suyunrengi

  • 4371
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

azra erhat

hayatındaki en önemli iki erkek sabahattin eyüboğlu ve halikarnas balıkçısıdır. biriyle aşk dışında her şeyi*, diğeriyle* aşkını ve hayatını paylaşmıştır. o güzel insanlar’dan:

“sabahattin’de her şeyi bulurdum. ailemde bulamadığım her şeyi. dosttu, babaydı, ağabeydi, kardeşti… ölçüyü, ahlakı, güzelliği, doğruluğu buldum…. coşkularımdan, aşklarımdan sabahattin’e karşı utanırdım. hata yaptım mı affetmezdi. bana hiç yüz vermezdi. bir keresinde, ‘her kadın sevilir ama, sana olan saygım çok büyük’ demişti. ve bu benim için müthiş bir olay olmuştu.”
1934’de edebiyat fakültesi fransız filolojisi’nde öğrenciyken azra erhat, o sırada sistan olan sabahattin eyüpoğlu’nu tanıdı. uzun sürecek bir dostluğun başlangıcı.
“ne müthiş ders verirdi. hepimiz, bütün sınıf ona hayrandık… mahçup, güzel, temiz bir insandı… askere gittiğinde hepimiz derste ağlamaklı olduk… kendimi ona beğendirmek için çalışır dururdum, sonraki yıllarda da. yoo öyle süslenmek falan değil. birlikte çalışmalarımızda kendimi ona beğendirmeye çalışırdım. ona yemekler pişirirdim… hepimiz ona aşıktık…
yoo, sabahattin hiçbir kadına, kıza… işte bir kez magdi’ye* aşık olmuş, o kadar. bize olmadı.
onun idealinde dostluk vardı. benim için de ustam oldu, hocam oldu, o kadar!”

daha sonraki yıllarda halikarnas balıkçısı’yla tanışması da sabahattin eyüboğlu sayesinde olacaktır.

“sabahattin’le, halikarnas balıkçısı çok iyi arkadaştı. bana o tanıttı. bir gün maya galerisi’nde bir sergiden sonra sabahattin, füreya, fikret adil, balıkçı ve ben bir meyhaneye gittik. bütün akşam balıkçı konuştu durdu. bir ara sabahattin, zar zor lafa girip, azra’da iliada’yı türkçe’ye çeviriyor diyecek oldu. balıkçı hangi iliada’yı dedi bana ilk kez dönüp… bildiğimiz, homeros’un iliada’sı dedim. o, iliada’nın günümüze dek ne çok değiştiğini, değiştirildiğini de biliyor musunuz peki, dedi. ben klasikçiyim. karşı çıktım. bir tartışmaya giriştik ikimiz. saatler sürdü. masada herkes sıkıldı. ben, aman ne çok konuşuyor bu adam dedim, başka bir şey demedim…”
o çok konuşan adam, masa dağıldığında, gece dağıldığında, daha söyleyeceklerini bitirmemişti. izmir’e dönecekti. “adresinizi verin, devamını yazarım” dedi… bir hafta sonra azra erhat’ın kapısında özel ulak kocaman bir zarf. içinden tam 80 sayfa çıktı. el yazısıyla… balıkçı koca bir yürek. belki bulutların üstünden, belki suların dibinden, ama mutlak yürekten yazmıştı yazdıklarını. kağıtla, kalemle, yazıyla, nasıl yanıtlanır böyle bir mektup? azra’nım da yapılacak tek şeyi yaptı. yanıtı yazılı vermedi. kalktı izmir’e gitti.
“o da beni pamukkale’ye götürdü. efes’e götürdü. önümde yepyeni ve kocaman bir dünya açıldı. başka bir dünya. bir coşku dünyası… o beni uçurdu… bu coşku, bu beraberlik ölümüne dek sürdü… aramızda her zaman bir çatışma vardı. ben klasiktim, ölçülüydüm. sabahattin beni hep ölçüye iterdi, itti… balıkçı nefret ederdi ölçüden. her şeyi daha coşkun isterdi. kendi üslubunda hep uçayım isterdi… nerdee! ben hep öyle uçayım… zaman zaman uçtum da… sözle anlatılmaz ki, ancak yaşanabilir… ne çok sevdim. ne çok sevdik…”

“sabahattin’le halikarnas balıkçısı çok yakın arkadaştılar… işte sabahattin, balıkçı için beni birazcık bir kez payladı, o kadar. balıkçı her şeyi çok daha coşkun isterdi. ben ölçülü… ona her zaman ayak uyduramazdım. benden her istediğini yapamazdım. her zaman ona ayak uyduramadım diye pişman değilim… ah keşke, demedim hiç. asla. o zaman ben, ben olmazdım. o halikarnas balıkçısı’ysa, ben de azra erhat’ım."
“balıkçı kadına tapıyordu… ana tanrıçaya. dünyanın iyi bir dünya olması için kadının daha önemli bir rol oynaması gerektiğine inanırdı… ben dışarıda büyüdüm. kadının üstün tutulduğu bir edebiyat, fransız edebiyatı içinde büyüdüm. türkiye’deki tutuma çok şaşırdım. atatürk ve balıkçı dışında kadını üstün görene rastlamadım. sabahattin de buna dahil…”
hayır, kadın olduğum için hiç sömürülmedim. sömürülmeye izin vermedim. çünkü, her an tepki göstermeye hazırdım. tepki göstermekten geri kalmadım.. kadın olduğum için hep çok mutluydum. bir tek sabahattin, mavi yolculuğa kadınlar gitmez deyince hariç… sonradan halikarnas balıkçısı, sabahattin’in bu kuralını yıktı, beni de götürdüler…

sabahattin itti beni iliada’yı çevirmeye… balıkçı kitap basıldığında beğenmedi… sabahattin… balıkçı… ne verdiler… ben mi ne verdim onlara? sevdiler beni! daha ne olsun!”**

devamını okuyayım »
09.07.2009 13:55