ruhum desen

  • leziz (653)
  • 957
  • 4
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

insan olmak

1983 yılında yazılan, psikoloji serisinde en çok okunan kitaplardan biri olmasına rağmen önsözünde belirtildiği gibi bugün bile tek kelimesi bile değiştirilmeden halen yayımlanmaya devam eden engin geçtan kitabı.

engin geçtan önsözünde "insanın kendisi ve çevresindeki bilinmeyenlerin sayısını azaltmayı amaçladığını" belirtiyor.

ben de kitabı elime aldığımda bu gaye ile okumaya başladım. çünkü önsözünde yer aldığı gibi insanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki gerçek tehlikelerden çok daha ürkütücüdür sahiden. insan dediğin anlaması en güç fizik kanunlarını öğrenebilir, mikroskopla bir canlıyı inceleyerek onun hakkında makaleler yazıp teori geliştirebilir, 1000 yıl önce yaşamış biri hakkında saatlerce konuşabilir ama tüm bunlara rağmen kendi hakkında söyleyebileceği şey pek kısıtlı olabilir. davranışlarının arasında neden-sonuç ilişkisi kuramayacak kadar kendinden uzakta durabilir. hissettiği bir duyguyu ifade etmede çok başarısız olabilir... vs. örnekler artırabilir.

kitabı bir insanı tanımada, kendi buglarımı anlamada, karanlık tarafa nispeten biraz daha aydınlatma noktasında bir perspektif sunar beklentisiyle okumaya başladım. yazı dili çok yalın olmasına rağmen kitabı bir an önce bitirmek için bu nedenle acele etmedim. okuduğum bir metinden veya bölümden sonra bilerek bıraktım bir süre elimden kitabı. bazı yerlerin altını çizdim. bazı yerlerin kenarlarına minik notlar yazdım. ağır ağır okudum bazı yerleri mesela. bir süre sonra bölümler hayatıma yakınlık ve uzaklığıyla kendi ritmini belirlemeye başladı.

sonra bir bölüm geldi.bu bölümü okuma ritmim çok farklıydı. önceki bölümleri daha ağır, sindire sindire okumaya çalışırken bu bölümü bir çırpıda bitirmeye çalıştığımı, bazı yerleri göz ucuyla okuduğumu, hemen diğer bölüme geçmek için aceleci davrandığımı fark ettim.

önce şunu sordum kendime: "bu bölüm sıkıcı mıydı?" el cevap: yooo.

ee neydi bu hız buradaki?

milan kundera yavaşlık isimli kitabında bunu cevaplamıştı:

"yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır. "

bu bölümü okurken aceleciydim, çünkü unutmaya, geçiştirmeye çalıştığım şeylerin çat diye karşıma çıkmasından endişe etmiştim. kitabı elime alınca da giriş bölümünde ilk gözüme çarpan bölüm de burasıydı. hızlıca okursam fark etmem diye düşünmüş olmalıydım. bunları sonra üzerine düşününce fark ettim.

engin geçtan gerçekten çok tecrübeli bir yazar/psiyatri uzmanı. insanı anladığı için önsözünde okuyucuyu bu konuda uyararak başlamış:

"okuyucu, kendisiyle doğrudan ilgili bazı kavramları anlamakta güçlük çekebilir ya da okuduklarıyla kendisi arasında hiçbir ilişki kuramayarak, bu özelliklerin çevresindeki bazı insanlarda bulunduğunu düşünebilir. böylesi bir yadsıma insanın o davranışını değiştirmeye hazır olmadığının bir göstergesidir."

üstünkörü geçiştirerek okuduğum o bölümü tekrar okumam gerektiğini biliyorum. okuyacağım da. şimdilik biraz ara verdim.

engin geçtan'ın bu kitabı kökeni çocukluğa, anne-baba davranışlarına dayanan, sık tekrar eden, kısırdöngü haline gelen davranışlarımızın hatta sürekli hissettiğimiz duyguların temel sebeplerini kısmen de olsa anlamak için okunması gereken bir kitaplardan biri.

devamını okuyayım »