıyorsa, tüm bu tencerelerin sorumluluğu artık ali’dedir. ali en fazla veli’ye, tencereyle alakalı bir sorun oluştuğunda, hesap sorabilir, suçu ona atamaz. yani bu hesaplaşma sadece ikisinin arasındadır, müşteri bazında ise müşteri ile ali arasındadır.

ali, veli’nin tencerelerini sadece sergiliyorsa tencerelerdeki sorunla alakalı sorumlu değildir.

veli’nin tencerelerini sadece sergilemek, ali’yi “servis sağlayıcısı” yapar.

veli’nin tenceresi, mehmet’in cezvesi, ahmet’in çaydanlığıyla bir paket yapıp satarsa, ali bir “derleme eser” oluşturmuştur.

veli’nin tenceresini, bir de bağcılar’da yeni açtığı şubede satmak ya da sergilemek isterse, ali bir “yayıncı” olmuştur.

ali bu bağlamda, ne olduğuna ve neler yaptığına karar vermelidir.

ali hem bir galeri, hem bir yayıncı, hem de derleme eser olamaz. yani bir insan hem bar, hem bira, hem de mekanda çalan şarkı olamaz, murat boz ft. gülşen – iltimas.mp3 olamaz. elmalarla, armutlar ya... ilkokul meseleleri bunlar. bunların hepsini bir arada olamazsın arkadaşım.

ancak şu olabilir: ali bir yer sağlayıcıdır. galerisinde derleme eser de satar. ali galericiliğin yanı sıra yeni bir iş olarak yayıncılık da yapmaya başlayabilir. bunların her birinin farklı hukuki sorumlulukları ve altlıkları vardır. yani ali bir derleme eser asla olamaz ancak derleme eser oluşturabilir. bunu da çok güzel bir gelir modeliyle sunup, ortaya harika bir iş çıkarabilir.

nasıl?

burada herkesin yazdığını satmaya değer ürün olarak görmeye gerek yok. ekşi sözlük’ün çer çöp dolu olduğu konusunda hemfikir olmayan yok gibi. çer çöp yazan bile bu konuda hem fikir, nasıl oluyor anlamıyorum.

bak mesela, senin sol frame’de bir tescilli ürünün var. nedir adı? debe. yanında tm yazıyor hatta, o kadar tescilli.

şimdi bu senin featured content’in aslında, öyle değil mi? hah. senin derleme eserin sadece bu; debe.

debe’ye giren yazılar için bir yüzde belirlersin, bir algoritma yazarsın ve debe’nin maddi bir karşılığı olur. çünkü sen de bu tescilli ürününden para kazanıyorsun. bu derleme eserini benim yazımla dolduruyorsun. amma velakin bu güzel ürünü öyle kötü tasarlamışsın ki, dünün en beğenilen entry’leri listesi, “bkz: şuradan siktir git”lerden, “onların hepsinin ağzını yüzünü sikeceksin”lerden geçilmiyor. şimdi bunu yazan adama da mı gelirden yüzde yazacaksın? saçmalama. otur, doğru düzgün bir algoritma yaz, ekşi şeyler’le uğraşacağına, elindeki hazır ürünü adam et, içinde rafine, kaliteli yazılar olsun, debe ürününün marka değerini artır, oraya aldığın reklamların böylelikle birim fiyatını artır ve orayı dolduran insanlara da bundan bir pay ver.

karından mı eksilmiş olacak? eğer düzgün bir algoritmayla, gerçekten takip edilmek istenen günlük, güncel bir liste çıkarırsan, orayı dolduranlara pay vermene rağmen karından eksilmeyecek. çünkü kalite ve talep arttıkça reklam birim fiyatını artırabileceksin. unutma ki, sen facebook değilsin, olamazsın da. facebook minimal rakamlarla reklam işini yürütüyor olabilir ama sen butik bir işletmesin. bu butik işletmenin de hakkını ver, sünmüş, sulu peynir koyacağına müşterinin önüne, güzel, yağlı bir keçi peyniri koy, bir gouda koy, bir long blanc koy ki kaliten belli olsun. sen bununla var oldun, bununla ayakta kalabilirsin.

ekşi şeyler’de oluştur bir featured content çatısı. artık manşet mantığında mı yaparsın, başka bir formül mü bulursun, en çok okunanlardan, paylaşılanlardan bir görsel başlık mı bulursun? burada, “ekşi şeyler’de entry’m paylaşılmasın” dememiş olan, entry’si paylaşılan insanlardan oluşturduğun içeriği de damıtmış ol ve feature ettiğin content’in gelirinden pay ver.

eğer sen gelir ve reklam modelini akılcı ve çağa uygun hazırlamazsan batarsın abi, bu kadar net. sen müşterine neden alternatif sunmuyorsun? ne yapıyor iyi tüccar? satmak istediği ürünün yanına, kalite olarak kötüsünü koyuyor, bu x lira, bu 2x lira diyor. debe’yi sen rafine, kaliteli bir liste haline getir, yanına istatistik listelerini de koy alternatif olarak, biri dünün en çok şukulananları, biri de en çok fav’lananları olsun “şurdan siktir git”i görüp “ulan ne gırgır şamata adam ne laf sokmuş” diyen adam da mutlu olsun, ona ulaşmak isteyen reklamveren de mutlu olsun, debe vasıtasıyla kaliteli içeriğe sponsor olmak isteyen müşteri de, o içeriği okumak isteyen adam da mutlu olsun. alternatif üret, herkesi mutlu et. hep olmak istediğin facebook ne yapıyor? bir sürü reklam seçeneği var. mesela sayfanı boost edebiliyorsun daha cüzi bir rakama, ya da post’unu boost edebiliyorsun. ama genel temayüle baktığında, parayı harcayacak olan adam “ya boşver sayfayı, post’u boost edelim biraz daha fazla para verip, hem post görülsün hem de o sayede sayfa da gözükmüş olur, her türlü kara gireriz” diyor. alternatif sayesinde sana para harcatıyor. şimdi tabi eşeğin aklına karpuz kabuğu da düşürüyoruz böylelikle ama ben taviz veriyorum, sen de taviz ver, sana para kazandıran içeriği hazırlayan adama hakkını ver. inşaatçı gibi davranma, butik bir işletmenin kaliteli sahibi gibi davran amk. dürümünü ye, yeme demiyorum ama hobi olarak ye.

yani sonuç olarak;

1) herkese para vermemiş oluyorsun.
2) editöryal ve kullanıcı bazlı bir damıtma yapıp rafine bir ürün sunuyorsun ve marka değeri oluşturuyorsun. bu sayede reklam birim fiyatını artırıyorsun. üstelik alternatifler üreterek müşteriye farklı para harcama yöntemleri sunuyorsun ve müşteri sayını da artırıyorsun.
3) “hani bana para” diyene de “kardeşim iyi yaz, sen de kazan. iyi yazan parasını alıyor. ayrıca parayı kime vereceğimi ben belirlemiyorum, millet belirliyor milleeeet” diyorsun ki “millet belirliyor” deyip sandığı işaret ederek tam olarak mantalitene de uygun ve aynı zamanda adil davranıyorsun. bu işin eser gelirini de en sorunsuz ve en adilane şekilde modelleyerek prestijini de yukarıya çekiyorsun.

bu sistemde kim zararlı çıktı? kimse. kim kazandı? ekşi ve emek gösteren her yazar.

ve şunu netleştirmiş olalım: ekşi sözlük bir yer sağlayıcı. bunu kesinlikle sözleşmede belirtmek zorunda. yer sağlayıcı olarak içerikler üzerinde hiçbir hakkı yok. ancak, debe ya da ekşi şeyler birer derleme eser. bu derleme eseri doldurmak için de dolduracağı ürünleri hak sahiplerinden muvafakat ederek almak ve karşılığını vermek durumunda.

ekleme: mesela debe için yazılabilecek yeni algoritamda beğenenlerin karma puanlarını da bir hesaplama değeri olarak al. beğenenlerin beğenilme oranını da bir hesaplama değeri olarak sun. rafineleştirmek için alabileceğin tüm değerlerden bir ortalama puan çıkar, ortaya kaliteli bir derleme eser, debe çıksın. yanına iki tab daha koy, dünün en çok şukulananları, dünün en çok fav'lananları. herkese yönelik içerik çıkardın, oldu bitti. bunlar basit meseleler.

devamını okuyayım »
08.03.2016 13:45