şükela:  tümü | bugün
326 entry daha
  • sinan canan ve dücane cündioğlu söyleşisi! son dönemlerde en keyif alarak izlediğim tartışma oldu, efsane bir boks maçı izlesem bu kadar hoşuma gitmezdi herhalde! izlemek isteyenler için link : https://youtu.be/j8ktjmhiegs

    -----spoiler-----

    3 saate yakın bir söyleşi yapmışlar tüm detaylarıyla analiz etmek istedim. izlenimlerimi aktaracağım bunlar benim şahsi kanaatlerim.

    sinan canan, malum evrim, bilim, islam, felsefe, ezoterizim, kuantum, nörofizyoloji, vs hepsini harmanlayıp akademik bir zikir fikir ve bilim tarikatı kurmaya çalışıyormuş izlenimi uyandıran aydın elit dr. prof pratisyen vs bir abimiz.

    dücane cündioğlu ise özellikle evrim, ezoterizim, new age, münazara olayları vs vs gibi hep kaçındığı muhtemelen itbarını korumak adına pek yanaşmadığı ama felsefe, ve din gibi konularda pek dolu piyasada benim diyen herkesi bu konularda tokatlayacak bir abimiz.

    şimdiiii efendim iki boksörde ringe çıktı, sinan canan el sıkışmak babında dücaneye yanaşıp 15 dk falan methiyeler düzdü, şöyle büyüksün, böyle bilgesin hocamsın bilmem ne, dücaneden çok ben rahatsız oldum bu saçma girişten, kısaca hoşgeldin dersin, üç beş kelimeyle tanıtırsın konuya girersin. sinan boş adam değil baya kurnaz kıvrak bir zekası var aslında ikisi farklı görüşlerin adamı peki sinan, dücaneyi neden yayına çağırdı??

    sinan canan, din-bilim sentezcilerinden biri, caner taslamanla aynı kulvardalar. dücane ise "dinleyen insanlar olsun ben sürekli öğrendiklerimi anlatayım" kafasında sonsuza kadar konuşabilecek bir garip adam, normalde tartışmalardan vs kaçınır akıllı adamdır. sinan canan fikirlerini aşılamak için sürekli yeni kitleler devşirmek isteyen biri bence, niye derseniz önüne gelenle canlı yayın yapıp din bilim vs temalı yayınlar yapıp duruyor. dücaneyi yayına çağırma sebebi bence hem dücanenin kitlesini devşirmek, hemde dücaneden ufakta olsa bir şeyler koparıp din-bilim sentezi için argüman, referans, söylem vs geliştirmek yoksa dücaneyle bilgi anlamında aşık atabilecek gücü kabiliyet olmadığını en baştan biliyor, bir umut manipüle edip üç beş bir şey söyletebilirim diye umutlanmış olmalı. peki dücane deplasmana neden gitti normalde bu tarz olaylara girmez ama sinandan gelen teklifi boş bulunup değerlendirmiş olabilir, belkide bu tayfaya karşı dolmuşsa eğer pataklamak için iyi bir fırsat olarakta görmüş olabilir bence pataklamak için iyi bir fırsat diyip sinanın yayına katılmayı kabul etti.

    yayının başında sinan dücaneye olan hayranlığından bahsetti, övdü, yüceletti sıvazladı, pohpohladı falan az daha ben boşalacaktım böyle bir muamele yok. sinancım kimse kimseyi bu kadar övemez, bu kadar övmek ben boş bir adamım demekle eş değerdir. sende bunu neden yapasın, boş bir adam değilsin bence bu tevazuda değil nezakette? belki dücanenin başını döndürürüm, aklını kurcalarım, bilinç altına daha kolay erişirim falan diye düşünüp bu kadar övmediysen bende bir şey bilmiyorum. tabi bunlar sonuçta benim şahsi sanrılarım hatırlatayım.

    dücane bu övgü kombolarına fazlasıyla alışık olduğu için, kibrinden ötürü sahip olduğu yüksek tevazusu ile kibarca; bokunu çıkardın hatta çıtayı yükselttin manasında entelce bir karşılık verdi.

    dücane biliyor sinan referans almaya gelmiş, ebele hübele sinan lafı evrime getirdi (bu arada ben dücaneyi tutuyorum bu maçta ama sinan kesinlikle boş bir boksör değil dücaneden elli tane aparkat yesede ringde zıplamaya devam etti hep) lafı evrime getirdi dedik. sinan;"ben başta evrime karşıydım ihtimal vermiyordum sonra birden bakış açımı değiştirdim ve gözden kaçırdığım şeyleri inceleyip evrime ikna oldum ve inancımla evrimin birbirine karşı olmadığını anlatmak ikisini uzlaştırmak istedim" diye bir giriş yaptı topu dücanenin ayağına bıraktı. bekliyor ki dücane evet evrim var desin vursun topa gol olsun. dücane ne yaptı peki lafı evirdi çevirdi otuz tane kavram anlattı bunları tanımladı, sinanı kulağından tutup ufak bir gezintiye çıkardı sanki "siz bu işi anlatıyorsunuz ama yönteminiz yanlış bu iş öyle olmaz" dedi dücane, sinan "abi yol göster nasıl yaparım evrimi dinle nasıl kabul edilebilir bi şekilde birleştiririm yöntem arıyorum" dedi açıkça, dücane, bunlara ne anlatırsan anlat seni kabul etmezler herkese anlatamazsın bunu kabullen körü körüne ideolojisine bağlı insanların bir kulağından girer ötekinden çıkar boşa kürek çekiyorsun, dedi sinana.

    sinan yılmadı tabi din ve bilim spesifik olarak evrim ve din arasında güçlü bir sentez kurma isteğini yineleyince, dücane dayanamadı, din başka bilim başka felsefe başka bir şey dedi kesin ayrımını yaptı kavramları masaya yatırdı, baştan tek tek açıkladı "bunlar ayrı ve bir araya getirilmemesi gereken şeyler" diye izah etti, bir araya getirmek için ikisinide yamultman eğip bükmen gerekir dedi, sinana. baktı ki sinan kem küm ediyor, kardeş dedi evrim ve din mevzusunu birleştirmeye çalışan ya bilgisiz, yetersiz konuya tam hakim değildir, yada müşterisi çok olduğu için bu işle uğraşıyordur dedi. yani sinana iki ucu boklu bir değnek sundu karıncayı belini incitmeden sevmeye çalışıyor ama yinede bu çok sert bir karşılıktı bence. ya malsın yada kurnaz bir tüccarsın demeye getirdi. sinan tabi hiç üzerine alınmadan kendini üçüncü bir seçenekle sıyırmaya çalıştı ben insanları toplumu aydınlatmak için bu yola girdim demeye getirdi.

    dücane lafını dolaylasada esirgemiyor, sinanın söyletmek istediklerini biliyor, sözlerini cımbızla seçip öyle konuşuyor, sinan ufakta olsa bir şey yakaladığında heh işte dücanede bizim kafada demeye getirecek hatta aynı fikirde olmasa bile dücaneyle iletişim kurarken sanki dücaneyi kendi fikirlerini destekleyen şeyler söylüyormuş gibi gösterecek bir tarzda yönlendirmeye çalışıyor konuşmayı. bu noktadan sonra dücanenin tarafınıda tutmayı bıraktım. çünkü hem olayı temelden ele almıyor, hem çözümlemesi yanlış, hemde adama ya şu ya bu diyor üstelik kendi fikrini açıkça söylemiyor ne evrim var diyebiliyor ne de yoktur diyebiliyor. hep bi çetrefilli.

    yahu adam seni konuk etmiş, sana diyor ki ben evrim ve din konusunu uzlaştırmak istiyorum, ha eğer uzlaşmayacaksada neden uzlaşmaz onu bari anlat, sen bilge birisin bana izah et ben yoruldum bu keşmekeşten diyor. dücanede diyorki benim için din bilim ve felsefe ayrı ve uzlaşamaz şeylerdir benim böyle inandığım bir üçleme teslis var. bunları birleştirmek isteyende ya cahildir yada tüccardır. bu söylemini desteklemek içinde bir sürü teferruata girişti kavramları tanımlama silahını kullandı. bu neden bir silahtır, çünkü kavramları tanımlamak kesinkes ayrım yapmak demektir. kavramlar farklı şekillerde tanımlanabilir fakat eğer buna yeteneğiniz varsa. sinan bu konuda yetersiz olduğu için karşılık veremedi. tanımları kabul etti reddedersem ve beni haksız çıkaracak başka argümanlar sunarsa itibarım zedelenir diye korktu.

    şimdi birazda kendi düşüncelerimden bahsedeyim ben olsam sinan'a derdim ki kardeş evrim yaratılışla ilgili bir konu madem sen önce bi bana varlık felsefenden bahset ontolojin nedir diye sorardım. muhtemelen o da bana evrim tabanlı bir ontoloji anlatırdı, yani derdiki yıldız tozları, kimyasal tepkimeler algler, oksijen, karbon, su, balık kurbağa falan falan. eyvallah kardeş peki uzlaştırmak istediğin dindeki ontolojik yorum nedir onuda bir izah et diye sorardım. muhtemelen kutsal kitapta bunun aksi, çelişen bir ontolojik yorum yok derdi bir sürü argüman sunardı. peki senin şahsi bir ontolojik yorumun var mı varlık felsefeni kendin yaptın mı diye sorardım ve muhtemelen yok derdi çünkü mevcut hazır iki konsepti harmanlamaya çalışıyor. eğerki kendi ontolojisini yapmış olsaydı bununla beraber tartışması ve açıklaması gereken yüzlerce kavramla karşılaşırdı. mesela elementlerin kaynağı, mesela zaman, mesela elementlerin reaksiyonlarının ilkeleri, mesela yaratılış ilkeleri, mesela bu ilkelere etki eden ikincil hatta üçüncül ilkeler, mesela varlığın zıttı? (burda aklınıza varlığın zıttı olarak yokluk yada hiçlik gelebilir ama kastettiğim varlığın ilkelerinin zıttıyla varolan farklı bir enerji, titreşim frekansıyla belki izah edilebilecek bir şey), mesela kutsal kitaptan referans alıp mantık yürüterek ulaşılabilecek daha bir çok ilke ve kaide var. sevgili sinan kardeşim bu yollardan geçtin mi? belkide geçtin belkide geçmedin.

    bir diğer husus olarak şunuda açıklamasını beklerdim günümüz evrim modeli, modern bilimin sahiplendiği ve himayesi altında gelişen bir konu. peki modern bilim doktrini, felsefesi, yöntemi neden, ne zaman ve nasıl oluşturuldu? muhtemelen medeniyet seviyesi geliştikçe insanlar daha rasyonel yöntemlere ihtiyaç duydular ve yakın tarihte modern bilimin esaslarını oluşturdular diyecek belkide başka bir şey anlatacak. bende o zaman derdim ki modern bilim kiliseye bir tepki olarak rönesans öncesi ve rönesansla birlikte gelişen dogmatik baskıdan vs kurtulmak ve arasına bir duvar örmek adına, tamamen materyalist bir anlayışla inşaa edildi, bunu cümle alem biliyor. evrenin oluşumunuda dinlerden bağımsız bir şekilde açıklamak adına, evrim teorisini destekledi, geliştirdi ve rasyonel bir model oluşturmak için her şeyi yaptılar.

    yani evrim teorisi materyalist bir anlayışın, kiliseden tanrıdan kaçan bir anlayışın boşluk doldurmacası iken, bunu tam karşısındaki dogmatik anlayışla neden birleştirmeye çalışıyorsun ki? neden birleştirmeye çalışıyorsun aslında ben biliyorum, dücane seni anlamadı ya bilgisizsin ya tüccarsın sandı yani bilgisiz olmadığına eminde tüccar olabilitene dem vurdu. sonuçta bununla ilgili bir kaç kitap basarsan satarsın. o ayrı bir konu seni bu yollara sokan şey sinan kardeş tamamamiyle imaj mevzusu müslüman doğmuşsun materyalist bir felsefenin ürünü olan bir bilimle eğitim görmüşsün, bunların uyuşmadığınıda görüyorsun, evrim konusunu tartışırken akedemik ortamlarda dini argümanları olduğu gibi kullanamazsın dalga geçerler, camiye gidip evrimide anlatamazsın kafir derler, bu meselenin özü bir kimlik çatışmasıdır. kültür şokudur, sentezleyip işi çözeyim çabasındasın, ama derdin aslında ikisini bir araya getirip dinbilimsel bir ütopya kurmak değil, yaşamın sana verdiği bu iki kimliği, elbiseyi üzerine şık bir şekilde giyip ucube gibi görünmek istemiyorsun, belki saçmalıyorumdur ama benim kurduğum neden sonuç ilişkisinden çözümlemeden çıkan bu. burda samimiyet göremiyorum sen samimi olduğuna inanıyorsundur elbette ama bu arkaplanda bir imaj meselesi malesef. aynı problemden dücane cündioğluda muzdarip daha önceki bir yazımda uzun uzun onunla ilgli mevzuyu izah etmiştim onunki farklı biraz ama temelde ikinizinde problemi imaj. bu da siz kısıtlıyor samimiyete pranga vuruyor. nasıl göründüğüne insanların sana nasıl bakacağına takılman demek bozuk bir yolda ilerlemen demek yol seni çok yorar, bunlardan sıyrılıp yola çıkarsan pürüzsüz bir yolda ışık hızıyla ilerleybilirsin, ne yazıkki insan şekilci bir yaratık, saf bilgiye erişmenin bedeli ağır bir şeydir, ne ayranım dökülsün ne de yoğurdum ekşisin diye yola çıkarsan bi yere varamazsın o yol ya seni cahil yapar yada tüccar belkide dücanenin demek istediği buydu ahahha, her neyse alternatif üretecek kapasitemiz mevcut ama doğru düzgün neden sonuç ilişkisi kurmadan kendini bilmeden, anlamadan bu işler çözülemez. hem hacılar beni beğensin hem hocalar sevsin diyorsan sadece dini ve bilimi değil bütün bir yaşamı tarihi ve olayları birlikte ele alıp çözümlemek gerek. herkes farklı bir pencereden bakıyor pencereden içeri giren ışık tek bir kaynağa ait bunu kavramak lazım.

    alternatif bir yaratım modeli ortaya konulamaz mı birazcık felsefeyle, tefekkürle, tanrı size bütün kapıları açar, birazcık bilimle ise en fazla ordinaryus olursun üniversitede kürsü verirler fark bu.

    en son kısımda ruha inanıyormusun diye olaya girdi dücane, sinan mevzuyu açmadan orayıda halledeyim dedi herhalde, kendi fikirleriyle konuşmayı pek tercih etmez dücane illa ordan burdan referans verecek malum imaj itibar mühim hadise tanrıda ona göre hesaba çekicekte ben mi bilmiyorum neyse ruh ve bedeni birleştirmek din ve evrimi bir araya getirmek olacağı için ruha inanıyorsun ve kuantumla falan açıklıyorsun oysa spirit psüke gayz pönoma bilmem ne otuz tane mevzuya girdi dücane hepsine hakimim şovu mudur nedir, anlamadım ruh o değildir şudur, burda anlatılan budur falan bir sürü şey ama ruh nedir sorusunun cevabı yok. biliyorum ama söylemem minvalinde bir konuşmaya boğdu adamı. insan bedeni bir hosttur host ing. yani ev sahibi, insan demek fiziksel bir makine demek değildir, insan dediğimiz varlığın kullandığı araçtır beden ve yalnızca insan yerleşik değildir bu bedende, birden çok varlığa ev sahipliği yapar beden, insan ise bu makinenin bedenin aracın maliki olması için yaratılandır. ruh ise bu şahsiyetin tanrıyla arasındaki bağdır. ruhundan üflemek rabıta kurmak bağ kurmaktır bence. can ise şahsiyetin, yani nefsin, yani üflenenin bedenle arasındaki bağdır can. bilinç ise algıların ve toplanan ve mevcut kaynakların işlevselliğiyle birlikte oluşan işleyen mekanizmadır bilinç, bu işlerlik sekteye uğradığında bilinç kaybı olur falan. bak mesela bu kadar basit bir şekilde açıklanabilir. anlayan anlar anlamayan anlamaz ama bir mantığa oturtmak yada ifade etmesi imkansız şeyler değil.

    yıl olmuş 2020 hala üstün körü tartışmalara devam ediyoruz belkide bu işin bu şekilde yürümesi gerekiyordur zonk diye bir aydınlanma yaşanması absürt olur belki ama hiç mi ilerlemez bazı şeyler yahu sıkıldık bu yalan dolan paradokslardan. her neyse en azından insanı düşündüren az da olsa yeni şeyler öğreten bakış açısı sunan bir söyleşiydi biraz saygısızca ve hunharca girişmiş olabilirim olaylara ve kişilere, şahsen herhangi bir imaj kaygısı gütmeden yaşadığıma inanıyorum öyle olmasına gayret ediyorum belki bu da bir imajdır bilemedim ama uslubum için özür dilerim.
22 entry daha