şükela:  tümü | bugün
500 entry daha
  • malumunuz, can yücel'in şairliği kadar bir başka çarpıcı yanı da kendisine özgü çeviri anlayışıdır. onun çevirmenliği biraz farklıdır. kendi yorumunu fazlasıyla katar. türk kültürüne uyarlar. çevirileri, çeviriden ziyade adaptasyondur. en bilinen örneği de zaten türkiye'de bolca tartışılmış olan meşhur hamlet çevirisidir. hamlet'in en iyi çevirisi diye övenler de var, orijinaline sadık kalmadığı için eleştiren de. hatta rahmetli, oyundaki efsane cümle to be or not to be 'yi, " bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin" diye çevirmişti. varın siz düşünün!

    şimdi aşağıdaki şiiri okuyunca göreceksiniz ki, ortaya çıkan şey çeviriden ziyade uyarlama olmuş. can yücel, çoğu çevirisinde olduğu gibi, bu şiirde de kendi izini bırakmış. tamamen bizim kültürümüze özgü öğeleri eklemiş. karşılaştırma yapabilmeniz açısından, şiirin ingilizce orijinalini de bulup aşağıya ekledim. can yücel dışında, melih cevdet anday (özellikle annabell lee çevirisi), orhan veli (özellikle la fontain masalları) ve behçet necatigil'in (özellikle henrich heine ve knut hamsun) çevirileri de orijinalleri kadar iyidir denebilir. en azından benim için. can yücel'in bize özgü sözcük ve deyimlerin birkaçını, aşağıdaki ingiliz şiirine nasıl uyarladığını gizli bkz'larla vurgulamak istiyorum. özellikle ingiltere'nin brighton kentini çamlıca yapması takdire şayan. *

    allasen söyle nedir aşkın aslı astarı

    kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
    kimine göre bir kuş,
    kimi der, onun üstünde durur dünya,
    kimi der, kalp kuruş;
    ama komşuya sordum, nedense yüzüme
    mânalı mânalı baktı,
    karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
    aşkedecekti tokadı.

    şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
    yoksa kandil çöreğine mi,
    hacıyağına mı benzer dersin kokusu
    yoksa leylak çiçeğine mi?
    çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
    andırır mı yoksa pufla yastıkları,
    keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
    allasen söyle nedir aşkın aslı astarı!

    tarih kitapları dokundurur geçer
    köşesinde kenarında,
    hele bir lâfı açılmaya görsün
    şirket vapurlarında;
    eksik olmaz gazetelerden, bilhassa
    intihar haberlerinde,
    mâniler düzmüşler gördüm üstüne
    telefon rehberlerinde.

    aç kurtlar gibi ulur mu dersin
    bando gibi gümbürder mi yoksa,
    taklit edebilir misin istesen kemençede,
    ne dersin piyanoda çalınsa;
    çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
    yoksa ağıraksak bir hava mı?
    istediğin zaman kesilir mi sesi?
    alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

    bir hâl oldum çardakların altında
    onu araya araya,
    küçüksu'ya baktım, orada da yok,
    boşuna çıktım çamlıca'ya;
    anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
    bir acayip gülün lisanı da;
    benim bildiğim o kümeste değildi
    ne de yatağın altında.

    aklına esince çıkarabilir mi dilini,
    başı döner mi asma salıncakta,
    at yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
    usta mı düğüm atmakta,
    millet der peygamber demez mi,
    para mevzuunda nedir efkârı,
    borç alır borcunu ödemez mi?
    alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

    gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
    burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
    ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
    talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
    gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
    selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
    değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
    alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!

    şair: wystan hugh auden

    çeviri: can yücel
    ...................................................................................................................................................................
    şiirin orijinali:

    o tell me the truth about love

    and some say it's a bird,
    some say it makes the world go around,
    some say that's absurd,
    and when ı asked the man next-door,
    who looked as if he knew,
    his wife got very cross indeed,
    and said it wouldn't do.

    does it look like a pair of pyjamas,
    or the ham in a temperance hotel?
    does its odour remind one of llamas,
    or has it a comforting smell?
    ıs it prickly to touch as a hedge is,
    or soft as eiderdown fluff?
    ıs it sharp or quite smooth at the edges?
    o tell me the truth about love.

    our history books refer to it
    ın cryptic little notes,
    ıt's quite a common topic on
    the transatlantic boats;
    ı've found the subject mentioned in
    accounts of suicides,
    and even seen it scribbled on
    the backs of railway guides.

    does it howl like a hungry alsatian,
    or boom like a military band?
    could one give a first-rate imitation
    on a saw or a steinway grand?
    ıs its singing at parties a riot?
    does it only like classical stuff?
    will it stop when one wants to be quiet?
    o tell me the truth about love.

    ı looked inside the summer-house;
    ıt wasn't over there;
    ı tried the thames at maidenhead,
    and brighton's bracing air.
    ı don't know what the blackbird sang,
    or what the tulip said;
    but it wasn't in the chicken-run,
    or underneath the bed.

    can it pull extraordinary faces?
    ıs it usually sick on a swing?
    does it spend all its time at the races,
    or fiddling with pieces of string?
    has it views of its own about money?
    does it think patriotism enough?
    are its stories vulgar but funny?
    o tell me the truth about love.

    when it comes, will it come without warning
    just as ı'm picking my nose?
    will it knock on my door in the morning,
    or tread in the bus on my toes?
    will it come like a change in the weather?
    will its greeting be courteous or rough?
    will it alter my life altogether?
    o tell me the truth about love.
313 entry daha