takma kirpikli huni

  • mangal yürekli rişar (529)
  • 747
  • 5
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

hayat sıvımız dediğimiz kanın kimyasal yapısının, ilk canlılar ortaya çıktığı zamanda yeryüzündeki deniz ve okyanusların kimyasal yapısıyla tıpa tıp aynı olması.

canlılar ilk ortaya çıktıklarından beri sayısız evrim geçirdiler ama hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekenler pek de değişmedi. hala her birimiz solunum yapıyoruz (kimimiz bunun için farklı moleküller kullansa da, hatta bu moleküllerin amonyaktan karbondioksite kadar geniş bir yelpazesi olsa da hepimiz soluyoruz işte), her birimiz yaşamak için besleniyoruz. canlılık karaya taşınmadan önce organizmalar da hücrelerinin bu ihtiyaçlarını karşılamak için içinde yaşadıkları sıvıda bulunan temel bileşenleri kullanıyorlardı. evrim gerçekleştikçe kompleks yapıya geçildi ve hücre sayısı arttı. yeni oluşan canlılar hücrelerinin bu sıvıdan en iyi şekilde yararlanabilmeleri için için yüzey alanı/hacim oranını maksimum tutmak zorundalardı. bunun için önce yassı organizmalar, daha sonra hem yassı hem çukursu canlılar -nispeten daha avantajlılardı- türedi.

ama yine de evrime ayak uydurmak için bunlar yeterli değildi. çok hücreli yaşam daha fazlasını gerektiriyordu. zamanla canlılar vücutlarının en iç noktalarına kadar uzanabilen kılcal boru sistemlerini geliştirmeye başladılar ve bu borularla her bir hücrelerine o hayati sıvıyı taşıdılar. şimdi biz bu sisteme dolaşım sistemi diyoruz ama aslında farkında olmamız gereken şey bu sistemin yaşamın denizlerden karaya taşınmasını sağlayan evrimin kilit noktası olduğu.

günümüze kadar dünya üzerindeki deniz ve okyanusların bileşenleri çarpıcı evrimler geçirdi; ama canlı kanı hep aynı kaldı. artık hücreler gerekli bileşenlere bu şekilde ulaşıyor. ve evet eskiden içinde yüzdüğümüz sıvıyı şimdilerde biz içimizde yüzdürüyoruz.

devamını okuyayım »
18.06.2014 15:22