şükela:  tümü | bugün
  • bir sabahın kör karanlığında uyanacağım, erken uyanmışlığın o bildik sersemliği ve memnuniyetsizliği olmayacak ama bir şaşkınlık olacak, gözlerim nedenini bilemediğim şekilde yazacak bir şeyler arayacak fıldır fıldır, kağıt, kalem, laptop, papirüs belki de, ne olursa, çağımız gereği laptop olacak en mantıklısı, hemen oracıkta olduğundan bulmam çok zor olmayacak şaşkınlık olmasa.

    power şeysine çok bildik ama şaşkınlık içinde basacağım, "çift kale maç yapacak kadar bir süre geçtikten sonra açılan laptop" esprisini yapacağım kadar bir süre sonra açılan ekranda, hemen word'e saldıracağım, parmaklarım klavyede hiç olmadığı kadar hızlı ve sabırsız olacak, ortaya çıkana bakacağım durmadan biriken cümleler sonrası; absürt komedi, absürtlüğünü alıp baştacı yapacağımız kadar yakın, büyüklere! anlatamayacağımız kadar saçma. işte diyeceğim, hayatımın anlamı, geliş amacım; absürt komedi, saçma, anlamsız ve boş.
  • bir hayalim var, bir gün fırsatını bulursam, güzel bir projeyle finansman sağlanabilirse insanları mutlu eden bir firma kurmak istiyorum.

    yaratıcı, üretken, özgür düşünebilen insanların toplandığı, ideolojik tabanından ya da yaşam tarzından bağımsız olarak bu üretken insanların katma değeriyle yürüyen, insanlara mesai saatleri arasında sırf zoraki gidilip dönülebilen değil, çalışanların koşa koşa gittiği, toplumun dışlanmış kesimlerinin kendilerini dışarıda hissetmediği, ateist bir çalışanın inançlı dindar bir kadınla rahatça yan yana çalıştığı, eşcinsel biriyle milliyetçi muhafazakar birinin beraber baş başa el verdiği, insanların parmakla gösterdiği bir şirket kültürüne sahip aidiyet yaratan bir işyeri kurmak istiyorum. kuralların insan hayatını darlamadığı, çalışma saatlerinin gerçekten makul sebeplerinin olduğu, insanlara maksimum özgürlük tanınmasıyla kazancın yükseltilebileceğini göstermek için.

    kazancını insanların mutluluğuna çeviremeyen, kurumsal görünümlü devlet dairesine dönmüş, hala dünyadaki teknolojik ve düşünsel değişime ayak uyduramamış firmalarda çalışan mutsuz insanları gördükçe bu düşünce kafamda gitgide büyüyor. çünkü etrafımdaki sevdiğim sevmediğim kim varsa, onların ve dolayısıyla çevrelerinin (ve dolayısıyla benim) hayatımı kötüye süren en önemli şeyin, bu insanların mutsuzluğunun arkasındaki iş yaşamı olduğunu, çalışma ortamındaki yabancılaşma ve yozlaşmanın adım adım topluma yayıldığını görmek beni kahrediyor. yani sistemin insanlara sunduğu şey diyoruz ya, aslında patronların, yönetici kesiminin farklı bir vizyonla çalışanların hayat kalitesini yükseltmesi mümkün.

    düşünüyorum bir patron olsam, mutsuz ve yorgun bir şekilde atıl yaşamların, benim verdiğim parayla çürüdüğünü görmek nasıl hissettirir. yani insanları değiştirmek gibi bir amacım yok, öyle boşuna bir idealden bahsetmiyorum. ama insanlara kolaylıkla uyum sağlayabilecekleri bir şablon sunmak, bazı problemleri minimize edecektir. karısını, kocasını daha çok gören, sevgilisiyle ya da arkadaşlarıyla daha çok vakit geçiren, işyerinde diğerlerine 'çakal çalışan' gözüyle bakmaya programlanmayan, emeğinin karşılığını alamadığı hissiyle mağdur hissetmeyen insanları görmek, çalışanlar kadar iş veren için de umut demektir. bir patron için mutsuz, yaşamdan bıkmış, suyu çıkmış gibi işe gelip giden kişileri görmek, viran olmuş bir ülkeyi yönetmenin utancını yaşamaktan farksız.
  • deniz kenarında bir rakı masası..akşamüstü böyle kararıyor hava hafiften ve de bir esinti geliyor tatlı tatlı. tabağımda kavunum ve peynirim var. müzeyyen senarın sesiyle gündüzüm seninle gecem seninle çalmaya başlıyor bir anda. şarkıda hayal edilen sevgili de karşımda oturuyor ve bana gülümsüyor. zaman durdu işte ta ki abicim mezelerinizi getirdim ara sıcak da hazırlanıyor diyen garsonun sesine kadar. masada beyaz örtü üstünde mezeler, atom, deniz börülcesi, şakşuka, haydari, ezme, yoğurtlu semiz otu, havuç tarator. tamam yeter koyma yerim bilirsin sınırım yok. zeki mürenin sesinden gözlerinin içine başka hayal girmesin çalmaya başladı. sevdiğinin rakısını da doldurmuşsun, bize diyorsunuz ve gülen gözlerinizle mutluluğunuza içiyorsunuz.