şükela:  tümü | bugün
  • 1983 yapımı bir andrzej wajda filmi. fransız devrimi sonrasısındaki terör rejimini anlatanların belki de en iyisi. danton'u gerard depardieu oynamıştır ve rolünün gereğini de başarıyla yerine getirmiştir. filmde uzun mahkeme sahneleri vardır. bunlarda danton uzun ve ikna edici konuşmasıyla kendine hayran bırakır. yine de bu bilinen sona engel olmaz. diğer önemli sahnesi de danton'un robespierre'le yemek başına oturduğu sahnedir. robespierre ne kadar düz bir adamsa danton'da o bir o kadar renklidir. yemeden içmeden ve retorikten anlar ve robespierre'i zevksizliği ve yaşamktan anlamaması dolayısıyla köylü olarak görür. masanın iki tarafına oturdukları sahnede ikisinin arasındaki bu fark açıkca görülür.
  • 1794, paris
    [http://static.omdb.si/posters/active/80013.jpg veya http://www.podnapisi.net/…dnapisi/podnapis?i=155905]

    yukarıdaki postere baktınız mı, bakmadıysanız ya da bir şekilde posteri gösteren link gebermişse, o halde ben sizlerin kafasında canlanmasını sağlayayım; kendi gözlerini oyan pudralı peruklu devrim,, pardon adam,, işte andrzej wajda danton'u bu konuyu işliyor.
    kendi gözlerini oyan devrim.

    şimdi ister misiniz, filmin başında ve sonunda çocuğun okuduğu maddeleri yazayım,, hani şu günümüzün bile vazgeçilmez kuralları, insan hakları, demokrasi, özgürlük kavramlarının kırmızı çizgilerini, insanlığın vardığı bu noktadaki sine qua non vazgeçilmez şartları;

    ---
    article one: all men are born and shall remain free and equal before the law social distinctions can only be based on the common ground.
    article two: the goal of all political associations is to safeguard man's inviolable rights.
    article three: the concept of all sovereignty must emerge from the people. no group or individual may rule without the express consent of the people.
    article four: liberty is the right to do anything not harmful to your fellow men. thus man's freedom to exercise his natural rights has no limits beyond those that ensure the same rights to all other members of society. only the law can set such limits.
    ---

    insanlar evet özgür doğarlar, özgür ölürler. eşittirler, eşitlik kurulduğuna göre huzurlu bir yaşam sürebilmeliler, hakları vardır yani, özgürce yaşama hakları vardır. fakat filmin bir yerinde geçtiğince; 'haklarını koruyabildikleri sürece onlara sahiptirler.' yine tüm siyasi kurumların hedefi ortak paydada birleştirmek, huzuru , aşırı uçları törpüleyerek sağlamaktır. özgürlük herşeyi yapabilmektir, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde seninkisinin bitmesidir.

    günümüz baskın değerlerin çatısı, gördüğünüz gibi, filmde georges jacques danton 'un (http://timeandspace.org/…l/calendar/0504/danton.jpg ; http://www.polishfilms.org/…_2001/images/danton.jpg ; http://library.thinkquest.org/c0120706/danton.gif ; http://www.lemurs.net/…me/rand-paris2004/danton.jpg) ve fransız devrimi 'nin üzerinden anlatılıyor, temellerini tıpkı bir inşaatın yapım aşamasını gösterir gibi gözler önüne seriyor. ekmeği savaş nedeniyle vermediğini söyleyen komitenin, yani o komiteyi benim bu basit cümlelerimden ötürü küçük görmeyiniz; o komite ki; devrimi gerçekleştirmiş, kralın kellesini almış, halka halk için yönetimi vermiş, halkın rejimi cumhuriyetin bekaasına yönelik tehditleri her dair geri püskürtme kudretindedir, bu nedenle, her ne kadar aç halk 'güç yozlaştırır' (filmdeki tam ifade: "power corrupts, it's an old story") fikrindeyse de, komiteye saygını yitirse de, artık devrimin bir diğer kahramanı olan -komite dışı- danton'a yönelmişse de hala 'yaşasın cumhuriyet' sloganının büyüsü altındadır. bu büyü bizzat devrimi gerçekleştirmiş, bu sefer devrimin önderleri olması sebebiyle tirandan korkan cumhuriyetçilerin bir ürünüdür. evet krallığın başı ezilmiştir, evet halkı artık halk yönetmektedir, bir dakika tekrar kuralım cümleyi; evet krallığın başı ezilmiştir, fakat halkın kendi kendini yönetmesi bahsinde bazı sorunlar vardır. halkı aslında halk yönetmemektedir. devrimi gerçekleştireler tiranlaşmışlardır. halk açtır. halkın komiteye saygısı kalmamıştır. bu duruma karşı taraftan yani komiteden bakıldığındaysa, başka birşey görülmektedir. zira bu elde edilmiş özgürlük henüz çocukluk çağındadır onlara göre. halk tabi aç olacaktır, tabi ki gözyaşı dökecektir. bu çok doğal bir süreçtir. insanlar bu geçici açlığı (devrimcilerin tiranlaşmasını) doğal karşılamalı, metanetle içlerine sindirmelidir. zira bu halkın rejimidir. o halk değil mi, 14 temmuz'da özgürlüklerini istediler ve aldılar? hatta basın özgürlüğünün kendisi de, cumhuriyetin sağlam temellere dayandığını gösterir. anahtar kelimelerimizden biri de şeffaflık.

    cumhuriyetin bekaası için birilerini feda etme gereği vardır. bu danton çetesi olabilir, saddam olabilir. ayrıca o bekaa için şeffaflığın ortadan kalktığı bir ortamda, feda edilecekler listesinde sizin de adınız olabilir, sizin karşıtınızın adı da. zira halkın kendi kendini yönetmesi de aslında aracılarla, kurumlarla gerçekleşebilir ancak. o kurumların tiranlaşması, yönetimin , caesar 'ın 'cumhuriyeti yıkmak için değil, yönetmek için' var olduğunu söylemesi örneğinde olduğu gibi, bizzat kişilere bırakılması, doğal bir sonuçtur ki; eşitlik kavramının da sadece asillerin (burada asil kavramını devrimi gerçekleştirmiş komite üyelerini tanımlamak için kullanıyorum.) kendi aralarında olduğunu, aslında insanların eşit olduğunu ama bazı insanların daha eşit olduğunu gösterdiğini görmek lazım. devrim mahkemeleri eğer adaletin kendisi olamıyor, komitenin celladı haline geliyorsa, tiranı deviren devrimin ve devrimin önde gelenlerinin, cumhuriyetin bekaası adına gerçekten hainleri ortadan kaldırırken, keyfiyete ve tiranlaşmaya mahkum olacaklarını da unutmamak lazım. aslında filmin başlarında robespierre 'in (wojciech pszoniak canlandırıyor.) kafasındaki samimi korku gerçekleşiyor, zaten film boyunca aklında tiranlaşma düşüncesinin olmadığını da hissettim,, gerçek tarihi kişiliğinde de zaten diktatörleşmeye meyilli olduğunu sanmıyorum,, hatta danton'a göre de; 'yoksulluğu devrimci bir erdem' olarak gördüğünü bile düşünüyorum. cumhuriyetle birlikte zenginleşmiş, kendi krallıklarını kurmuş para babalarının,halkı ezmesinden rahatsız olduğunu, onlarla savaşabilmek için sonunda diğer komitecilerle birlikte birilerini feda etme gereği duyduğunu, bunu da cumhuriyetin geleceği için sine qua non bir hamle olarak değerlendirdiğini anlıyorum. zaten filmin sonlarında, kendisine sunulan teklifle yıkılması da bu sebeple şaşırtıcı gelmemiştir bana. danton ve diğer eski devrimciler asılmıştır. ve denir ki robespierre'e;
    "it's over, maxime, our victory is total, and the people let it happen. you must accept the dictatorship now."

    ona sunulacak en aşağılık tekliftir bu. zira tüm yaşamı, isyanı ne içindi oysa?

    "it seems to me that all i've believed in, all i've lived for, has collapsed for ever. i don't understand the revolution... you see now that a dictatorship has become a necessity. the nation can't govern itself. democracy is only an illusion."

    gerçek acı bir şekilde çarpmıştır onu. vardığı sonuç, aslında başından beri ürktüğü şey değil miydi? evet başa döndük bakın; devrim kendi kendini yok etti. insana ait birşeyler var, o koku var çünkü, danton 'un söyledikleri var, mesela danton'un en büyük hatası popüler olmasıdır, halkın sevdiği bir kahraman olmasıdır. o bilir ki; devrimin ilkeleri, evvela kendi evlatlarını yer, bitirir. ama o ilkeler bütününü kendi yetkisi dahilinde kullanan sadece devrimcilerin bir kısmı ise, o durumda, yenmeyecek olan devrimciler eşyanın tabiatı gereğince tiranlaşır, krallaşır, diktatörleşir (roma'da diktatörlük mesleği günümüzde anladığımızdan farklıydı. mesela sulla da diktatördü, cincinnatus da. diktatörlük de halkı dış düşmanlardan, belalardan kurtarmak manası daha kuvvetliydi. senatus bizzat birilerine diktatörlük ünvanı verirdi.) o durumda elde avuçta kalan devrim değil, danton 'un da giyotine giderken dediği gibi, 3 aylık evet evet, en fazla 3 aylık bir ömürdür.

    bu arada bir not düşeyim; politika falan bize göre değil, geçici ve benim gözümde değersiz bir şey, yanılmıyorsam kunta kinte ile bir sohbetimizde politikanın yaşamanın kendisi olduğundan söz etmişti, eğer daha ayrıntılı notlar düşülecekse bu zihniyetteki arkadaşlar döktürebilir, ben işin sanat kısmıyla alakalı kısa bir şey söylemek istiyorum; filmde ünlü ressam jacques-louis david 'i yine bir ressam olan franciszek starowieyski oynamış.
  • taraf gazetesi tarafından verilen dvd'lerden biri.
  • danimarka da uretilen bir sigara markasi.
  • italo calvino'nun 1983'te yazdığı "sıra dışı cinayet haberleri" denemesinde, fransız devrimi merkezli cinayet haberlerini anarken, ismini zikrettiği harikulade andrzej wajda filmidir.
  • sinema tarihinin en müthiş sahnelerinden birisi danton ile robespierre'in yemek sahnesidir.

    --- spoiler ---
    robespierre danton'u ziyarete gider, son bir anlaşma umudu için... danton mükellef bir sofra kurdurmuştur, kanlı canlı, yemekten içmekten hoşlanan danton...oysa solgun ve soğuk, hastalıklı görünen robespierre hiçbirşey yemez... o ana kadar eğlenceli görünen danton birden ciddileşir - sadede gelelim- tarzında, masadaki tabak çanağı yemekleri yere süpürür ve iki kadeh ve bir şişe şarap çıkarır... robespierrin kadehini doldurmaya başlar.... tam kadehin ağzına kadar neredeyse 1mm kalmayana dek, robespierre eliyle yeter demek ister ama danton ona hain bir bakış fırlatıp kadehi ağzına dek doldurur... satranç oyununda öldürücü hamle yapan oyuncu gibi - sıra sende dostum-... robespierre kadehi yavaşça kaldırır, tek bir damla bile dökmeden - gördüm hamleni-... vee bir yudum alır, sadece tek bir yudum, neredeyse sadece dudaklarını ıslatacak kadar, ve kadehi masaya geri koyar - şah!! danton için kurtuluş umudu kalmamıştır artık...
    --- spoiler ---

    iki kadeh ile nasıl bir gerilim yaratmıştır wajda, şapka çıkarmaktan başka bir şey yapılamaz...
  • --- spoiler ---

    halkın tehlikeli tek düşmanı var; o da hükümet.

    --- spoiler ---
  • oyunculuk açısından aşırı gelgitlerin olduğu bir filmdir. lakin özgürlük için yapılan bu duygu patlamaları, filmi kötünün tam aksine tiyatral biçime soktuğundan sırıtmaz, güzeldir. ufakta olsa fikir ayrılığının, elinde güç varken insana babasını bile tanıtmayacağını başarılı bir şekilde anlatıyor. robespierre'in zaferiyle sonuçlanıyor gibi görünse de kendisi de 1 sene sonra aynı yolun yolcusu olmuştur. zaten filmde de kendisinin ruh halini başarıyla yansıtmışlar.

    --- spoiler ---

    hapishanede liberal genco philippeaux ile gazeteci-politikacı kamil arasında şöyle bir diyalog geçer, favorimdir:

    k: ben ölmek istemiyorum. yaşamaya hakkım var.
    p: haklara ancak koruyabildiğin sürece sahipsindir.

    --- spoiler ---