şükela:  tümü | bugün
19 entry daha
  • bundan bir süre önce samanyolu tv'den trt'ye geçen açılar programında (evet izliyorum ne yapayım yani) mahir kaynak yunanistan'daki ekonomik krizin altından kalkamayacağını anlayan karamanlis'in ülkeyi seçime götürmeye ve sorumluluğu üzerinden atmaya mecbur bırakıldığından bahsetmişti (zaten seçimin hemen ardından karamanlis şöyle buyurmuş: "from the depths of my heart, i wish to thank the voters who backed us in these elections. i wish to congratulate george papandreou for his victory. <dikkat> we hope he succeeds in the great challenge of facing the economic situation." http://www.guardian.co.uk/…sok-wins-snap-greek-poll). ona göre türkiye'nin çevresindeki bütün ülkelerde avrupa ekolü (ziyadesiyle fransız ekolü) bir bir çökerken yunanistan bu duruma kayıtsız kalamazdı, yunanistan'da da avrupa ekolünün temsilcisi karamanlis'in yerine amerikan ekolünün temsilcisi yorgos papandreu (new york times: "papandreu, yunanlar'ın amerika'ya bakışını değiştiren adam!" - http://arsiv.sabah.com.tr/2001/09/04/d02.html) iş-başına getirilmeliydi. nitekim yunanistan'da öyle bir seçim oldu ki, dış başından takip ettiğim kadarıyla ne öncesinde ne de seçim gününde papandreu'nun seçimden galip çıkamama gibi bir ihtimalinden bahsedilmedi. öyle bir maç düşünün ki, galibi kesin beli; bizdeki 29 mart 2009 yerel seçimleri evvelinde başbakanın "galip belli" söylemlerini andıran bir durum yaşandığı açık. bir nevi yorgos papandreu tahta oturan değil de bir şekilde, manipülasyonla oturtulan olmuş gibi. bu analize göre papandreu döneminde türkiye-yunanistan ilişkileri de türk-yunan dışı bir elle düzenlenecekmiş gibi bir izlenim veriyor. sanki ekonomik kriz sonrası avrasyada yaşanan alabora, krizin kaynaklandığı ülkeden çok daha etkili olmuş gibi. sanki istenmeyen hükümetler devriliyor ya da istenen kimi hükümetler daha da güçlendiriliyormuş gibi. papandreu da bu durumdan nasibini almış gibi görünüyor.

    mahir kaynak, bilindiği gibi önümüzdeki dönemde türkiye'nin topraklarında azalma değil artış olacağından da bahsediyordu. bütün kaygılardan ve gündelik teorilerden sıyrılırsak, türkiye cumhuriyeti'nin belki mustafa kemal döneminde bile olmadığı kadar komşularıyla ve islam dünyasıyla iyi ilişkiler içinde olduğunu söyleyebiliriz. ırak bölündü, kürdistan kuruldu, türkiye cumhuriyeti'nin neredeyse bir asra yaklaşan geçmişiyle bir kırmızı çizgisi ihlal edildi; baştaki hükümet bundan güçlenerek çıktı, ülke sathında infialden söz etmek mümkün değil. iran hem dünyayı tehdit ediyor hem de dünya tarafından tehdit ediliyor ama çevre ülkeleriyle ilişkilerine bakarsak, en uyumlu olduğu ülke türkiye. ermenistan'la olan ilişkilerden söz etmeye gerek var mı? azerbaycan'ın bir iki burun kıvırmasına rağmen, onlar da kendi menfaatleri gereğince ermenistan'la yakınlaşmak zorunda kaldıklarını anlayıp daha ciddi görüşmelere başladılar. böylece türkiye iki tarafı da idare edebilme yetisine kavuştu. putin-erdoğan, berlusconi-erdoğan, merkel-erdoğan ve en nihayetinde obama-erdoğan paslaşmaları ise herkesin dilinde. erdoğan'a kimi arap memleketlerinde halife bile denmesine neden olan one minute garabetinden sonra israil'le neredeyse hiçbir gerginlik yaşanmadı, mayınları temizleme meselesinde ise kimse olan bitene şaşırmadı. daha birkaç hafta önce türkiye-suriye arasındaki tarihî yakınlaşma öncelikli haberdi. bütün bunlar nasıl oldu? acaba yorgos papandreu'nun iş-başına gelişi de yine bu bölgedeki türkiye-x yakınlaşmalarının yunanistan ayağını mı oluşturuyor? zira 1999'daki papandreu, biraz da ismail cem'in katkılarıyla türkiye'nin gönlünü alan helen rolünü üstlenmişti (http://www.radikal.com.tr/…5.10.2009&categoryid=81; http://gamzegungormuskona.blogspot.com/…rchive.html ; http://www.global-leaders.tv/…v/yorgo_papandreu.asp).

    bu bölgedeki bütün ülkelerde bir kaynama ya da eskiye göre değişiklik söz konusu. ya söylem değişiklikleri ya da aşırı garip görünen yakınlaşmalar görülüyor. buna bağlı olarak güney kıbrıs'ta da başka türlü bir türk açılımı olabilir; ya da bir krizle hükümet düşer, kıbrıs'ta bunların olması hiç de zor değil. kıbrıs'ta oyların çok kolay satılıp, alınabildiğini biliyoruz (oğul denktaş'ın açıklamalarını hatırlayınız). mutlaka bir şey olur, bölgede son kertede kimin işine geleceğini çözmenin güç olduğu bir türk-yunan uzlaşımı için kıbrıs'ta barış rüzgârları da esebilir. obama'nın we can change'i herbir yanı kasıp kavuruyorken, içinde bulunduğumuz bölge de değişiyorken yunanistan aynı mı kalacak sanıyordunuz? alın size değişim. yorgos papandreu iktidarda, söylem ise belli: "we need a new start,... we need to clean up our act … people, clearly, are looking for an alternative that is both realistic and visionary... we bear a great responsibility to change the course of the country ... we know that we can make it." bu yeni başlangıcı, papandreulu günlerin başlangıcını sosyalistlerin başarısı olarak görmektense konjonktürün gereğine bağlamayı yeğliyorum. başta da söylediğim gibi, tahta oturandan ziyade oturtulan yeni kralmış gibi duruyor.

    bir sonraki müdahale için ise balkanları öneriyorum (http://www.guardian.co.uk/…osnia-and-herzegovina-eu), karadağ da kara ile dağ diye ayrılacakmış, öyle duydum, görüşüme katılanlara bolulu hasan usta'dan keşküllü dondurma ısmarlayacağım.
54 entry daha