red kite

  • 304
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

türk yerine türkiyeli diyen zihniyet

konunun daha iyi anlaşılması için belli kavramları(kimlik, ulus devlet, milliyetçilik, üst kimlik, vs.) incelemek gerekiyor öncelikle.

*kimlik*

kimlik konusu oldukça tartışmalı bir konudur, ancak genel olarak üzerinde anlaşılan tanımı, bireyin kendisini çevreleyen maddi koşullarla, kendi bilincinin, kendi dünyasının olusturduğu doğruların kesişme noktasıdır. yani birey bir yerde yaşadığı toplum ve konjüktüre göre belirlenirken, bir yerde de kendisini ne olarak görmek istediğiyle kimliğini belirler. ulusal kimlik, modernleşme ve ulus devlet projesiyle anlamını kazanmış bir kavramdır ve birey kendisini milliyeti ve yaşadığı toprak üzerinden ifade eder. ancak dünyanın birçok yerinde olduğu gibi hiçbir toplum homojen degildir ve içinde farklı etnik gruplari, halkları barındırır. bunun için toplumdaki her kesmin gönüllü olarak buluşabilecegi bir "üst kimlik" kavramı ortaya çikmıştır. bahsi geçen almanya ve fransa örneklerinde bile bu üst kimlik kavramıyla, ulusal kimlik anlayışı kendini ifade eder. böylece hiçbir alt kimlik ya da farklı etnik gruplar mağdur olmaz ya da mağdur olsalar bile bunları dile getirme şansına sahip olurlar, farklılıklarına rağmen toplum bütünlüğünü bu üst kimlikle saglar.

ancak türkiye cumhuriyeti''nde üst kimlik kavramı daha tam olarak anlamını bulamamıştır. öncelikle türk kelimesi, fransız, amerikalı ya da alman'dan farklı olarak bir ırka, etnik kökene işaret eder. kendisi bir "üst kimlik"ten ziyade "üstün kimlik olarak anlaşılır. kimileri bunu daha da ileri götürerek, türk kelimesinin anlamını ırkçı temellere dayandırır, türk, gayrıtürk ayrımı yapılır, bu ülkenin asıl sahibinin türkler olmsı gerektiği vurgulanır. buna karşın gerek resmi söylem, gerekse de türkiye'deki çoğunluk türk kimliğinin, ırkttan ziyade, bir vatandaşlık temeli üzerinde anlaşılması gerektiği savunur, ancak bu noktada çıkan eksiklikler gözardı edilir, toplumun belli kesimlerinin mağduriyeti ya da sahip olması gereken haklar nedense pek görülmek istenmez, birilerinin çıkıp, ben kürtüm, ben çerkezim vb. demesi bölücülük ya da etnik milliyetçilik olarak anlaşılır.

oysaki kimlik kavramının bize anlattığı gibi, insanlar kimliklerini sadece varolan toplumda belirlemez, kimlik ayrıca bir beyan, kendini nasıl görmekle ilgili bir kavramdır. türk kimliği kavramının ne kadar birleştirici ya da bütünleştirici olduğu gayet tartışmaya açıktır, şu ana kadar bulmuş 28 kürt isyanı, alevilerle ilgili olarak, çorum olayları, maraş olayları, gazi mahallesi olayları, gayrı müslüm azınlıklarla ilgili olarak 6-7 eylül olayları, trakya olayları, varlık vergisi gibi örnekler sadece üzücü ve talihsiz ya da sadece dış mihrakların kışkırttığı olaylar mıdır yoksa, düzen içindeki eksikliklerin, yetersizliklerin sonuçları mıdır?

*milliyetçilik ve ulus insa etme*

milliyetçilik, modernleşme ve değişen üretim ilişkileriyle ortaya çıkmış bir kavramdır. ancak statik bir kavram değildir, anlami değişen toplum iliskileri, üretim ilişkileri ve dünya konjüktürüyle birlikte sürekli farklılaşmıştır. su an akademik dünyada temel olarak üç farklı milliyetçilik ve ulus inşa etme modelinden bahsedilmektedir.

1. ilk modelde milliyetçilik ve ulus inşa etme kendisini modernleşmeyle özdeşlestirir. bu modelde milliyetçilik geleceğe dogru, teknokratça(tepeden) inşa edilir ve uluslararasi bir yönelime dayanır. uluslararası topluma entegre olarak ulusal gelişme ve kalkınma hedeflenir, toplumun düzeni ve kültürü varolan çağdas değerler ve kavramlarla biçimlendirilir. bunun için eskiye ait olan değerler ve temeller yıkılır, toplum hızlı bir dönüşümle çağdas olarak adlandirilan değerlere yönlendirilir. üretim ilişkileri, çağın kapitalizmine uygun hale gelir ya da en azından, ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde şekillenir. 19. yüzyıl sonlarinda oldukça etkin olan bu anlayış birçok avrupa ülkesinde kendisini göstermiştir. mustafa kemal ve cumhuriyet devrimi de bu kategoriye girer.

2. ikinci modelde milliyetçilik kendisini otoriter ve dayatmaci olarak anlamlandırır. uluslararası yönelim reddedilir ve ulusal kültüre ve saflığa tehdit olarak görülür. toplumun içine kapanması gerektiği savunulur, toplumda saf bir ulusal kültür ve kimlik hedeflenir. her ne kadar modernleşme, ulusal kimlik, teknoloji gibi kavram ve değerler oldugu gibi dişarıdan gelse de, söylem olarak dışarıdan gelen her türlü kavram ve kültür reddedilir. kapitalist üretim ilişkileri, ülkenin ırksal özellikleri ve gelenekleriyle çelişki gibi sunulsa da, pratik olarak bundan sapma olmaz. her türlü farklı grup hedef alınır, gerekirse imha edilmesi savunulur. belli bir grup ya da yüce bir önder tüm toplumun gerçek çıkarlarını yansıtır, sürekli olarak şanlı ve zaferlerle dolu geçmişe göndermeler yapilir ve bu uğurda her türlü bilimsellikten ve nesnellikten uzak bir tarih "yaratilir." ayni zamanda bu zihniyet kendi içinde yayılmacı ve fetihçi bir mantığı da barındırır. kendisine ait olarak görülen toprakların fethi, ilhakı savunulur ve buna uygun biçimde çarpıtma ve eklemelerle tarihsel argümanlar geliştirilir. 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde ortaya çıkan bu anlayis bir süre avrupa'da kendini göstermiş, bazi ülkelerde iktidarı ele geçirmiştir. türkiye'de de bunlara paralel olarak bu zihniyeti savunan isimler, söylemler ve akımlar da türemiş, zaman zaman resmi söylemde de kendini göstermiştir.

3. ulus inşa etmede üçüncü model kendisini demokrasi ve çogulculukla anlamlandırır. bunda amaçlanan toplumun tüm kesimlerinin(sınıfsal, etnik, dini, cinsi vs..) ülkenin sosyal ve siyasal hayatina entegre etmektir. öne çıkan kavramlar uzlaşma, eşitlik ve sosyal adalettir. etnik ya da ırki özellikler yerine ortak ve eşit vatandaşlık modeli(hem teoride, hem pratikte) hedeflenir. böylece toplumdaki birlik ve harmoni saglanmak istenir. özellikle ikinci dünya savaşı sonrası öne çıkan bu model, şu an egemen olan milliyetçilik ve ulus inşa etme anlayışıdır.

tarihsel olarak kendisi ilk modelde yer alan türkiye cumhuriyeti, önüne koydugu siyasal ve tarihsel hedefler, stratejik çıkarlar ve geleceğe dair söylemleriyle, bir nevi bahsi geçen üçüncü modele dönüşümün sancılarını çekmektedir. ancak bu sürece karşın, türkiye dünyanin birçok yerinde oldugu gibi kendi aşırılıklarını üretmekte ve çesitli ırkçı ve faşizan söylemler kendini göstermektedir. bu ülkede yaşayanları sadece kendi gibilerinden olduğunu sanmak, her türlü farklılığı reddetmek, belli kalıplara saplanıp kalmak gibi nedenlerle, eskiye ait arkaik söylemlerle günümüzün sorunlarına cevap aranmakta, ancak daha sorunların kendisi net olarak anlaşılamadığından, ortaya konan çözümler bilindik söylemlerin, ezberlerin ötesine geçmemektedir.

oysa önemli olan bu ülkede birbirinden farklı kesimlerin; adalet, sosyal ve ekonomik esitlik ve kişisel haklar ve özgürlükler gibi kavramlarla birarada yaşamasını sağlamak ve gerçek anlamda toplumsal birliği ve uzlaşıyı sağlamaktır. bunun dışındaki yollar, anayasa da suç olarak da belirtilen; kendiniz gibi olmayanları suçlamak, aşağılamak ve belli ayrımlari derinleştirmekten başka ise yaramamaktadır. bu yüzden yapılmasi gereken, etnik kimlikleri ya da ırksal özellikleri öne çıkarmaktan ziyade ortak bir gönüllü vatandaşlık temelinde bir arada yaşamanın yollarının araştırılması ve uygulanmasıdır. türkiyelilik kavramı sadece kelime olarak değil, içerik olarak da bu yönde atılmış olumlu bir adımdır.

devamını okuyayım »
06.11.2004 19:30