red kite

  • 304
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

soren kierkegaard

kierkegaard'nun bir filozof ya da bir felsefeci olup olmadığı hep tartışılagelmiştir. kavramları keyfince kullanması ve içlerini gönlünce doldurması, düşüncelerini hiçbir zaman bir bütünlük ya da tutarlı bir teori içinde sunmaya zahmet etmemesi, böyle bir noktaya vardığı anda bile kendi elleriyle kendi düşüncelerini çürütmesi, hegelciliğe ve klasik batı felsefesi çizgisine olan ironik ve alaycı yaklaşımı, yazdıklarıyla özel hayatı arasındaki keskin paralellikler, bu tartışmayı besleyen konular olmuştur. kimileri onu sadece iyi bir edebiyatçı ve keskin bir mizahçı, kimileri sıradışı bir teolog, kimileri de varoluşçuluğun ilham kaynağı bir düşünür olarak görmüştür. ancak bütün bunların ötesinde kierkegaard'yu günümüzde bile bu kadar popüler kılan şey aslında kendisinin bir prototip olmasıdır. sanılanın aksine bütün ironik ve umursamaz tavırlarına ve yazdıklarına karşın, kierkagaard'nun ciddi biçimde felsefe yapma amacı güttüğü açıktır. 1838'te, ilk kitabı ve doktora tezi olan ironi kavramı'ndan sonra, 1843'te, aynı gün içinde üç farklı isimle çıkardığı üç kitabı; korku ve titreme, repetition ve three edifying discourses; sadece bir gösterişli bir şov ya da gizemliliğini artırma çabası değil, aynı zamanda ciddi ve saygıdeğer bir filozof olarak anılma çabasının ürünüdür. zamanın baskın düşüncesi, hegelciliği hiçbir zaman ciddiye almamış ve deli olmadığını ispatlamak için, süreki tek bir doğruyu/gerçeği(dünya yuvarlaktır) tekrarlayan bir deliye benzetmiştir. gerçeklik denen seyin öznellikten ibaret oldugunu ve kusursuz görünen sistemler ve kişiliksizleştirici kavramlar karşısında en önemli gerçek oldugunu ve yine hegelciliğin savunduğunun aksine dinin ve tanrinin devlet ve otoriteden bağımsız olmasi gerektiğini ve inancin sadece birey olarak kavranabilecegini, rasyonalizmle inancın bir arada düşünülemeyeceğini savunmuştur. "uğrunda yaşayıp, öleceğim fikir" diye adlandırdığı giriştiği mücadelede ve savaşta belki de göremediği en önemli ayrıntı karşısında savaşacak bir düşman ya da rakip olmamasıydı. devrimler çağını artık geride bırakmaya başlayan ve taşların yerine oturmaya başladığı avrupa'da ve buna paralel biçimde sosyal devlet olma yolunda ve sekülerleşme konusunda hızla ilerleyen danimarka'da, konformizm ve radikalizm arasında sıkışmış düşünce sistemleri ve hayatlar, ne onu ciddiye alacak, ne de ondan rahatsız olacak durumdaydı. zamnında ciddiye alındığı yazıları sadece kadınlar ve aşk üzerine olanlardı. bunun acısını sürekli hisseden kierkegaard, kalkanım ve kılıcım dediği ironi kavramıyla, umutsuza gizemli ve anlaşılmaz insan rolünü oynamaya sürdürdü. bütün bu yalnızlık, umursanmazlık ve birey olma çabası ve hegelcilikle olan didişmesi onun varoluşçuluk akımına ilham kaynağı olan yazılarını da beraberinde getirdi. ancak sanılanın aksine varoluşu birey için bir çözüm ya da kurtuluş olarak sunmayan kierkegaard, tam tersine bunu insanoğlunun en büyük hastalığı olarak koydu. kamu hayatı, basın(medya), reklam kavramı üzerine yazdıklarıyla, sadece düşünmekle her şeyi çözebileceğini ve zeki olduğunu sanan, sürekli bir içe bakışla hizaya getirilmiş(standartlaştırılmış), her türlü tutkudan ve eylem coşkusundan yoksun yaşamların oluşturduğu yaşadığımız çağın portresini bir yüzyıl önceden çizmeyi başarmıştır.

belki ne kadar filozof olduğu tartışılsa da, büyük ve çok zeki bir düşünür olduğu çoğu insanın malumudur.

devamını okuyayım »
20.09.2004 18:44