ranini

  • azimli
  • anadolu çocuğu (311)
  • 7197
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 ay önce

zeytinyağlı pırasa

beyoğlu kız meslek lisesi. şimdilerde "öğretmen evi" olan tarihi bina, asmalımescit'te, amerikan konsolosluğu'na komşu bir orta öğretim okuluydu. okul idaresi, havacı mavisi "özel" forma kumaşını metreyle veriyor kayıt esnasında. boyumu ölçüyorlar. 70 cm kumaş alıyoruz. çift en. etek payıyla bile bol bol yetiyor. "cüce kalacaksın galiba..." diyor babam. üzerime bol dikilen forma, içinde beyaz gömlek, siyah naylon çoraplar... saçlar "iki yandan örük" olmamalı. o zaman enseden at kuyruğu yapalım. büyüyorum. ama hâlâ defter-kitap kucakta değil, çantada. o kadar da büyümüyorum. güle oynaya, gidiyorum meslek lisesine. sınıf kırk kişilik. kırk tane kız çocuğuyuz. boy boy, huy huy ve rengarenk kırk kız çocuğu. "ev idaresi ve yemek pişirme" isimli dersle başlıyoruz her haftaya. üç gün, altı saat peşpeşe. dersin son dört saati yemek pişirmeye ayrılmış. okulun en üst katında mutfaklar var. temiz, düzenli ama loş mutfaklar. gıcırtılı basamaklardan çıkılıyor mutfak katına. dersin ilk iki saatinde "ev idaresi" öğreniyoruz. idareli ve besleyici menü hazırlamayı. ertesi gün, idareli menümüzü pişirmek için mutfağa çıkıyoruz. listelere göre alınmış malzemeler, tahta tezgahlara yayılıyor. ıslak bırakılınca fena kokuyor bu tahta tezgahlar. gruplara ayrılıyoruz. gruplar sabit değil. değişmeli. menüde zeytinyağlı pırasa var. mesela ben pırasaları doğrama grubundayım. dört kişiyiz. betül daha şanssız, pirinç ayıklama grubunda. matem sessizliğinde, ibadet kutsallığında ve çok sıkıcı geçiyor yemek pişirme derslerimiz. pırasaları ciddiyetle doğruyoruz. ev kadınlığından tiksiniyorum. asık suratlarımız ve not kaygumuzla, sessizce öğretmenin doğradığı ilk pırasa sapından dökülenlerin ebadını tutturmaya çalışıyorum. gel zaman, geç be zaman! geçmiyor... pişirdiklerimizi "servis yapıp birbirimize ikram etmek" de dahil bu derslere. ilk ayın sonunda hayatımdan beziyorum. anlıyorum ki hata yapmışım. babama söylüyorum. bu okula gitmek için diretirken bütün gün yemek pişirip, gömlek biçip, çiçek ütüleyip, çocuk bezi bağlayacağımı öngörememiştim. düşündükçe, daralıyorum. "olmaz!" diyerek, kestirip atıyor başka okula geçme meselesini. "sana kaç kere sormadım mı iyi düşündün mü diye, ne dedin bana? evet baba düşündüm! o zaman mezun olacaksın burdan. bi daa da azından çıkanı kulaan duyacak, işkemben değil!"

oniki yaşındayım. annem bile kurtaramıyor beni. ama her fırsatta da "oh olsun sana, ben seni damdösyona yollicektim, istemedin. oku bakalım!" demekten de alıkoyamıyor kendini. babam zaten işin gırgırında. temeli yeni atılan büyük otelinin inşaat ustalarına parmakla gösteriyor beni. okul dönüşü ne zaman durağa uğrasam komşu inşaatın, komşu ustalarıyla bir olup, "hilmi usta! benim kız da burda aşçı olacak kısmetse... aman mutfaa torpil geçin, dolapları kısa tutun.." diyerek bezdiriyor beni hayatımdan. dönem tatili geliyor. tatil ödevim olan "truvakar kollu krep bluz" için kumaş alıyoruz annemle. bir de pırasa. zeytinyağlı pırasa yapacak annem. mutfakta pırasaları gören babam "sen yapsana?" diyor. annem sigarasını alıp, katina teyze'ye çıkıyor. "güneş var kemiklerim ısınsın" bahanesiyle ananem kapıya kaçıyor. çaresiz, pırasaları seyrediyorum bir süre. sonra başlıyorum doğramaya. pirinci eklemeye geldiğinde sıra olay kopuyor. bir avuç pirinç. az oldu galiba. ne bileyim az mı çok mu? ben sadece pırasa doğrama grubundaydım. o zaman bir avuç daha. karıştır iyice. oof off! bu da az. bir avuç daha. hah! tamam. kapağı kapa, altını kıs. gözyaşlarım tencere kapağına dökülüp tıslıyor. çıkıyorum mutfaktan. bekliyorum. ama arada gidip kontrol etmeyi unutmamalıyım. yanmasın, dibi tutmasın. bir süre sonra tencerenin kapağını kaldırdığımda dev bir pirinç dağıyla karşılaşıyorum. o zaman biraz daha pırasa doğramalıyım.yok, az daha pirinç. biraz da su ekle derken bir tencere pırasalı pirinç lapasına bakarken buluyorum kendimi. dökmek isterken yakalıyor babam. izin vermiyor dökülmesine. sofraya tenceresiyle pırasa dağı geliyor. perişanım. babamdan başka kimse yemiyor pişirdiğimi. ben bile. yalvaran gözlerle bakıyorum babama. belki bu faciadan sonra beni alır okuldan diye. tabağındaki son pırasayı kaşığına alıp gözlerini gözlerime dikip : "seni hayatta işe almazlar o kocaman turistik otelde. belki trakya muhallebicisinde bi iş bulursun, sahibi arkadaşım" diyor.

devamını okuyayım »
18.09.2004 17:13