1. her zaman sarhoş olmali. her $ey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi topraga dogru ceken zaman'ın korkunc agırlığını duymamak için, durmamacasına sarhos olmalısınız. ama neyle? $arapla, $iirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarho$ olun.
    (baudelaire - paris sıkıntısı)
  2. sartre a göre baudelaire hiçbirzaman kendini unutmayan adamdir.görürkende bakar kendine o,baktiğini görmek için bakar.(jean paul sartrein baudelaire kitabindan)
  3. les fleurs du mal (kotuluk cicekleri) en unlu eseridir.1861 de yayinlanmistir
  4. şiirde yeni bir hissetme biçimi yaratmış romantik flaneur.
  5. iflah olmaz bir melankoliktir baudelaire. yalnızlığa olan düşkünlüıünü daha küçük yaşlarda keşfetmiş, lyon’daki colege royal’de geçen disiplinli günlerden sonra gönderildiği lousele-grand’da. afyon ve haşhaşa ile sona erdiremediği hukuk öğrenimi sırasında tanışan baudelaire, çok değil, bir çeyrek asır önce lanetli şairler kuşağı’nın üzerinde gezinen fırtına kuşlarına kör bir sapanla saldırarak, belki de türkiye’nin dünya kupası eleme grubu’ndaki maçlarda aldığı galibiyetleri manşetten bildiren türk gazetelerini büyük bir yükten kurtaracak olan “tarih yazma” (!) işini başlatmış. o dize çelen şiir gezegenindeki gönüllü sürgünlük de aynı döneme denk düşüyor. sömürgeli bir kadını, jeanne duval’i, kollarına alışı ve güzelliğin peşine düşen albatrosların telkinlerine kulak kabartması da... bir kömür oğlanının bembeyaz dişleriyle gülümsedi dünyaya hep baudelaire; bu kara aydınlığın sırrına ermesi güç oldu ölümlülerin.
  6. robert smith in son albumun hazirliklarinda etkilendigini belirttigi, albumde izleri gorulen, konuya fransiz kalmayan fransiz...
  7. franz kafka:bazıları çirkinlikleri göstererek güneşi yüceltirler bazılarıysa çirkinlikleri yücelterek güneşi yok sayarlar.baudelaire çirkinlikleri gösterirken güneşi yok sayan bazıları arasına girsede şiirlerindeki çift yönlülük kendini belli eder.oedipus kompleksi yaşayan fransız edebiyatının en büyük şairlerinden olan baudelaire her ne kadar annesine karşı cinsel bir eğilimi olmasa da ona duyduğu sahiplenme ve şefkat iç güdüsüyle günah işlediğini düşünür ve beyaz tenli kadınlarla beraber olamaz.uzun bir birliktelik yaşadığı zenci sevgilisi yüzünden genç yaşında frengi hastalığına yakalanır.
    insanlardan uzak kalması ve babasından büyük bir miras kalmasına rağmen sefil bir hayat yaşamıştır ve les fleur du mal'ı (acının-elem-kötülük çiçekleri) yazması kaçınılmaz olmuştur.
    üvey babasının isteği üzerine inzivaya çekilmesi iyi olur düşüncesiyle orta amerika ülkelerine gönderilmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkartılır.yolculuğunun 9.ayında geri dönmeye karar verir ve bindiği gemide yaralı bir albatrosu görmesi üzerine o müthiş şiirini yazar.
    fransız akademisine girmeyi deneyen ama toplum ahlak kurallarına ve din duygularına ters düşen yazılarından dolayı kabul edilmez ve büyük bir bunalım içine girer ve le moi nin derinlerine iner.
    eserlerindeki temalardan dolayı mahkeme tarafından suçlanır ama gustave flaubert gibi birçok fransız edebiyatçının davasını üstlenen avukatın güçlü savunması sonucunda sadece ahlak değerlerine karşı çıkan edebiyatçı olarak yargılanır.verilen ceza 1949 yılında fransız yargıtayı tarafından kaldırılır.
    son günlerini alkol bağımlısı ve felçli olarak geçirir.son anında yanında büyük bir hayranlık duyduğu annesi vardır ve annesi baudelaire’in hep duymak istediği ama bir türlü duyamadığı o cümleyi söyler: ...(ahh o cümleyi tam olarak bir hatırlasam)

charles baudelaire hakkında bilgi verin