zifir

  • 2455
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

28 ocak 2011 mısır'da mübarek'e karşı ayaklanma

kisa bir durum degerlendirmesinde bulunmak istiyorum. oncelikle durumu anlamaya calisalim. ilkin yanlislari siralamakta fayda var:

1- kulli yanlis bir bilgi: 'sosyal medya devrimi'. ayaklanmalar facebook ve twitter'in insanlarin orgutlenmesi uzerinde gucunu ortaya koymustur. yanlis. kulli yanlis. evvela, bu insanlari sokaga doken facebook vs degildir. can dundar'in sundugu haberden misal vereyim. neresinden tutsaniz elinizde kaliyor. eger sosyal iletisim aglari etkin bir orgutlenme yontemi olsaydi kapandigi anda bu insanlar ne yapacaklarini sasirirdi. nitekim internetin kesilmesi insanlarin direnis gucunu zerre etkilememistir, ki bu can dundar'in haberinde de acikca belirtiliyor. bu nasil bir nedensellik mekanizmasi anlamak mumkun degil. belirleyici oldugunu dusundugunuz degiskenin yoklugunda, bu degiskenin belirledigini one surdugunuz sonucun daha guclu bir sekilde ortaya ciktigini savliyorsunuz.. kisacasi, geciniz. burada asil belirleyici degisken uzunca bir suredir devam etmekte olan muzaffer isci eylemleridir (insanlar direnis aliskanliklarini buradan edinmistir). kolayca ayni yerde ayni sekilde biraraya gelmelerini saglayan da gundelik yasam pratikleridir (ornegin cuma namazi).

2- yanlis bilgi: 'misir'daki ayaklanma bir islam devrimidir'. bu da yanlis bir bilgi. oncelikle, son ayaklanmayi baslatanlar cogunlukla uzunca bir zamandir cesitli sekillerde eylem yapan ve direnen iscilerin yani sira orta sinif mensubu, herhangi bir belirgin siyasal egilimi olmayan genc insanlar, ozellikle de ogrenciler ve issizler. ikinci olarak, musluman kardesler'in kendisi de, koktenci talepleri olmayan, daha cok geleneksel muhafazakar-milliyetci siyaseti benimsemis bir orgutlenme. kaldi ki muslumanlarin cuma gunku ayaklanmadan evvel hristiyanlari birlikte ayaklanmaya cagirdigini, hristiyanlarin da cuma namazi sonrasi muslumanlari korumaya gideceklerini bildirdigini okuduk. nitekim gecen ayki kilise saldirilarindan sonra daha bundan iki hafta evvel, noel'de muslumanlarin hristiyanlari korumaya gittigini de okuduk. bircok misirlinin dinsel kimlikler uzerinden ayrimciligi degil, yurttaslik kimligi uzerinden birligi arzu ettigini, vurguladigini da biliyoruz. nihayetinde ayni dertten mustarip olduklarinin farkindalar. hem hristiyanlar hem de muslumanlar her iki kesimin de mubarek rejiminin baskisi altinda aynen ezildiginin bilincindeler. ve bunu acikca vurguluyorlar. bu, onemli bir degisimi isaret ediyor.

3- yanlis bilgi. 'ayaklanmalari amerika sevk ve idare ediyor'. bu kadar alakasiz, yanlis bir bilgi daha olamaz. bir kere amerika'nin bolgede en son arzu edecegi sey tabandan gelen bir halk ayaklanmasidir. o kadar korkmus ve endiseli bir vaziyetteler ki, clinton daha carsamba gunu "misir devleti saglamdir; istikrar hakimdir" ["stable"] diye aciklama yapmisken bundan hemen sonraki gun, yani persembe gunu "halkin taleplerinin dinlenmemesi hususunda endiseleyiz" ["concerned"] demis, ve hemen sonraki gun yani cuma gunu obama "misir hukumetinin halkin taleplerini dinlemesini gerekir" ["urge"] aciklamasini yapmistir. kisacasi, yalniz uc gun icerisinde "her sey yolunda"dan "bir sey yapmaniz lazim"a evrilen bir soyleme taniklik etmekteyiz. bunun neden boyle oldugunu dusundugumu asagida aciklamak istiyorum.

gelelim, takip ettigim ve anladigim kadariyla isin aslina.

1- oncelikle, kesin emin oldugum bir seyi soyleyeyim. tunuslular gibi misirlilarin da ilk elden talep ettigi tek bir sey var: siyasal ve iktisadi hak ve ozgurlukler. yani iki temel dertleri var. ilkin, hic tatmadiklari demokrasiyi talep ediyorlar. zorba hukumdarlarindan bunalmis durumdalar. ve artik diktatorlerini devirip cogunlukcu demokrasiyi insa edebilecek kudrete sahip olduklarini dusunuyorlar. ikinci talepleri ise ekmek, dolayisiyla da is, istihdam. ulke nufusunun yuzde altmisi otuz yasin altinda ve issiz nufusun yuzde doksanini da gene bu genc kesim olusturuyor. calisanlarin durumu ise hic parlak degil. nufusun cok buyuk bir kismi resmen aclik sinirinda yahut altinda yasiyor.

2- emin oldugum diger bir husus ise sudur. simdilik cok daha kararli adimlarla devam ediyor gorunen tunus devriminin misirlilar uzerindeki etkisi muazzam. 'onlar yaptiysa biz de yapabiliriz' diyorlar. bu, toplumsal hareketlerde moral gucun ne kadar onemli olduguna delalet ediyor. bunun yani sira, hep vurguladim, son birkac senedir devam eden isci eylemlerinin hemen her seferinde basariyla sonuclanmis olmasi da buradaki en onemli etkenlerden birisi. yani saman alevi gibi parlayip sonecek bir eylem dinamigi degil bu. bir milyonu askin iscinin katilimiyla son senelerde kararlilikla surmekte olan muzaffer bir eylem deneyimi birikimi soz konusu burada.

3- yazinin basindan biri bu eylemin mimarlarinin uc kesimden mutesekkil oldugunu vurgulamaya calistim. ilkin, egitimli, orta sinif mensubu cogunlugunu genclerin olusturdugu muglak kesim. ikinci olarak genc, issiz kesim. ve ucuncu olarak da isciler. butun bu kesimleri biraraya getiren ortak payda demokratik siyasal hak ve ozgurlukler ile insani kosullarda yasayacak kadar bir gecim sahibi olma talebi. kisacasi henuz onderi kesinlesmemis, bunun nasil elde edilebilecegini henuz tespit etmemis bir kitleden bahsediyoruz. muslumanlar ile hristiyanlar arasindaki dayanisma ve iscilerin mudahil olmasinin yani sira kadinlarin da bu eylemlerdeki mevcudiyeti ve katkisi son donemde yasananlar ve olasi sonuclari konusunda iyimser olabilecegimizi isaret ediyor. bu kitleyi kimin yonlendirecegi burada temel belirleyici. sol kendine mudahale alani yaratabilirse [ki yaratamamasi icin hicbir sebep yok; bilakis bu yonde her turlu uygun kosul mevcut durumda], misir'da gercek ve esitlikci, demokratik bir halk devrimine -belki hemen degil ama en azindan orta vadede- taniklik edebiliriz. ben iyimserim bu konuda.

4- misir asilli amerikali aktivist bir arkadasimin [mustafa omer] dun anlattigi uc anektodu aktarmak istiyorum. ucu de cok carpici:
i) dun kazanilan zaferden sonra kahire'de tahrir meydanina cikan eylemciler ortaliktaki copleri toplamislar. dusunebiliyor musunuz? onca yorgunluga, ve kazanilan zaferin sarhosluguna ragmen 'bu bize yakismiyor' diyerek ortaliga ceki duzen vermek. ne incelikli bir davranis!
ii) kadinlar bu eylemde ozellikle de eylemin orgutlenmesi safhasinda etkin bir rol ustlenmis. bunu uzun uzun anlattiktan sonra misir'daki bir kadin arkadasinin soylediklerini aktardi: dun meydanda imis, onlarca erkegin arasinda, onlarla birlikte. ve tek bir kez dahi taciz edilmemis. erkeklerin aklinin ucundan dahi gecmemis bu. hayatinda ilk defa erkeklerin arasinda oncelikle bir insan -erkeklerden farksiz, onlar gibi bir insan- onlarin yoldasi, sonra bir kadin olarak varolmanin verdigi hazdan bahsetmis. devrim, ozgurlestirir!
iii) bu hikaye uzucu. mubarek rejiminin diger -otoriter olsun olmasin- kapitalist rejimlerden farksiz olarak ne kadar asagilik bir rejim oldugunu isaret ediyor. polislerle eylemciler arasinda sikca yasandigini soyledigi bir diyalogu aktardi. polisler eylemlerden once ac birakilmis. kisacasi, kopeklere muamele edilir gibi muamele etmisler polislere. ve yemeklerini eylemlerden sonra alacaklari duyurulmus. kisacasi, eylemcileri dovene yemek, aksi davranan ise ac kalacak. ne diyeyim? boylari devrilsin. devrilecek.

5- toparlayayim. bence bu ayaklanmalardan cikarilacak uc onemli ders var.

ilkin, eger halk sokaktaysa ve kararliysa, kuresel koyun hukumdarlari dahi geri adim atmak zorunda kalir. cunku bilirler ki hemen simdi taviz vermezlerse daha sonra verecekleri taviz muazzam olabilir. burada halkin direnis kudreti belirleyici degisken. egemenler ilkin ezilenleri baski, siddet ve zorla sindirmek isteyecektir. eger muvaffak olamazlarsa, yani eylemciler direnmeye devam edebilirse, hemen taviz vermeleri gerekir. zira aksi halde devrim, bu sefer, gercek bir ihtimaldir.

ikinci olarak, eylemcilerin kararliliginin hem maddi hem de manevi yonden saglam olmasi gerekir. bunun icin maddi olarak hem eylem deneyim birikimine, hem de bir sonraki gun eyleme devam edebilecek kaynaklara sahip olmak gerekir. manevi acidan ise, daha once kazanilmis basarilar temel itici guc halini alir. misir orneginde hem iscilerin yillardir surdurdugu direnisten, hem de tunus devriminin tetikleyici gucunden bahsettik.

son olarak, bu devrimden umutlu oldugumu soylemek istiyorum. biraz zaman alacak, ama sol burada iyi orgutlenebilirse esitlikci ve demokratik bir misir toplumu tum dunyaya ornek teskil edebilir.

==ek==

i) urdunlu bir arkadasimin soylediklerini aktarayim: ona gore mubarek rejimi iflas etmistir, bundan sonra ayakta kalmasi mumkun degildir. burasi kesin.

ikinci kaybeden ise, musluman kardesler'dir, zira eylemlere cok gec mudahil olmustur ve bunun sonuclarina katlanmak zorunda kalacaktir. bunun hep toplumun diger kesimleri uzerinde (yani cemaate dissal kesimler) hem de orgutun ileri gelenlerinin aksine eyleme basindan beri destek veren ve bizzat mudahil olan cemaat mensubu genclerin uzerinde etkisi olacagini one suruyor. bence bu savi biraz tartismali, cunku ne olsa koklu bir orgutlenmeden bahsediyoruz. ikinci olarak, musluman kardeslerin yoklugunda bu eylem basariya ulasabilir mi, orasi kesin degil. son olarak, eylem ancak onlarin katilimiyla basariya ulasirsa basta yaptiklari hatanin maliyetine katlanmak zorunda kalmayabilirler.

ucuncu kaybeden ise misir'daki hristiyan cemaatinin onde gelenleridir. inanilir gibi degil fakat dun yaptigi aciklamada hristiyanlari sukunete davet etmis ve mubarek rejiminin yaninda olduklarini bildirmis kilise. ilginc.

ii) dun mubarek'in gec vakitlerde ortaya cikip yaptigi konusma resmen midemi bulandirdi. eger amerika'nin destegini almis olmasaydi o konusmayi yapamazdi. konusmayi dinledikten sonra henuz tarafsiz bir konumda bulunmayi secmis ordunun onde gelenlerini de arkasina aldigini dusundum. korkum bu gunden itibaren eylemcilere daha siddetli bir sekilde karsi durmaya calisacagi yolundaydi. fakat neyse ki boyle olmadi. bunun yerine sokaklari kanunsuzluga terk etmeyi secmis gorunuyor. sanirim halkin bezip tamam duzen istiyoruz basa gel demesini bekliyor. gerceklesmeyecek bir dusunce. yahut asil mudahaleyi hafta basinda da yapabilir. yani bakalim insanlar ise mi gidecek yoksa eyleme devam mi edecekler diye de dusunmus olabilir. fakat bilmesi gereken bir sey var. su dakikadan sonra ahmakca bir karar alir ve bircok insanin olumune sebep olursa bunun maliyetini cok daha fena bir sekilde odemek zorunda kalir. eylemcilerin yilacagini dusunmuyorum. bu eylemlerin onune ancak belli tavizler vererek gecebilir.

ikinci olarak, ordunun ileri gelenleri diktatorun yaninda olmayi tercih eder baskiya ortak olursa tabani ile cok ciddi sorunlar yasayabilir. ordunun ikiye ayrilmasi da, gene, egemenlerin cok ciddi maliyet odemesine ya da bizim taraftan soyleyecek olursak bir halk devrimine, yani hayra vesile olabilir. fakat mubarek ve ordunun bu seceneklere basvuracagini simdilik sanmiyorum. misir ordusu, sebebini tam kestiremiyor olsam da aktif bir rol ustlenmek istemedi simdiye degin. ne sis yansin ne kebap tavrindalar. zaten yonetime el koyacak olsalardi dun koyarlardi, artik bunu yapamazlar. halkla da karsi karsiya geleceklerini sanmiyorum, zira tarihsel olarak boyle bir pratikleri de yok. abdulnasir'dan kalma itibarlarini riske atacaklarini hic sanmiyorum.

boyleyken boyle. muhakkak tonla imla hatasi ve saire vardir. epey uzun yazdim, bircok yerde de zaten yazdiklarimi tekrar etmis oldum. yanlis tespit ettigim bir husus varsa elestirilerinizi beklerim. selam ederim.

devamını okuyayım »