şükela:  tümü | bugün
  • ihtimallerin heyecanına üzülüyorum. bu yüzden olasılıkları hesaplamayı bıraktım.
  • yakın bir kaç arkadaşıma da bahsetmişimdir. hayatımda en verimli dönemim 251 gün boyunca dağ ve komando tugayı'nda yaptığım askerlikti. rütbem vardı. sorumluluklarım vardı. yetkilerim vardı. işlerin üstesinden gelerek ve takdir edilerek tatmin de oluyordum.

    ego tatmini dışında, uludağ oteller bölgesinin etrafı duvarlar ve tel örgülerle kaplanmış bu versiyonundan çıkamadığım ve yaşantım arasında 300 adım mesafe bulunan istihkam şube ve kışla gazino (200 adımı kışla gazino içinde) arasında geçtiği için kişisel zevklerime daldım. en çok formula 1 yazısını o an yazmışımdır. en çok dergi o zaman okumuşumdur. pazar sıkılmamak için sivil kıyafetle karargaha gidip izlediğim abuk gubuk yarışlar, en eğlencelileridir.

    10.5 senedir deniz seviyesinde (denize de 104 m) uzaklıkta oturan biri olarak, 2100 metre rakımda ve karşımda sümbül dağı varken; "keşke şurayı doldursalar suyla da deniz olsa" ve "keşke alsancak'ta olsam." demişimdir. ancak 07:00'da kalkmam için erken yatmamı sağlayan, her akşam yatak üstünde attığım 2'şer efes xtra'nın tadı sonraki içtiğim hiç bir birada yoktu.

    askerliğin verim dışında bir güzelliği de vardı aslında. buna bir isim takamadım ama anlatabilirim. hakkari'de herkesten uzaktaydım. hayatımda kimse yoktu. ara sıra arayan ailem, zaman öldürmek için mesajlaştığım bir kaç arkadaşım dışında. istesem de görüşemem. istesem de yanlarına gidemem. istesem de dokunamam. orada iken beklenti yoktu. çünkü gerçekleşmezdi. orada iken hayal kırıklılığı yoktu. hayal yoktu zaten.

    o 251 güne geri dönmek istedim bazen. çünkü, olması imkansız bir şeyin olmaması üzmezdi. olmayacağını bilirdim. ancak, sivil hayatta olabilmesi mümkündü zibilyon adet beklenti ve hayallerin. her bir olmayış üzüntü ve umutsuzluk sebebiydi. bazen hapis gibi bir yerde olmak, çok daha iyiydi.
  • - çevremdeki insanlara saygı veya sevgi duymuyorum. hiçbirinin etrafımda olmamasını isterdim. onları gözlemlediğimde veya onlarla muhattap olmak zorunda kaldığımda midem bulanıyor.

    - yaşadığım şehirden, semtten, muhitten nefret ediyorum. nasıl oluyor da hala bu iğrenç habitatta yaşayabiliyorum bilmiyorum.

    - komşularımın allah cezasını versin. gecenin bir yarısı bağıra bağıra konuşmasanız televizyonun sesini sonuna kadar açmasanız olmaz sanki amk sığırları. böyle duyarsız insanların toplama kampına gönderilmesini isterdim.

    - ahlaken çökmüş, çürümüş insanlara hak ettikleri cezayı verememek içimde bir ukdedir. hepsini hakkıyla cezalandırabilmek isterdim.

    - çalıştığım iş yerinden, bazı meslektaşlarımdan ve patronumdan nefret ediyorum. iş tanımının dışında beni başka işlerle ilgilenmek zorunda bırakan gardiyan gibi ikide bir başıma üşüşen patronumdan ve onun yalakalarından tiksiniyorum. hak ettiğimi bana vermediğiniz için size hakkımı helal etmiyorum. allah belanızı versin şerefsizler. gözümde birer zavallı böceksiniz.

    - şu an çalıştığım iş yerinde mesleki anlamda ilerleyemiyorum hatta köreliyorum. her sabah uyanıp artık bu lanet iş yerine gitmek istemiyorum. ancak çalışmak istediğim iş yerleriyle yaptığım görüşmelerden olumsuz yanıtlar alıyorum. işten sonraki boş zamanlarımda eksik kalan konularda kendimi geliştirmek istesem de sistematik bir şekilde ilerleyemiyorum.

    - askerlik meselesini çok erteledim. o kadar türlü türlü insan içinde kafayı yemekten korktuğumdan askerlik yapmak hiç istemiyorum ancak askere gidip gelmenin boktan yaşamımda yeni bir sayfa açabilme ihtimalini de düşünüyorum.

    - biri liseden diğeri taa çocukluğumdan beri en iyi arkadaşlarımdan olan iki ibnenin bana attıkları kazıkları hiç unutmuyorum. bugün kimseye güvenemiyorsam, kimseden medet umamıyorsam, kimseyle yakın ilişki kuramıyorsam hep bu ikisinin yüzünden. beni bu iğrenç yalnızlığa ittiğiniz için allah belanızı versin.

    - hata yaptığımı düşünüp, beni tavırlarıyla cezalandırdığını sanan bazı insanlar işin aslının gerçekte ne olduğunu bilmiyor ve benimle sorunla ilgili açık açık konuşmuyor, bana karşı ön yargıyla yaklaşıyor. valla hiç umrumda değilsiniz, zaten hiç de umrumda olmadınız. keşke kendinizi yiyip bitirmeseniz.

    - kadınlara duygusal olarak arzu ettiklerini veremiyorum. bazen yapabileceğimi düşünsem de elimden gelmiyor, yapamıyorum. yine de hayatıma girenlerin hiçbirini öyle çok üzmediğimi düşünüyorum. bence çok zarar vermeden gelip geçtiğim için sevinmeliler.

    - evet hayatımın her alanında uyumsuz ve sorunlu bir insan izlenimi veriyorum. belki de öyleyimdir, bilmiyorum ama şurası kesin. sürekli kötü bir ruh hali içerisindeyim. peki bunun sebebi ne? benim kötü ve başarısız biri olmam mı yoksa başkalarının ve başka şeylerin beni kötü hissettirmesi ve şanssızlık mı? daha da kötüsü, sorun hangisi olursa olsun nasıl çözüm bulacağımı bilemiyorum.

    - beni kötü etkileyen her şeye lanet olsun. iyi şeyler olmuyor. bana gerçekten iyi gelebilecek şeylerin varlığını hissedemiyorum. onlara doğru yol alamıyorum. boğulacakmışım gibi hissediyorum.
  • kendimi anlatmaya cesaretim yok. bunu kendimi bildiğimi varsayarak itiraf ediyorum. aksini kabullenmek daha da büyük cesaret işi.
  • 6 yıldır istanbulda yaşıyorum. hala adalara gitmedim. biride gelip hadi bu hafta sonu adalara kaçalım demedi. bahar gelsinde sırt çantamı alıp vapura atlayıp tek başıma gideyim en iyisi..
    (bkz: yalnızlık)
    *
  • hep içimde zaman zaman gelen bir yere olanca gücümle yumruk atma isteği vardı. 1 gün önce bunu olanca hissizliğimle bildigin taş yola yumruk atarak gerçekleştirdim. hiçbir şey hissetmedim. belki havanın soğukluğundan belki benim o anki hissizliğimden kaynaklı bilmiyorum. biraz zaman geçince elime baktım. baktığımda yine hiçbir şey hissetmedim. kan vardı küçük taşlar vardı parçalanmıştı umrumda değildi. rahatlamıştım. yıkamak, temizlemek bile istemedim. saatlerce baksam yine bakardım. zevkle. çünkü hissizliğimin somut göstergesiydi o benim için. hala bakıyorum, şişmiş, morarmış, yara bere içindeki elime. o çok sevdiğim, çizimlerimi yapmamı sağlayan elime ve zevk alıyorum. hoşuma gidiyor evet. tek istemediğimse iz kalması.
    ve biliyorum bu yaralar geçtikten sonra her şey tamamen geçmiş olacak. ben o yolda bıraktım hıncımı, sinirimi, kırgınlığımı ve hislerimi
  • çoğu zaman intihar etmek istiyorum ancak gõtúm yemiyor arkadaşlar. yaptırımları çok ağır.
  • orhan baba'nın dediği gibi acının tiryakisiyim galiba. yoksa sabahın köründe gözümü açar açmaz balkon gülü misali camda aysel eşliğinde sigara içip kendime kast etmezdim.

    ayrıca sokak lambaları yanmıyor, belki de (bkz: karanlıkta nüfus sayımı) yapıyorumdur. hani konumumu bildirip, dualara kabul filan temenni de ediyor olabilirim.

    neyse sabah sabah iyi saçmaladım.
  • anladım ki ekşi sözlük naif insanlara göre bir yer değil.artık bilgilenmek fikir alış verişi yapmak için hiç uygun değil.hiç sosyal platformu kullanmayan,okuyan düşünen,sorgulayan,empati kuran,güzel örnek teşkil etmek en azından her hangi bir konuda umut verici olmak adına yazılan iki satır cümlenin bile kan kokusuna gelen piranalar gibi etrafı sarılarak baltalanmakta.başlıklara bakıyorum,içten samimi bir şekilde içini ya da bilgisini paylaşan her insana anında olumsuzluk yüklü saldırılar oluyor.bilinçli bir sindirme olduğu kanaatindeyim.mutsuz,yalnız,hayatta ki her bir olguyu para ile ölçümleyen,hırsları olan,paylaşmaktan ziyade saldırmakla yarışan varlıklarla çevrili etrafımız.seçici sosyal insanlar olarak iç yolculuğumuzda derinleşiyoruz sayelerinde ancak fütursuzları ses çıkarılmayacak gibi değil.radyo tiyatrosu dinlemeyi bir tv showunu hem izleyip hem sayfalarca eleştirmeye vakit harcayanların,cafelerde sosyalleşen insanların evde sosyal oyunlar oynayan insanları romantiklik ya da yaşamamakla suçladıkları,para herşeydir diyerek para için herşeyi yaparak yaşayan modern zamanların kölelerinin baskın geldiği zamanlardayız...bu insanlara hiç bir şey anlatamayız,birebir yaşantımızla da örnek olamayız çünkü kapalı devre gelen bir neslin çocukları/torunları bunlar.babadan oğula/kıza nesil yani...ama bizler hala hayattayız.umudun,sevginin,saygının,hoşgörünün,samimiyetin,sadeliğin,an da yaşayarak an da kalarak tüm güzelliklerden haberdar olan/olduranlar olarak birlikteyiz.yalnız değiliz aynı gökyüzünün altında aynı acılarla aynı sevinçleri bilinç havuzumuzda ortak bir empatide birleştirmeye devam edeceğiz...ettiğim en büyük küfür de kendilerine şudur : sizin algınızı yırtarım haa :d
  • ruh esimi ozledim.