sakallis

  • 1209
  • 3
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

the fighter

öncelikle filmin iddiasız olması, ön plana koyduğu karakterlerden çok ötesini hedefliyor olması başarılı bir film oluşturma şemasının doğru adımları olarak duruyor. hikaye düşmüş, yaşı geçkin bir boksörün yeniden doğuşu ve epik yükselişini işaret etse de peşinden gittiğimiz yol bizi bu klişe sarmalına sokmuyor.

film başlı başına bir amerika kötülemesi denebilir. yergi o kadar ağır ve çıplak ki izlerken cehalete ve yozlaşmaya bakıp iğrenmemek zorlaşıyor. kendi amerikan rüyasını berbat etmiş bir karakterin, işsizlik, uyuşturucu ve cehalet ekseninde batağa saplanışını yüzümüze vururken christian bale yanına yaklaşılmaz bir biçimde sivriliyor. rol için kilo vermiş olması başta şaşırtmıştı beni. tamam bale'in herhangi bir rol için bile kilo verip almasına şaşırmak aptalca olabilir ama filmin çapı o kadar da bunu gerektirmiyor gibime gelmişti. yanıldım. eğer oynadığı karakteri görmüş olsaydım bale'in rolünü yaptığını iddia edebilirdim. yine arızalı, sarsak bir karakter bulmuş ve ona dönüşmüş. dönüşmüş. anne rolündeki melissa leo başarılı performansları olan frozen river ve 21 gram'ın üzerine bir performans daha koymanın kıvancını kesinlikle yaşamalı. cahilliğin bu kadar iyi yansıtıldığını çok az gördüm. çileli hayatların fedakar annesi rolünden, bu kadar kötü bir ikonik anne rolüne evrilmiş olması oyunculuğunu bir üst seviyeye taşıdığının da göstergesi sayılabilir.

wahlberg donuk oyunculuğu ile vasatı aşamıyor demek en kolayı olsa da russell’ın bilinçli bir tavırla wahlberg’in bu yönünü kullandığına da ikna oldum. sonuçta canlandırdığı karakter hayatında kendisi dışında herkesin hayatına dair kararlar verdiği bir edilgen tip. wahlberg’in soğuk oyunculuğu bu edilgenliği besleyen bir öğe olmuş. amy adams’dan söz etmem lazımsa diyeceğim tek şey. amy güzel amy hoş olur.

russell’ın yönetmenliğinin, dengeli ve grenleri ağır gerçeklik taşıyan filmin dengesini iyi kotardığını söylemek gerekiyor. alışıldık formüllerle ağlak, dokunaklı bir epik olması gereken film o sulara hiç bulaşmıyor. ne alt-orta sınıf övgüsü, ne de boks dünyasına parıltılı bir estetik taşıyor. yarı-belgesel hali ile kirli bir amerika portresi çiziyor. bir çok öğe ile bağımsız sinemaya selam çakıyor oluşunu görüyor ve ben de selam çakıyorum. senaryonun gücünü iyi kullanarak herkesin taşıdığı eksikliği, bencilliği ve daha doğrusu başaramamışlığı öne koyuyor. neredeyse bütün karakterler kendi hayal kırıklıklarını bir diğerinin üzerinde görmeye çalışırken, bunu doğru ve samimi bir şekilden çok yine bencil bir başarı ödeviymiş gibi yerine getiriyor. film yolunu buluyor. güzel de oluyor.

devamını okuyayım »
17.01.2011 19:55