thrax

  • 422
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

moskova

vaat edilmiş toprakları görebilecek kadar yaşlandığımı anlayınca kendime aeroflot uçağından yer ayırttım, çünkü daha önce gitsem bir daha geri dönmeme tehlikesi vardı. gecenin ilerleyen saatlerinde kalkan, koltuk gözündeki magazin dergisinin kapağını kırım’a ayırarak inceden mesaj çakan rus uçağı sabaha karşı beni şeremetyevo havaalanına bıraktı. havaalanında bagaj emanet servisini kullanarak dillere destan rus bürokrasisi hakkında ilk izlenimlerinizi edinebilirsiniz. uluslararası bir havalimanında, bodrum katı gibi bir yere sıkışmış, hiçbiri ingilizce bilmeyen üç çalışanın sanki novosibirsk’ten geliyormuşum gibi rusça olarak bagaj emanet koşullarını uzun uzun anlatması benim için epeyi eğlenceliydi, sizin için olmayabilir. havaalanından, moskova’nın mecidiyeköy’ü sayılabilecek belorusskaya metro istasyonuna kadar aeroekspress diye bir hat çekmişler, gidiş-dönüş biletinin mesafenin kısalığına oranla oldukça pahalı olması* şehirdeki fiyatlara ilişkin erken uyarı sistemi gibi.

moskova metrosu bildiğin sanat eseri; sırf bunu gezmek için bir gün ayırmak lazım. ben ayıramadım, teatralnaya’da indim. iner inmez marx günaydın dedi, karşısında oturdum, bir sigara yaktım, "niye böyle olduk be abi?" dedim, heykel olduğundan cevab veremedi. buradan dümdüz gidince kızıl meydan’a çıkılıyor. bazen durup dururken kapatılabilen minik bir giriş kapısı var, sanırım kapının küçüklüğü de sırf meydanın devasalığını vurgulamak için. gerçekten de etkileyici, en sonda aziz vasil katedrali var, ingiliz muhipleri st. vasil’s de diyebilir, hani moskova’nın, hatta rusluğun simgesine dönüşmüş soğan kubbeli olan yapı, sağda ise kremlin, lenin’in anıt mezarı ve sabahın körü. evet, kremlin'e doğru lenin'i göreceksin, sakın şaşırma...

lenin’i görmek için hala kuyrukta beklemek gerekiyor. kuyruğun sonunda arama noktasından geçiliyor ve pek de kibar olmayan bir dille çantanızı karıştırabiliyorlar. sonrasında sağlı sollu mezarların olduğu, ki stalin’inki de burada, bir yoldan geçerek mozoleye ulaşıyorsunuz. mozole etkileyici, girer girmez kızılımtırak bir loşluğa gömülüyorsunuz, ışıklar bir tek size elleriyle yol gösteren askerleri aydınlatıyor. zaten konuşmak yasak. ellerini cebine sokanı direk gulag’a gönderiyorlar. fotoğraf çeken kurşuna diziliyor. askerlerin gösterdiği koridordan dönünce lenin’le karşı karşıya geliyorsunuz. ben bayağı bir etkilendim. askerler fısıldayarak “ticari, devam et, bekleme yapma” diye beni uyarmak zorunda kaldı.

oradan yine kızılmeydan’a komşu rus tarihi müzesi’ne geçtim. bilet sırası beklerken önümdeki kadın eşek kadar çocuğuna herhangi bir belge göstermeden ısrarla öğrenci bileti almak için gişedeki teyzeyle bayağı bir ağız dalaşına girip başarılı olamayınca da teyzeye “köpek” deyip gitti. rusların soğukkanlılığına ve sırada bekleme sabrına bir kez daha hayran kaldım. gişedeki abla (birden yaşımı hatırladım da) sanki biraz önce hiçbir şey yaşanmamış gibi aynı sıradan donuklukla bana biletimi verdi. müze, sovyetler birliği’nden bu yana pek değişmemiş olduğundan aynen muhafaza edilerek aynı zamanda sovyet müzeciliği müzesi olarak da kullanılabilir.

müzenin çıkışı kızıl meydan’a açıldığından ister istemez kendimi yine orada buldum. fakat bu kez etrafta in cin top oynuyor, polisler adeta “kaçın la kaçın, sahibi geldi” telaşıyla müzeden çıkanları yan caddelere yönlendiriyordu. sanırım günün belirli saatlerinde meydan nadasa bırakılıyor ki turist sayısı bereketli olsun.

arbat caddesini de gezdim, aşırı pahalı uyduruk kafeleri, barları ve bilumum turist hırdavatçıları dışında bir numarasını göremedim. istiklal caddesinin büyüsünü yakalayabilmesi için, üstüne asfalt dökülmesi gerekiyor, onu da rus yapmaz. zaten kafelerin açık havadaki bölümlerinde bile sigara içmeyi yasaklamışlar. şimdi diğer putin bozuntuları da bunu hemen kopyalar diyen düşünmüştüm, yanılmamışım.

burada kısa bir parantez açıp rusça bilmenin rusya’da ne kadar önemli olduğunu sizlere açıklamam gerekiyor. fakat bu malumu ilamdan ibaret değil. çünkü ingilizce bilen insan sayısı gerçekten çok az, alfabe kiril, latin harfi namına neredeyse hiçbir şey yok, burger king’i, starbucks’ı bile çevirmişler. hatta ülkeye giriş yaparken bana verdikleri belgede kendi ismimin bile çevrildiğini gördüm. artık kendimle bile ingilizce konuşarak anlaşamıyordum.

şimdi de ayraçları sütun gibi, dişi bir parantez açıp seksist bir bakış açısıyla rus kadınları sorunsalını dillendireceğiz, oh beybi. ortalamanın herhangi bir ülkeden çok farklı olduğunu düşünmüyorum, ama ortalamanın üstü ki, alelade bir mekandaki garson gibi çok absürt yerlerde karşınıza çıkabiliyor, gerçekten adamı afallatabiliyor. sanırım yabancı ülke erkeklerini asıl cezbeden şey de aslında güzellik değil, dişiliğin alabildiğince vurgulanması, batıda feminenlik ve maçoluk vurgusu toplum genelinde hoş karşılanmadığından, doğuda da zaten sınırsız maçoluk dişil olana izin vermezken, burada sadece minik ayrıntılarda gizli olmayan sınırsız dişilik, erkek hayvanına çok şey sunabiliyor. ne bileyim, durakta tramvay beklerken süper mini eteğiyle tramvayından aşağı inen 90-60-90 ebadındaki sarışın vatmanın tam karşınızda levyeyle ray makası değiştirmesini izlemek sizi bambaşka diyarlara sürükleyebilir. ben artık yaşlandığım için anna karenina’ya düşündüm mesela.

özet geçiyorum: beğendim, güzel, etkileyici, ancak kısa bir ziyaretle değerlendirmek ne kadar doğru bilmiyorum ama, tüm görkemine rağmen genelde tam da tasvir edemediğim garip bir kararsızlık seziliyor kentte: marx heykelinin biraz ilerisinde totaliter rejim kurbanları anıtı, orak çekiç kazılı binalarda aşırı lüks markaların mağazaları, bangır bangır ingilizce şarkı çalan turistik caddelerde ingilizce bilen adam aramak, hemen her köşede karşınıza çıkan, ne idüğü en azından yabancılar için belirsiz, çeşit çeşit üniformalılar, zürih’i bile sollayan uçuk fiyatlarda adeta gulag mahkûmlarıymışçasına çalışan hizmet sektörü, cmap6akc diye yazılan starbucks. tam bir arada kalmışlık, ister istemez yöneldiği yöne doğru ayaklarını sürüyerek gitme durumu. ne geçmişi tamamen unutabilmiş, ne de gelecekten vazgeçebilmiş, eski sevgili gibisin maskva.

devamını okuyayım »