pompido

  • mülayim ama sempatik (548)
  • 681
  • 44
  • 15
  • 0
  • dün

mustafa balbay

"mustafa balbay 12 ocak pazar günü 8. ankara kitap fuarı'nda kitaplarını imzalayacak."

işte bunu okuduğum andan itibaren çarpmaya başladı kalbim. heyecanla o günü beklemeye başladım. daha önce balbay için imza günleri düzenlenmiş, gazeteciler ve yazarlar onun kitaplarını imzalamışlardı ama ben 'benim kitaplarımı mustafa balbay imzalayacak' diye inat etmiş, kitaplarımı kimseciklere imzalatmamıştım. 9 aralık günü tahliye olduğunda sevince boğulmuş, ne yapsam da bir merhaba desem diye uygun bir zaman beklemeye başlamıştım. özgürlüğe kavuştuktan sonra yoğun bir temponun içine düşüp oradan oraya koşturduğunu bilmeme rağmen cumhuriyet gazetesi'ne bir konser davetiyesi bırakıp 'belki konserimize gelir' diye umutlanmış, gelmeyince de bir parçacık üzülmüştüm.

neyse efendim, imza günü geldi çattı.. 2011 yılından beri onu bekleyen kitaplarımı çantama doldurdum, ailemle birlikte congresium'a doğru yola çıktık. bir saat öncesinden sıra oluşmaya başlamıştı bile. son çıkan kitabını* ve sevdiceğime imzalatmak üzere bir kitabını* daha alıp sıraya girdim. zaman geçtikçe heyecanım çoğaldı; ağlar mıyım acaba, saçma sapan bir şey yapmasam bari, acaba beni tanıyacak mı, adımı söyleyince ne tepki verecek [ön bilgi ve hatırlatma olması açısından (bkz: #33241843)]... ama ölüyorum heyecandan! sohbetler ediliyor, sıraya kaynak yapmaya çalışanlar arkaya yollanıyor, imza kuyruğu uzadıkça uzuyor.

saat 14.00 oldu, kalabalık artıyor. bir kaç dakika sonra kapıya doğru uzayıp giden kuyruğun sonlarından zayıf bir alkış sesi duyuldu. meksika dalgası gibi öne doğru gelen alkışla beraber balbay da geldi. kalabalığın arasından isminin yazılı olduğu masaya yöneldi, arkadaşlarıyla meslektaşlarıyla sarıldıktan sonra bize döndü. önümdeki on kişiden sonra sıra bana geldi. yanımızda bir de 2,5 yaşındaki bıdığımız olduğu için kuzenime 'önce sen imzalat da kalabalıktan bunalmayın' dedim. kuzenim ilk kitabı benim adıma imzalatmak için adımı söyledi. bir kaç harf yazdıktan durakladı, başını kaldırdı, 'pompido burda mı?' diye sordu. 'buradayım' dedim 32 diş gülümseyerek! oooo merhaba, aile burada mı, evet biz de geldik, hoşgeldiniz vs. çıkıt çıkıt fotoğraflar çekiliyor bir yandan.. birden o kadar güzel bir şeye döndü ki o imza günü. bir yandan sonu gelmeyen kitaplarımızı imzalatıyoruz, bir yandan keyifle sohbet ediyoruz. 'bana en çok mektup yazanlardan biri' diye beni gösterdi orada bekleyenlere. ben de o sırada o mektubu yazan bendim kitabında yayınlanan mektubumun olduğu sayfayı imzalatmak için bekliyordum. o sayfayı uzatınca 'bakın bu da kanıtı' diye gülümseyerek kitabı gösterdi herkese. kitabımı da 'sevgili mektup arkadaşıma' diye imzaladı* işimle ilgili sorular sordu, herşeyi nasıl hatırlıyor diye düşünürken gelemediği konser için özür diledi! o kadar insanın içinde nasıl da yüceltti beni, nasıl değerli hissettim kendimi anlatamam..

en son iki sene önce silivri'de o gri, kasvetli ve can acıtıcı mahkeme salonunda konuştuğum balbay'a dün kitaplarımı imzalattıktan sonra oradan ayrılırken 'sizi burada görmek çok güzel' dedim. işte o an kelimelerin ancak bu kadar yerli yerine oturabileceği bir andı...

devamını okuyayım »
13.01.2014 13:00