şükela:  tümü | bugün
35 entry daha
  • nasıl ki eski ahit (vetus testamentum) literal ve teolojik anlamda yahudilere ve onu evangelicum kapsamına sayan hıristiyanlara bırakılamayacak kadar tuhaf bir eski çağlar diliyle yazılmışsa, kuran da aynı geleneğin bir devamı olarak yazılmıştır. ister müslümanların inancı gereği omnipotens tanrı yazdırmış olsun, ister muhammed peygamber kendisi iteklemiş, fark etmez, kuran dili literal ve teolojik içerik anlamda kuvvetlidir. sadece "yerdekiler ve göktekiler" ayrımından bile bambaşka teolojik tahlillere ve ufuk açıcı saçmalamalara (bunun adı saçmalamadır, kimse kusura bakmasın ama benim "saçma"yı ne anlamda değerlendirdiğimi de araştırmak zorundasınız anlamak istiyorsanız) ulaştırır insanı farkına vardırmadan, gerisinden bahsetmiyorum bile. mohammed's ladder! yukarı doğru zihnî gelişim, yücelme ve ardından yeryüzündeki sefalete bakıp içlenme. yeryüzünde sefillikten başka bir şey yok. neyse, şimdi akışa kaptırmayalım kendimizi.

    peki, bu hadis ve sünnet ne işe yarar? ben söyleyeyim size, isa sonrasında farklı babaların topladığı farklı isa anekdotları, başta paulus olmak üzere türlü büyüklerin mektupları ve aktarılan mesellerden oluşan yeni ahit (novum testamentum) hıristiyanlar için hangi boşluğu doldurma anlamını taşıyorsa, hadis ve sünnet geleneği de müslümanlar için aynı ihtiyacı giderir. bir kere hadis ve sünnet salt peygamber sözleri değil, aynı zamanda müslümana miras bırakılacak olan yaşama biçiminin modelini sunar. nitekim novum testamentum da öyledir, ziyadesiyle isa'nın yaşam-öyküsü bir model olarak sunulur. her iki durumda da, eski ahit ile kuran'ın "sanki yetmezliği" (burada "quasi-non satis" diyecektim de ukalalık olmasın istedim, sanki şimdi olmamış gibi!) söz konusudur, hemen celallenmeyin, "sanki-" diyorum. inancı sağlam olanlar af buyursun ama, hadislerde meselenin fazlasıyla abartıldığını biliyoruz, mesela cennette müjdelenen enes'in peygamberin türlü yemeğindeki kabakları ayırıp onları daha bir iştahla yemesini aktardıktan sonra "o günden beri kabağı seviyorum (buhari, buyu' 30; et'ime 25, 35-38; müslim, eşribe 144, 145) ve bana yapılan yemeklerde kabak koyulabilecek her yemeğe kabak koyduruyorum" demesi (müslim, eşribe 145) bile bir muhammedî yaşam modeli (isnad edildiği kadarıyla elbette) olarak sunulmuştur, "ey müslümanlar siz de kabak yiyin" gibi bir mesaj olabilir altında, tamam olsun da, gerçek hayatta bunun gibi aktarımlar ne işimize yarayacak? (şey yapsanıza #19540793)

    mesaj olsa da, olmasa da yukarıdaki gibi anekdotlar, benim nereden ve nasıl geldiğimi açıklayacak ve böylece zihnen beni yukarıya taşıyacak, tatmin edici kozmolojik argümantasyonun, ahlâk duyuşunun neresinde yer alır?

    kuran gibi zamanın ötesine seslendiği düşünülen metne yeni ahit'teki isa'yla ilgili anekdotların farklı kişiler tarafından toplanmasına benzer şekilde farklı kişilerin aktarımlarıyla beslenmiş bir metni yani muhammedî yaşam modelini itekleyen hadisleri eklemlemenin ne gibi bir mantığı olabilir? dahası hadis ve sünnet taraftarlarının dayanaklarından olan, örneğin, i. halife ebu bekir'in "ben resulullah'ın yapmakta olduğunu gördüğüm şeyi terk etmem, muhakkak yaparım, onun emrinden bir şey terk edersem sapacağımdan korkarım." (ahmed b. hanbel i, 4, 6, 9-10; buhari, humus 1) ya da iv. halife ali'nin "ben resulullah'tan bir şey duyduğum zaman allah'ın dilediği ölçüde onunla amel etmeye çalışırım" (ibn mace, ikame 193; ebu davud, vitr 26) sözleri de neticede hadislerde yer alıyor. yani kendi kendisini kanıtlayan ve destekleyen bir mekanizmayla karşı karşıyayız. tıpkı birinin çıkıp "yeni ahit'teki isa aktarımlarının tamamı doğru, zira kanıtı yeni ahit'in şu şu bölümüdür, baksanıza bu kitapta yazılanların hepsi doğrudur diyor!" demesi gibi. oysa peygambere kabak yemeği hikâyesini yakıştıran, aliye de bir söz söyletiverir, çok mu zor? isa da ölüleri diriltiyor neticede, kanıtı mı? kanıtı yeni ahit'te.

    s. m. deen'in de bildirdiği gibi (s. m. deen, science under islam: rise, decline and revival, pub. lulu.com, 2007, s.221), hem isa'nın yaşam öyküleri ve dersleri, hem de hadisler, iki peygamberin de ölümünden sonra toplanmıştır. nasıl ki fundamentalist hıristiyanlar yeni ahit'teki farklı incillerin tanrısal ilhamla kaleme alındığını söylüyorsa ve buna yürekten inanıyorsa, fundamentalist müslümanlar da hadislerin, en azından bir kısmının "sahih" olduğunu yani dolaylı yoldan "tanrısal" olduğunu düşünür. mesele fundamentalist olup olmama meselesiymiş gibi görünüyor, "ben inandım oldu"culuk oynanıyor sanki. imam ebu hanife aktarılan hadislerin sadece bir kısmının sahih olduğunu söylerken, sünnilerin önemli bir bölümünün hadislerin önemli bir kısmına en basit tabirle "saygı" göstermesi de şaşırtıcı, dahası imam malik ile şafi'nin de ebu hanife'yle ittifakı var bu konuda.

    tamam da din kardeşim (samimi bir hava estiriyorum), o vakit, sadece "allah'ın kelâmı" olduğu ve zamanın her dilimine gönderildiği düşünülen kuran'ı temel almazsın, imamına uymazsın ve kabak gibi hadisleri lokma lokma yutarsın, sonra da "müslümanlığımın gereklerini yerine getiriyorum" dersin, nasıl olacak bu işler? müslümanlar kendi sola scriptura / sadece kutsal kitap ekolünü itelemek zorundadır, aksi halde ileride iznik konsiline benzer şekilde bir konsil toplayıp sahih olmayan hadisleri devreden çıkarmak isteyecek, böylece yüzyıllar oyunca hıristiyanlığa düşülen islamî şerhlerdeki temel eleştiri anlamını yitirecek. ayıklanmış kutsal yaşam modeli olacak sahih hadisler! bu haliyle, atsan atamıyorsun, kelâma katsan katamıyorsun hadisleri. sahih olmayanların bile hâlâ neden kitaplara kutsal kelâmmış gibi sokulduğunu tartışmakla yiten ömürler, islam'ın kendi martin luther'ine duyduğu ihtiyacın tartışıldığı günleri göremeyecek. biz de şimdilik hadislerin müslümanların yeni ahit'i olduğunu söyleyerek eşeklik edelim. kaynak topluyoruz, bu konuda yazmaya devam edeceğiz. çünkü ziyaret çarptı bizi. ilahî bir tesadüf bu akşam yemekte kabak salatası var.
100 entry daha