pierre de persie

  • delikanlı (446)
  • 830
  • 68
  • 25
  • 8
  • bugün

de te fabula narratur

“anlatılan senin hikayendir.” şeklinde çevrilebilecek cümledir.

öğretmenimiz sınıfta bir soru sorup listeden kaldıracağı öğrenciyi seçeceği sırada heyecanımdan kalbim göğüs kafesini olabildiğince zorlardı. yanlış vereceğim bir cevabın sınıftaki kahkaha tufanına sebep olma ihtimali benim gece uykularımın kaçmasına bile sebep olurdu, şimdi ise görevim o öğrenciyi rahatlatmak. belki de başkasının vereceği yanlış cevaba aynı şekilde ben de kahkaha ile karşılık verecektim. çünkü bir durumun başımıza gelmeyişi, kazara sıyrılmış olmamız bile bizim için övünç malzemesi olabilir. içten içe aynı cevabı vereceğimizi, küçülmüşlük hissiyatını yaşayacağımızı bilsek de sırf şans bize vurmadı diye bile gülebiliriz. çünkü bilgisizliğimizin ortaya çıkmaması bir hayli keyif verici bir eylemdir. bir de sınanmadığımız duygular üzerinden atıp tutmakta da pek bir maharetliyiz. hangimiz aşk acısından, unutamamaktan, yalnızlıktan korkar? hangimiz güç elindeyken adaletten geri kalır? tabii ki hiçbirimiz, çünkü bizler ağzından çıkan her sözün sahipleri, fedaileri ve yılmaz tetikçileriyiz. tükürdüğünü yalamak da hiç adetimiz değildir. biz var ya biz!

insan düşündükçe kendine dair utanç duyacağı fikirleri zihninde buluyor. yalnız enteresan bir mekanizma ise sürekli bu durumu olumlamaya çalışıyor. ruhumuzu aklarcasına, karşı tarafı suçlarcasına bir anda kendini haklı buluveriyorsun. ben bu duyguya düşmanım. yakalasam iki ellerimle boğacağım. insanların davranışlarındaki pisliği ve ruhsuzluğu kavrayışımın yegane sebebi kendimdir. sanki hepimiz içten pazarlıklı fikirlere sahipmişiz de bazılarımız bunu saklayıp, bazılarımız da dışa vuruyormuş gibi. sokakta bir kağıt toplayıcısının geçirdiği epilepsi nöbetine yardım için koşuşumuz bir hesap içeriyor mu? refleks olarak başını tutmaya mı koşuyoruz, yoksa kimse gitmiyor yardım etmiyor demesinler diye mi. örnek olmamış olabilir, ama sözün özü şudur ki bilinçli her davranışımız sanki iyi/kötü bir hesap içeriyor gibi. bizi biz yapan elimizde olmadan yaptıklarımız, saklı kalan duygularımız, yön veremediklerimiz, sözümüzün geçmediği düşüncelerdir.

ben çoğu zaman kalbimde nefrete dair müthiş bir özlem duyuyorum, kendimi en güçlü hissettiğim zaman dilimleri bu duyguyu her nefes alışımda içime çektiğim zamanlar oluyor. kendimi dünyayı yıkacak güçte hissediyorum gözüm görmüyor bir şeyleri, yüksek sesle kahkahalar atıp, bağırmak istiyorum. bazen iyiliğe dair gülümsetecek detayların içinde buluyorum kendimi, yoldan geçerken kediye gülümsemek, uzun zamandır aramadığım akrabalarımı aramak, yaşlıları ziyaret etmek, bir fakirin karnını doyurmak. ben bazen hırstan kendini kaybetmiş bir gözün kırmızılığında da görüyorum kendimi. bilgisizliğini kapatmak için bağırarak konuşan birisinde de. bazen sırf karşıdaki kırılmasın diye kendisini alçaltan insanda da görüyorum kendimi.

dur! biliyorum, konudan çok uzaklaştım. hemen toparlıyorum. bazen dünyanın merkezinde hissederken, bazen de kendini dünyanın en değersiz varlığı gibi hissediyorsun. buna çağın getirisi diyorlar, zamane insanının arada kalmışlığı, duyguların anlık değişimi, ayarsız sevgiler, ayarsız ilgiler, ayarsız mutsuzluk ve mutluluk, ayarsız yalnızlıklar. aslında sıradan bir kişi olduğunu fark ettiğinde, gururlanarak anlattıklarının, kimsede olmadığını düşündüğün şeylerin başka bedenlerde fazlası ile var olduğunu gördüğünde anlaman gerekiyor.

bir duruma maruz kalan kişinin sen olmayışının şansınla, kayıtsızlığınla, vicdansızlığınla, görmeyişinle alakalı olacağını bil sevgili pierre! sınıftaki arkadaşına gülme, insanları ayıplama, kınama, büyük laflar etme belki de orada anlatılan sensin. insanlara bak ölenlere, gülenlere, ağlayanlara her şey senden bir parça saklıyor. sakın yok deme, sakın. belki de elinle uzattığın parmak tam olarak seni gösteriyor.

devamını okuyayım »