red kite

  • 304
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

ertuğrul özkök

kendisi hakkında, sıkça anlatılan ve bence kişiliğini çok iyi anlatan ilginç bir hikaye(belki de efsane) vardır. paylaşmadan edemeyeceğim:

hürriyet'in başına geçtiği ilk zamanlar, yani özkök'ün yıldızının parladığı ilk dönemlerdir. artık kendini bab-ı ali'ye kabul ettirmiş, saygın bir gazeteci olan ve artık tepelerde dolaşan özkök, çoğuyla eskiden beraber mesai yaptığı eski arkadaşları tarafından ısrarla yemeğe çağrılmakta, elde ettiği bu başarıları, eski arkadaşları onunla beraber bir dost meclisinde kutlamak istemektedir. özkök, yoğun işlerini öne sürerek, bu davete uzun bir süre icap edemez. en sonunda boş zaman bulup, gelebileceğini müjdeler ve belli bir tarihte ve saatte bir arkadaşlarının evinde buluşmak için sözleşirler. arkadaşları, onun şerefine görkemli bir sofra hazırlarlar, ancak özkök bir türlü gelmek bilmez. bir saat, iki saat geçer, en sonunda onu beklemekten sıkılan arkadaşları yemeğe otururlar. en son içki safhasına geçdiklerinde, kapı çalar ve özkök, işlerinin yoğunluğundan bahsederek binbir özür dileyerek içeri girer. hemen bir arkadaşı onun için bir kadeh getirir ve doldurmak ister. ancak özkök, cebinden meşhur, pahallı bir şarap(ismini hatırlayamdım) çıkartır ve bundan başka şarap içemediğini söyleyerek, kadehi bununla doldurmasını ister arkadaşından. arkadaşları bozulmuştur ama belli etmek istemezler. biri açmak için pahallı şarabı içeri götürür ve özkök işlerinin yoğunluğunu anlatırken, gelip doldurduğu kadehi ona ikram eder. beraber bir şerefeden sonra, özkök şaraptan bir yudum alır ve derin bir oh çekerek, "işte şarap bu" der. bunu demesiyle, arkadaşlarını bir gülme alır, özkök ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir arkadaşı içerden iki elinde iki şişe şarapla içeri gelir, birinde açılmamış özkök'ün şarabı, diğerindeyse, yeni açılmış o an herkesin içtiği şarap şişesi vardır...

devamını okuyayım »
20.01.2005 05:12